150

Türkiye, aynı anda iki farklı cephede ilerliyor:

Biri içeride siyaset ve ekonomi,

diğeri sınırlarımızın hemen ötesinde başlayan savaş.

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan savaş, kısa sürede bölgesel bir krize dönüştü.

İran’ın misillemeleri, Hürmüz Boğazı tehdidi ve enerji hatları üzerindeki riskler, dünya ekonomisini sarstı.

Son günlerde ise savaş yerini kırılgan bir ateşkese bıraktı.

Ancak bu ateşkes, bir barıştan çok nefes alma arası gibi görünüyor.

AYNI ANDA 4 HİKÂYE

Türkiye bugün tek bir hikâye yaşamıyor.

Aynı anda birçok hikâyenin içinde:

Barış süreci ile şüphe, Yanlı yargı ile tartışma, Ekonomi ile sabır, Savaş ile tedirginlik…

Hepsi iç içe geçmiş durumda ve belki de en zor olan şu:

Bu kadar çok hikâyenin ortasında, hangi gerçeğin ağır bastığını anlamak…

***

Türkiye’de yeniden konuşulmaya başlanan ‘çözüm süreci’nde bugün tartışılan mesele sadece silahların susması değil, aynı zamanda siyasetin yeniden dizayn edilmesi.

Öcalan’a İmralı’da yeni bir konut yapıldığı iddiaları, kimilerine göre ‘barış için zemin’, kimilerine göre de ‘devletin tavizi’ olarak tartışılıyor.

Asıl soru ise şu; bu süreç gerçekten toplumsal barışı mı hedefliyor, yoksa yeni bir siyasi denklemin parçası mı?

***

Belediye seçimlerini yitiren AKP yönetiminin, bunun ‘iktidarı da yitirmek’ olduğunu anladığı ve telaşa kapıldığı, seçimle bir daha kazanamayacağı belediyeleri yargıyı kullanarak ele geçirme operasyonunu bu amaçla başlattığı kamuoyundaki yaygın kanaat.

AKP liderinin, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun ileride Cumhurbaşkanlığı seçiminde rakip olarak karşısına çıkmasını engellemek için ona tuzaklar kurduğu iddiaları hem içerde hem de yurt dışında açıkça seslendiriliyor.

***

Siyaset ne kadar konuşursa konuşsun, halkın gündemi değişmiyor:

Artan hayat pahalılığı, düşen alım gücü ve derinleşen gelir adaletsizliği…

Bu tablo, siyasetin bütün tartışmalarının üstünde duruyor.

Çünkü vatandaş için mesele çok basit:

“Geçinebiliyor muyum?”

Eğer bu sorunun cevabı ‘hayır’ ise, diğer tüm tartışmalar ikinci plana düşüyor.

ARA SEÇİM TARTIŞMALARI

Ara seçim’ tartışmaları da tam bu noktada devreye giriyor.

Türkiye siyasetinde ara seçimler çoğu zaman “küçük seçimler” diye küçümsenir. Oysa bu küçük sandıklar, büyük kasırgaların habercisi olmuştur.

İlk örnek; 1950-1960 yılları arasındaki ‘Demokrat Parti’nin Çatlayan Zırhı’ olarak nitelenen 1957 ara seçimi:

Demokrat Parti’nin 1950’deki zaferi, halkın özgürlük ve değişim arzusunun sandığa yansımasıydı. 1954 ara seçimleri, bu rüzgârın hâlâ güçlü estiğini gösterdi.

Ancak, 1957’ye gelindiğinde ekonomi tökezlemeye başladı, enflasyon ve dış borç baskısı arttı. Ara seçimlerde muhalefetin oylarını artırması, DP’nin zırhında ilk çatlakların belirdiğini işaret ediyordu.

İkinci örnek ;14 Ekim 1979’da Süleyman Demirel’in Genel Başkanlığındaki Adalet Partisi (AP) sahneye “bej bej” sloganıyla çıktı. Beş ilde beş milletvekilliği hedefi, bir anda siyasi arenada moral fırtınasına dönüştü. Ekonomik kriz, sokak çatışmaları ve siyasi istikrarsızlık içinde seçmen, AP’ye yönelerek 5 milletvekilliğini de kazandırdı ve iktidara sert bir uyarı verdi. Küçük sandıklar, büyük bir mesaj taşıdı: halkın sabrı tükeniyordu.

ARA SEÇİMLER SİYASETİN BAROMETRESİ

Özetle, ara seçimler siyasetin küçük barometresi. Halkın öfkesi, umudu, beklentisi bu küçük sandıklarda ölçülüyor. 1950’lerde Demokrat Parti’nin yükselişi ve düşüşü, 1979’da Demirel’in moral zaferi, 2003’te Erdoğan’ın siyasi dönüşümü… Hepsi ara seçimlerin küçük dalgalarıydı. Unutmayalım: küçük dalgalar bazen büyük fırtınaların habercisidir.

Temennimiz, TBMM’de boş bulunan 8 milletvekilliği için CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in, başlattığı turların sonunda tüm muhalefet partilerinin desteğini aldığı Ara Seçim’ talebinin Cumhur İttifakı’nca da benimsenerek, seçmenin iradesinin kısmen de olsa tazelenmesi…

---

İYİ HAFTALAR

remzidilan_48@hotmail.com

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
150