150

Prof. Dr. HİLMİ ÖZDEN yazdı: "Zaim Ağa Konağı ve Kurtuluş Savaşındaki Yeri"

Zaim Ağa Konağı ve Kurtuluş Savaşındaki Yeri [1]

Hilmi ÖZDEN

Zaim Ağa Konağının Ön Cephesi (Fotoğraf: Hilmi Özden 2025)

Teşekkür

2025 Ağustos ayında Eskişehir Sivrihisar ilçesine dostum Atilla AYVA ile birlikte yaptığımız yolculukta ziyaret ettiğimiz yerlerden biri Zaim Ağa Konağıydı. Konağa gelen ziyaretçilere açıklamalarda bulunan Anadolu Üniversitesinden tez aşamasında Tarih Bölümü öğrencisi Şeyda OKUR Hanıma teşekkür eder başarılar dileriz.

Giriş

Zaim Ağa Konağı, Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Sakarya Meydan Savaşı'ndan sonra 22 Mart 1922 ile 29 Mart 1922 tarihleri arasında cepheyi ve birlikleri denetlemek için askeri ve sivil heyetle birlikte Sivrihisar'da konakladığı binadır. Bu bina Zaim zadelerden Hacı Ali Ağa'nın konağıdır. Yanında kardeşi Şefik Ağa'nın konağı da vardır. Mustafa Kemal Paşa esas Hacı Ali Ağa'nın konağında kalmakla birlikte Ali ve Şefik Ağalar bu her iki binayı Mustafa Kemal Paşa ve beraberindeki heyete tahsis etmişlerdi (Şakar, 2016: 62).

Mustafa Kemal Paşaya Tahsis Edilen Masa ve Yatak (2025 HÖ)

Kerkük Türkmen aşiretinden olan bu aile muhtemelen 1895 yılında Anadolu'ya göç etmişlerdi. Aile üç erkek kardeşten oluşuyordu. Babaları Kara Zaimoğlu Kerkük'te kalıyor. Ailenin nüfus yoğunluğu nedeniyle üç ayrı konak yapılmıştı. Hacı Ali (şimdiki Zaim Ağa Konağı), bitişiğine kardeşi Şefik Ağa (Sakarya Konağı) Hasan Ağa Konağı yıkılmış kalıntısı yoktur. Hacı Ali Ağa'nın Konağı babalarının ismine atfen Zaim ağa Konağı olarak bilinmektedir. Konak 1902 tarihinde yapılmış olup, çok nüfuslu aile yapısına uygun ve Osmanlı yapı ve işçiliği ile tanzim edilmiştir (Şakar, 2016: 58).

Zaim Ağa Konağı

Geniş bir bahçe içinde yer alan konak, iki katlı olarak inşa edilmiştir. Ayrıca altta yarım kat yüksekliğinde bir bodrumu mevcuttur. Zaimoğlu adıyla anılan Ali Zaimoğlu tarafından inşa ettirilen yapının, usta adı bilinmemekte, ancak ahşap işlerinin Hafız Ahmed Elmas'ın eseri olduğu söylenmektedir (Sayan, 2009: 87). Konağın bodrum ve giriş kat duvarları yığma çamur harçlı kırma moloz taş; üst katları ahşap çatkı arası tuğla ve kerpiç dolgulu karkas şeklinde inşa edilmiştir. Üstü kırma çatılı ve oluklu kiremitle örtülüdür. Kuzey (giriş) cephesi sokağa bakan konağın arka ve doğu yanında bulunan bahçesi ve avlusu (hayatı) yüksek duvarlarla çevrilidir. Buraya doğrudan açılan çift kanatlı ahşap bir borda kapı mevcuttur. Doğrudan bahçeyle ve giriş katıyla bağlantılı olan bodrum katı; kiler, depo, ahır, ambar ve şaraphane gibi bölümlere ayrılmıştır. İç sofalı bir plana sahip üst katlar ise tamamen ikamet amaçlı olarak düzenlenmiştir (Sayan, 2009: 87).

