Büyük felaket, “Çocuk Katiller!”
*Ahlak Giderse, Nesil Gider! 3T 1B 1Y ile Kendi Ellerimizle Yetiştirdiğimiz Kayıp Nesil!*
Toplumlar bir anda çökmez. Bir milletin çözülmesi; bir gecede, bir olayla ya da tek bir sebeple gerçekleşmez. Önce değerler aşınır, sonra anlam zayıflar, ardından boşluk oluşur ve en sonunda o boşluğu başkaları doldurur. Bugün karşı karşıya olduğumuz tablo tam olarak budur. Bu bir yorum değil; sahada, okulda, sokakta, ekranlarda gördüğümüz bir gerçektir.
Muhammet Binici’nin yıllardır dile getirdiği “3T 1B 1Y” yaklaşımı telefon, tablet, televizyon, bilgisayar, bağımlılık ve yapay zekânın yanlış kullanımı -aslında bu çöküşün haritasını- yıllar öncesinden ortaya koymuştur.
Bugün artık şu soruyu sormak zorundayız:
Biz çocuklarımızın kalbini neyle dolduruyoruz?
Bir Çocuğun Kalbi Boşluk Kabul Etmez
Bir çocuğun kalbi boş kalmaz. Ya mana ile dolar ya da madde ile.
*Eğer bir çocuk:*
• Ailede değer görmezse,
• Hayatın anlamını öğrenmezse,
• Ahlakla tanışmazsa…
Onun iç dünyasında bir boşluk oluşur. Ve bu boşluk tehlikelidir. Çünkü o boşluk mutlaka dolacaktır. Ama o boşluğu artık siz değil, dış dünya doldurur.
Milletimize ve insanlığa karşı savaş her alanda.
Gençlik bunun başında gelmekte!
*Uyuşturucu,
• 3T, 1B, 1Y (Telefon, Tablet, Televizyon, Bilgisayar, Yapay Zekâ)
• Sosyal medya,
• Diziler,
• Oyunlar,
• Şiddet içerikleri,
• Algoritmalar.
Özellikle Yapay Zekâ ile çalışan sistemler artık sadece içerik sunmuyor; çocuğun ne izleyeceğini, neye maruz kalacağını, hatta neyi düşüneceğini belirliyor.
Bu durumda çocuk artık sadece büyümüyor.
Yönlendiriliyor.
Bir çocuğun hayatında mana yoksa yerine şu üç şey hızla yerleşir:
1. Haz
2. Hız
3. Sınır tanımazlık
*Bugünün çocukları:*
• Beklemeyi bilmiyor,
• Sabretmeyi öğrenmiyor,
• Sonuç düşünmeden hareket ediyor.
“İstediğin her şey hemen olmalı.”
Ama hayat böyle değil.
Bu kopuş, çocuğun gerçek dünyayla bağını zayıflatıyor.
Ve bu zayıflık, zamanla öfkeye dönüşüyor.
Bugün televizyonu açın, dijital platformlara girin:
• Mafya karakterleri kahraman gibi sunuluyor,
• Silahlar sıradan bir eşya gibi gösteriliyor,
• Şiddet bir çözüm yolu gibi işleniyor.
Bir çocuk bunları bir kez izlese belki etkilenmez. Ama her gün, saatlerce maruz kaldığında…
• Şiddet rahatsız etmez,
• Silah korkutmaz,
• İnsan hayatı sıradanlaşır.
Ve bir gün o çocuk, ekranda gördüğünü gerçek hayatta denemeye kalkar.
Bugün okullarda yaşanan şiddet olayları işte bu sürecin sonucudur.
Bu olaylar bir başlangıç değil; gecikmiş sonuçlardır.
Kahramanmaraş’ta yaşanan trajik olay, toplumun yaptığı en büyük hatayı yüzümüze vurdu:
Biz hâlâ sorunu yanlış yerde arıyoruz.
*Failin:*
• Annesi öğretmen,
• Babası üst düzey emniyet mensubuydu.
Yani klasik anlamda “iyi aile” tanımına uyuyordu.
Peki neden oldu?
Çünkü artık çocuk sadece aileyle büyümüyor.
Çocuk:
• Ekranla büyüyor,
• Medyayla şekilleniyor,
• Dijital dünya tarafından eğitiliyor.
Bu nedenle mesele kişisel değil; sistemsel bir kırılmadır.
Muhammet Binici’nin en çok dikkat çektiği konulardan biri de budur:
Gençler kimlik arayışında yalnız bırakılıyor.
Yazdığı; Ben Kimim Silik Yüzlerin ve Kanadı Kırık Kuşların Hikâyesi adlı eserinde bu savrulmayı açıkça anlatır.
• Kendini anlamaya çalışıyor,
• Bir yere ait olmak istiyor,
• Bir anlam arıyor.
Ama bu süreçte yanında kimse yoksa…
O boşluğu:
• Sosyal medya doldurur,
• Dijital akımlar doldurur,
• Geçici kimlikler doldurur.
Ve genç, kendi kimliğini inşa etmez.
Hazır kimlikleri tüketir.
Bir tarafta ise bambaşka bir tablo var.
Enkaz altından çıkarılan bir çocuk…
Ailesini kaybetmiş…
Günlerce enkaz altında kalmış…
Ve söylediği ilk cümle:
Bu cümle tesadüf değildir.
Bu, bir değer eğitiminin sonucudur.
Bu örnekler şunu gösterir:
Çocuklar kendiliğinden böyle olmaz. Onlara ne verilirse onu taşırlar.
Bugün okullarda yaşanan şiddet olayları bir sonuçtur.
• Değer verilmedi, ekran verildi.
• Ahlak öğretilmedi, içerik sunuldu.
• Rehberlik yapılmadı, algoritmaya bırakıldı.
• Öfkesini yönetemeyen fertler,
• Empati kuramayan gençler,
• Sınır tanımayan davranışlar.
Gazeteci yazar Muhammet Binici yaklaşık 10 yıldır bu tehlikeyi anlatıyor.
Okullarda yüz binlerce öğrenciye ulaşıyor.
Aileleri uyarıyor.
Ama en acı soru şu:
Biz gerçekten dinledik mi?
*Onun söylediği en net cümle bugün her zamankinden daha ağır:*
*Bu gidişatı değiştirmek mümkündür. Ama bunun için dört temel yapı birlikte hareket etmelidir:*
Çocuğun kalbini boş bırakmamalı. Sevgi kadar sınır da koymalı.
Sadece bilgiye ulaşan değil, doğruyu arayan kişi olmalı.
Bilgi aktaran değil, karakter inşa eden bir rol model olmalı.
Ahlaki temelli müfredat oluşturmalı ve dijital dünyayı denetlemeli.
Bugün geldiğimiz noktada gerçek çok açık:
Sorun teknoloji değil.
*Eğer biz çocuklarımızın kalbini:*
• Anlamla,
• Değerle,
• Ahlakla doldurmazsak…
O boşluk mutlaka dolar.
Ama o zaman dolduran biz olmayız.
Ve o gün geldiğinde sadece şunu sorarız:
“Nerede hata yaptık?”
Cevap aslında çok basit:
Boş bıraktık.
Ya nesli biz yetiştireceğiz…
Ya da başkalarının yetiştirdiği bir neslin sonuçlarıyla yaşayacağız.
Ve o sonuçlar,
bugünden çok daha ağır olacak.
*Kısaca iş işten geçmeden Muhammet Binici’ye kulak verin benden söylemesi…*
Önce ahlak ve maneviyat!
Vesselam….
...
Yazarın tüm yazıları için;




