150

Prof. Dr. İBRAHİM ORTAŞ yazdı: "Düşüncenin Önündeki En Büyük Engel Olan Otosansür.."

Düşüncenin Önündeki En Büyük Engel Olan Otosansür; Yaratıcılığı Yok Ederek Gelecekte Toplumsal ve Ekonomik Sorunlara Yol Açabilir

Söylenenlerden çok söylenemeyenlerin bilinmesi daha önemlidir

Düşünmek ve bu düşünceyi özgürce dile getirmek, sadece anayasal bir hak değil; bir insan için hava, su ve gıda kadar temel bir ihtiyaçtır. Ancak günümüzde bu hayati ihtiyacımız dünya genelinde ciddi bir tehdit altında. Düşünce özgürlüğü ile yaratıcılık arasındaki bağ koparıldığında, toplumlar sadece sessizleşmekle kalmaz, aynı zamanda fikren ve ruhen kurumaya başlar. Eskiden ifade özgürlüğü kısıtlamaları sadece az gelişmiş veya demokrasisi zayıf toplumların bir sorunu olarak görülürdü. Oysa bugün, ABD ve Avrupa’nın bazı ülkelerinde başta Macaristan’da hükümetin toplumu kontrol etme isteğiyle bireysel ve toplumsal özgürlük alanlarını daralttığı sık sık gündeme gelmektedir.

Macaristan Seçimlerine Atfedilen En Ciddi Eleştiri Düşüncenin Sınırlandırılmamasıydı

Bu konuda Avrupa’da başta Macaristan’da Viktor Orban’ın 16 yıllık uygulamasıyla basını sınırlaması ve muhalifleri birtakım gerekçelerle içeriye alması çok sık konuşuldu. Benzer şekilde Rusya’da, Polonya’nın ve Bulgaristan’ın düşünceyi sınırlamaları ve iktidarların tutumları konuşulmaktadır. Bu bağlamda Avrupa’dan artan göçmen karşıtı tutum sahibi ve o anlayışa sahip siyasilerin oy oranlarını artırması, beraberinde otoriter yönetimlere eğilimli yönetimlerin iktidara gelme kaygısını artırmaya başlamıştır. Bu arada, başta ABD Başkanı Trump ve Rusya yönetiminin Orban’ı destek verme istemleri nedeniyle otoriter kontrollerin büyük güçler tarafından da istendiği düşünülmektedir. Büyük güçlerin kendi istedikleri otoriter kontrolü yönetimleri destekleyen yaklaşımın bu çağda ne kadar tutturacağı da test edilecektir. Seçim sonuçları bu bağlamda yeni analizleri beraberinde getirdi.

Düşünce Üretmenin Önündeki En Büyük Engel: Kendi İçimizdeki Sessizlik Otosansüre Yenik Düşmektir

İnsanlığın kısa geçmişinde, düşüncenin yasaklanması, sansür ve değişik engelleyici uygulamalar ve ona karşı verilen direnişler ile epey bir tarihsel bilgi birikimi mevcuttur. Halende akıl ve yapay zekâ çağında en çok konuşulan ve şikâyet edilen konu düşüncenin cezalandırılmasıdır. Günümüzde düşünceyi açıklamanın önündeki en büyük engel artık sadece dışarıdan gelen yasaklar değil; bireyin kendi zihnine vurduğu o görünmez kilit, yani oto sansürdür. Bu baskı ikliminin en sinsi sonucu ise oto sansürdür. Otosansür, bir insanın başına bir iş gelmemesi, dışlanmaması veya kariyerine zarar gelmemesi için kendi düşüncelerini bizzat kendi eliyle kısıtlamasıdır. İktidarların doğrudan müdahalesine gerek kalmadan, insanlar artık yazma ve konuşma dillerini yumuşatıyorlar, görüşlerini açıklamayı erteliyorlar. Kendini sürekli adeta bir "mikroskop altında" hissederek yaşayan birey, sonunda tamamen susmayı tercih ediyor.

Dünyadan Giderek Daha Çok Sessizlik Sarmalı Yayılıyor

Bu durumun örneklerini dünyanın dört bir yanında görmek mümkün. Macaristan’da basına yönelik sınırlamalar ve yolsuzluk haberlerinin "kişilik hakları" bahanesiyle engellenmesi, Rusya’da ordu hakkında "yanlış bilgi yayma" suçuna verilen ağır cezalar insanların sosyal medya paylaşımlarını silmesine neden oluyor. Dünyada çoğu ülkede zaman zaman karşılaşılan sosyal medya platformlarına getirilen erişim engelleri ve sitelerdeki haberlerin engellenmesi de "dijital sansür" dalgasının bir parçası olarak gündeme gelmektedir.

Yasaklar Yaratıcılığın ve Sanatın Nefesini Kesiyor

Yaratıcılığın ana damarı gerçektir. Gerçeğin eğilip büküldüğü ya da hiç söylenmediği bir ortamda felsefe, edebiyat ve sanat "tatsız tuzsuz" bir hal alır. Diğer bir ifadeyle, gerçeğin ifade edilemediği bir yerde felsefe, sanat ve yaratıcılık çiçek açamaz; insanın ruhunu güzelleştiren esenlikler yeşermez. Bir ressamın "sakıncalı" bulunma korkusuyla toplumsal eleştiri içeren bir tabloyu yapmaktan vazgeçmesi veya bir yazarın gerçek fikirlerini rumuzların arkasına gizlemesi, toplumun kültürel damarlarının kuruması demektir.