İç Mekânda Dolap ve Sedir (2025 HÖ)

Konak 3 kattan oluşmaktadır. Ek bir ilaveyle çok amaçlı mutfak bulunmakta, 1. kat ailenin barındığı geniş bir salon, salona açılan 4 oda vardır. Odaların dışında iki oda arasında seyirlik bir bölüm, odalarda bulunan dolaplar aynı zamanda yatak, yorgan vs. bulunduğu bölümlerden oluşup, bu odalar oturma odası yanında yatma amaçlı da kullanılmaktadır. Her oda dolap içinde bir gusülhane (banyo) içerir. Ailenin gün boyu yaşantısı salonda geçmektedir. İkinci kat misafir katı olup birinci kat yapısının kopyasıdır. Salonda güneye bakan makat (divan) giriş kapı üzerine isabet eden bölümde de ana kapıdan girenin kim olduğunun görülmesi için zeminde kafes gözetleme alanı bulunmaktadır. Genelde binanın güneş alması için bol pencereli oluşu dikkat çekicidir. Yapıda bir kat daha bulunmakta burası tek göz odadan oluşmaktadır. Bol pencereli tepesi havadarlıklı olup, burada ailenin kışın tüketeceği pastırma, sucuk ve sebzenin kurutulacağı mekândır. Şu anda burası mevcut değildir. Aslında Sivrihisar'daki eski konaklarda bu ilave yapı bulunmamaktaydı. Binanın ana giriş kapısına beş mermer merdivenle çift taraftan çıkılır, kapı çift kanatlı olup genelde sağ kanat kullanılır. Ana giriş kapısında her iki kanadında ses veren pirinçten tokmak bulunmakta, sol taraftaki tokmak çalındığında çalanın kadın olduğu, sağ taraftaki ise erkek olduğu henüz kim olduğu görülmeden anlaşılmaktadır. Yapının genelinde kullanılan ağaç yörenin ürünü olan sarıçam kerestesidir. Binanın içindeki tavan, oda kapıları, duvardaki mumluk ve mucire( çekmece) dolap işlemeleri birer sanat harikası olup, işçilikte kullanılan motifler Selçuklu ve Osmanlı asma kökenli işlemelerdir (Şakar, 2016: 58).

Duvarda Gömme Dolap (Yüklük) (HÖ 2025)

Bol Pencereli Duvarlar (HÖ 2025)

Odaların giriş kapıları oyma ve geçme tarzında özenli ahşap süslemelere sahiptir. Genelde iç düzenlemesi ve elemanları itibariyle birbirlerine yakınlık gösteren bumekânlardan sokak yönündekiler çıkmalarla genişletilmiştir. Bunlar iç süslemeleriyle de diğerlerinden daha özenlidir. Odalarda pencere önlerine kolçaklı sedirleryerleştirilmiş, duvarlardan birisi, dolap ve çiçekli ahşap yüklüklerle kaplanmış; yüklüklerin bir tarafı gusülhane olarak değerlendirilmiştir (Sayan, 2009: 96). Ahşap tavanlar ve duvarlara yerleştirilen gömme dolaplar da nitelikli ahşap işçiliği sergilemektedir. Isıtmanın daima soba ve pirinç mangallarla sağlandığı anlaşılan odalarda ocak yoktur. Soba deliklerinin ise özgün olduğu görülmektedir.

Süslemesi

Yapının dışta en belirgin süslemesini üst kat cephelerinde tuğlaların çeşitli şekillerde istiflenmesi ile biçimlenen bezemeler oluşturmaktadır. Çıkmalar, bunları ve saçakları taşıyan profilli ahşap konsollar, demir pencere şebekeleri, açıkta bırakılan ahşap hatıllar ve çatkılar yapının sokak cephesinde hareketli ve simetriğe yakın bir dekorasyon oluşturmaktadır. Düz tahta kaplamalı saçaklar ve çift kanatlı ahşap dış kapılar ise sadedir (Sayan, 2009: 98). Konak, dıştaki yalın görünüşüne rağmen içte zengin bir süsleme programına sahiptir. İç mekânlardaki süslemeler; oda kapıları, dolaplar, yüklükler, tavanlar, alçı raflar ve sedirlerde görülmektedir. Bezemeyi oluşturan motiflerin tümü geometrik ve bitkisel karakterlidir. Ahşap süslemelerde oyma, geçme ve yüzeyler üzerine çakıları çıtalarla bezeme kompozisyonları meydana getirilmiştir. Çıtalı tavan süslemelerinin ana motifini ince çıtalarla şekillenen küçük kareler içindeki stilize çarkıfelek motifleri ve "S" kıvrımları oluşturmaktadır. Bunların ortasındaki göbeklerde ayrıca metal süs unsurları da kullanılmıştır. Sofaların ve odaların duvarlarında görülen alçı lambalıklar da süslemeli elemanlardır. Başka yapılarda da gördüğümüz bu tarz rafların alt kısımlarında simetrik bir kompozisyon oluşturacak şekilde geometrik motifler yer almakta; onun altındaki üçgen panonun içinde tasvir edilen soyut bir çiçekli bitkinin üst köşelerinde, Arapça kabartma olarak yazılan “Maşaallah 1320” ibareleri okunmaktadır (Sayan, 2009: 103).

Maşallah 1320 (Sayan, 2009: 102).

Tarihlendirme

Yapının sokak cephesindeki giriş kapısı üzerine konulan “1320” yazılı tuğla tarih kitabesinden (Resim 97), konağın 1902 yılında yaptırıldığı anlaşılmaktadır. İç mekân duvarlarındaki alçı rafların üzerinde aynı tarihin tekrarlanmış olması da bunu teyit etmektedir(Sayan, 2009: 103). Konak 1905 yılına kadar Zaim ağa ailesinin barındığı mekânken, 1905 yılında Osmanlı hükümeti tarafından EYTAM ( askerdeki insanların yardıma muhtaç aile ve yetim çocuklarını himaye eden kurum) olarak 1914 yılına kadar işlevini sürdürmüştür. Yapı 1905 yılında, Fransız ortaklı Osmanlı Genel Sosyal Güvenlik Sigorta” şirketi tarafından sigorta edilmiştir. Bu konuda yazılı belge olmayıp, konağın 2007'deki yenilenme sırasında bulunan orijinal pirinç plakette sigorta şirketinin logosu ve açıklaması bulunmuştur. Bu belge Sivrihisar Eğitim Vakfı'nın 109 nolu demirbaşında mevcuttur. Yapı 1914'ten sonra bir süre Hükümet Konağı olarak kullanılmış daha sonra Zaim ağa ailesi tarafından konut olarak kullanımını sürdürmüştür. Ancak konağın bakımı ve giderlerinin karşılanmasında zorluk çekildiği için bina ciddi oranda bakıma ihtiyaç duyulmuştur. Konak 2007 yılında, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından kamulaştırılmıştır. Bakanlık binayı 28 Mart 2007’de Sivrihisar Belediyesine tahsis etmiştir. Kültür Bakanlığınca yenilenme projesi hazırlanmış, Eskişehir İl Özel idaresinin sağladığı ödenekle aslına uygun şekilde restore edilmiş ve Temmuz 2007'de Müze ve Kültür Evi olarak hizmete açılmıştır (Şakar, 2016: 58-59).

Temsili İki Bakanlar Kurulu Üyesi (2025 HÖ)

Temsili Bakanlar Kurulu toplantısı (2025 HÖ)