Baskı arttıkça toplumda ne söylendiğinden çok, söylenemeyenler daha önemli hale gelir. Özellikle de akademik ve entelektüel çevrelerde düşüncenin kısıtlanması ciddi rahatsızlık yaratmaktadır. Üniversiteler üzerinde kurulan ideolojik baskı, bilim insanlarını oto sansüre zorlar. Hong Kong’da akademisyenlerin hassas konularda ders vermeyi bırakması, üniversitelerdeki bilimsel ilerlemeyi durma noktasına getiriyor. Bilimsel bulgular "zararlı" görülerek sansürlendiğinde, o toplumun geleceği ipotek altına alınmış olur. Bu durum, herkesin aynı şeyi düşündüğü, farklılıkların yok olduğu "tekdüze" ve yavan bir toplum modelini doğurur ki bu durumda farklı orijinal fikir ve görüşler oluşmaz. Bundan bireylerden çok toplumun geleceği büyük zarar görür.

Otosansür ve Düşüncenin Kısıtlanması, Kişiliğin ve Kültürel Zenginliği Engeller

Özgür düşünce ortamının yok edilmesi sadece sanatı değil, hayatın her alanını, başta cebimizi ve soframızdan gelecek yiyeceklerin çeşitliliğini de doğrudan etkiler. İnsan gelişiminde bedensel varlığın korunması kadar özgürlükler aracılığıyla tinsel yönün zenginleştirilmesi de istenen bir gerekliliktir. Özgür düşüncenin filizlenmesi ve açıklamalarına getirilen sınırlamalar, insanlar arasındaki doğal farklılıkları yok ederek "tekdüze" (monist) bir toplum modeli yaratması sakıncasını oluşturur. Fikirlerin özgürce tartışılamadığı bir ortamda, yeni fikirler (inovasyon) doğmaz; sorunların çözümüne ilişkin gerektiğinde radikal fikirler gelişmez; çözümler zihinlerde şekillenmez.

Düşünce Zenginliği Gelişmez ve Sorunlara Çözüm Üretilmez ise, Ekonomik Sorunlar Artar, Ahlaki Çöküş Yaygınlaşır

Sansür, aslında bir toplumun kendi gelişimini engellediği bir tür "ulusal ekonomik özsabotaj"dır. Bu durumun sonucunda inandırıcılıktan uzak, yavan ve gerçek iradeyi yansıtmayan bir kültürel ortam oluşur. Veriler açıkça gösteriyor ki ifade özgürlüğünü koruyan, demokratik değerleri önceleyen, basın özgürlüğü olan, üniversiteleri özerk olan ülkeler çok daha yüksek yaşam standartlarına ve refah seviyesine sahiptirler. İnsanın en kıymetli varlığı, akla dayalı düşüncenin önemsendiği ve önemsenmediği toplumların gelişim düzeyleri ortada. Bugün aşta Kuzey Avrupa ülkelerindeki demokrasi standartı ile yaşam kalitesi paralel ilerlemektedir. Demokrasinin içselleştiği ülkelerde farklılıklara tahammül daha fazla ve üretkenlik de daha fazladır. Ayrıca, özgür basının susturulduğu ve denetleme mekanizmalarının işlemediği bir ortamda yolsuzluklar kurumsallaşır, hukuk zedelenir ve toplumun ahlaki temelleri ciddi olarak sarsılır. Yanlış politikalar eleştirilemediği için bu hataların topluma maliyeti çok daha ağır olur. Tersinden, basının dengeleyici bir güç olarak iyi işlemediği toplumlarda sorunların üstü örtülmekte ve sonrasında daha ağır bedellere yol açmaktadır.

Sonuç olarak, düşünce özgürlüğünü kısıtlamak sadece bugünü sessizliğe gömmek değil, bir toplumun gelecekteki gelişim kapasitesini de ipotek altına almaktır. Bir toplumun nefes alabilmesi, bireylerin hiçbir korku duymadan "düşünüyorum ve bunu söyleyebiliyorum" diyebilmesine bağlıdır.

Ozan Mahsuni’nin dediği gibi, “Bırak beni konuşayım, yine sana danışayım".. Sanırım en doğrusu düşünelim, konuşalım. Konuşan danışan dağları aşar. İdeolojik veya birtakım gerekçelerle düşüncenin ve bilgi yaymanın baskılandığı durumdaki sessizlik, aslında bir toplumun ahlaki ve zihinsel çöküşünün habercisi olduğunu abartmış olmaz. İletişim teknolojileri çağında otoriter yönetimlerin basını ve düşünceyi kontrol altına almasının çağın dinamiklerine uygun olmayacağı açık.

12 Nisan 2026, Adana

iortas@cu.edu.tr

...

Yazarın tüm yazıları için;

https://www.bursaarena.com.tr/profil/143/prof-dr-ibrahim-ortas

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
150