Zaim Ağa Konağı’nın Kurtuluş Savaşındaki Yeri

Sakarya Meydan Muharebesi kazanılmış düşman Sakarya Nehri’nin batısına atılmıştı. 1922 yılının ilk aylarında ise gerek Batı Cephesi Karargâhında ge­rekse Başkomutanlıkta genel bir taarruzun yaz aylarında yapılması konusunda görüş birliğine varıldı. Türk ordusunun levazım, silah ve cephane ile taktiksel olarak taarruza hazırlandığı sırada İngiltere, Fransa ve İtalya arasında Anado­lu'nun geleceği ile ilgili bir konferansın düzenleneceği haberi alındı. Hükümet, Hariciye Vekili Yusuf Kemal (Tengirşek) Bey'in başkan­lığında bir heyeti temaslarda bulunmak ve Avrupa kamuoyuna ilk el­den bilgiler vermek üzere Paris ve Londra'ya gönderme kararı aldı. TBMM'nin 4 Şubat 1922 tarihli toplantısında Hariciye Vekili Yusuf Kemal Bey gezinin gerekçesini milletvekillerine şöyle açıkladı: “Millî davamızı Türkiye Büyük Millet Meclisi namına onun Hariciye Vekili olarak doğrudan doğruya yerlerinde müdafaa etmek, bu davanın na­sıl haklı bir dava olduğunu gücümüz yettiği kadar cihana anlatmaya çalışmak üzere bizzat ben, Hariciye Vekiliniz, Avrupa'da bir seyaha­ti faideli gördüm”. Meclis'teki İkinci Grup'un etkili üyelerinden biri olan Erzurum Milletvekili Hüseyin Avni Bey, Anadolu harekât-ı mil­liyesinin bir yandan “kendisine tecavüz eden düşmanlara karşı, mem­leketini müdafaa” ettiğini, diğer yandan da “medeni bir şekilde bütün dünyaya varlığını” gösterdiğini, bu nedenle Hariciye Vekilinin Avrupa gezisinin “gayet muvafık” olduğunu öne sürdü. Meclis'in Hariciye Ve­kiline “siyaseten müzahir”(yardımcı) olduğunu ve “müttehid (birlik) olarak” kendisine yardımcı olacağını belirtti. Mersin Milletvekili Selahaddin Bey, Meclis başkanlığına verdiği takrirde, “Misak-ı Millî esasatı dairesinde hukuk-u milliyenin tamamii mahfuziyeti ve her mağdur millet için teslim olu­nan tamiratın çiğnenen topraklarımız için dahi temin-i kabulü suretiyle şeref-i milli dairesinde sulh ve sükünun tesisi emrinde Hariciye Vekili Yusuf Kemal Bey'in .... mesaisine Meclis-i Alinin müzaharet ve itimadı tammesi mevcud olduğundan tayini esamiyle “re'ye vaz'ını” önerdi. Yapılan oylamada 178 milletvekili olumlu oy kullanırken, 3 milletvekili ise çekimser kaldı (Yakut, 2023: 7- 8).

Kurtuluş Harbindeki Askeri Malzemeler (2025 HÖ)

TBMM Hükümeti'nin diplomasi yoluyla Misak-ı Millî'yi gerçekleştirme perspektifini pratiğe dökmek için yola çıkan Hariciye Vekili Yusuf Kemal Bey, Paris'e gitmeden önce İstanbul'da Padişah Vahdet­tin, Sadrazam Tevfik Paşa ve Hariciye Nazırı Ahmed İzzet Paşa ile görüşmelerde bulundu ancak bu görüşmelerden Ankara lehine bir so­nuç alamadı. Yusuf Kemal Bey, Avrupa'daki temaslarında önce Pa­ris'te şehir merkezine yakın bir köyevinde eski başbakanlardan Aris­tide Briand ile görüştü ve Ankara'nın yaklaşlaşımını aktardı. Ardından 16 Mart 1922'de Londra'da İngiliz Dışişleri Bakanı Lord Curzon'la görüşerek, barışın yolunun Misak-ı Millî'yi kabul etmekten geçtiği­ni belirtti. Lord Curzon, Yusuf Kemal Bey'e TBMM Hükümeti'nin Sovyetler Birliği ile olan ilişkisinden rahatsızlık duyduklarını açıkladı. Hatta İngiltere'ye karşı kuvvet kullanılmaması konusunda güvence is­tedi ve Ankara Hükümeti'nin kuvvet kullanması halinde İngiltere'nin her türlü silahla buna karşı koyacağını bildirdi. Daha önce kararlaş­tırıldığı gibi İngiliz Dışişleri Bakanı Lord Curzon, Fransız Dışişleri Bakanı Raymond Poincare ve İtalya Dışişleri Bakanı M. Schanzer 22 Mart 1922'de Paris'te bir araya gelerek Türkiye ve Yunanistan'a bir ateşkes önerisinde bulundu (Yakut, 2023: 8). Ateşkes önerisinde; taraflar arasında on kilometrelik askersizleştirilmiş bir alan oluşturulması, tarafların askeri kıta, asker ve cephane bakımından güçlendirilmesi, askeri kuvvetle­rin mevcut konumlarını koruması, İtilaf devletlerine ait askeri komis­yonların söz konusu şartları denetlemesi, çarpışmalara üç ay süreyle ara verilmesi gibi konular ön plana çıkarılmıştı. Yunan tarafı ateşkes önerisini kabul etti. Bu sırada cephede bulunan Mustafa Kemal Paşa, hükümetle görüşerek ateşkes önerisini ilkesel olarak kabul edileceğini açıkladı. Sakarya Savaşı'nda maddi ve manevi açıdan büyük darbe alan Yunan ordusunun toparlanmasına fırsat verilmemesi ve ordunun ta­arruza hazırlanması ile ateşkesle tahliyenin paralel yürütülmesi verilen kararlar arasındaydı. TBMM Hükümeti'nin kararı Paris'e ulaşmadan üç dışişleri Bakanı 26 Mart'ta Ankara'ya ortak bir nota daha verdi. Bu notanın koşulları arasında; Yunanistan'ın Anadolu'yu boşaltması, Doğu Trakya'nın paylaşılması (Tekirdağ'ın Türkiye'ye, Kırklareli ve Edirne'nin Yunanistan'a), Çanakkale ve İstanbul boğazlarında geçiş serbestliğinin sağlanması için askersizleştirilmiş bölgeler oluşturulma­sı, İzmir'in Türkiye'de kalması ancak İzmir'deki Rumlarla Edirne'deki Türklere yönetime katılma imkânının sağlanması, Doğu Anadolu'da bir Ermeni yurdunun olması, İstanbul'un Türkiye'de kalması ve barı­şın sağlanmasıyla İstanbul'un boşaltılması gibi Türkiye'nin egemenli­ğiyle bağdaşmayan hükümler vardı (Yakut, 2023: 9).

Yunanistan bu teklifi hemen kabule yanaştı. Türkiye ise öneriyi hemen reddetmeyip şartlı kabul edilmesini benimsedi. Anadolu'nun işgal ordularından tamamen boşaltılması şartı ileri sürülerek diğer şartlarının ise kabul edilmeyeceği ve teklif edilen barış konferansına sıcak bakılabileceğine karar verilmesi düşünüldü. Atatürk 22 Mart 1922'den beri Batı cephesinde denetlemelerde bulunuyordu. Atatürk derhal Ankara'ya haber verip bu minval üzerine kesin karar almak için hazırlık yaptırarak Bakanlar Kurulunu Sivrihisar'a çağırdı. Bakanlar Kurulu; Atatürk ve beraberindeki askeri heyetin misafir kaldığı ve konakladığı Sivrihisar'daki Zaimağa Konağı'nda toplandı ve 24-25 Mart 1922 gecesi çalışmalar yapılarak İtilaf Devletlerine verilecek cevap hazırlandı (Şakar, 2016: 61).

Ödün vermeyen ama savaşçı da görün­meyen incelikli bir cevap hazırlamıştı. Bakanlar Kurulu cevabı uygun buldu. Cevap Meclis'te görüşülüp onaylandıktan sonra Londra, Paris ve Roma'ya tellenecekti. Bakanlar kuruluyla birlikte, Başkomutan'ın davet ettiği Sovyet Rusya Büyükelçisi Aralov, Ataşemiliter (Askeri Ateşesi) Zvonaryev ve Azerbaycan Büyükelçisi İbrahim Abilov da Sivrihisar'a gelmişlerdi (Özakman, 2025: 545).

Aralov, Gazi Mustafa Kemal Paşa ve Abilov (Dökmeci, 2024: 23)

27 Mart günü (1922) sabah saat 7'de özel bir vagonla, Ankara istasyonundan yaklaşık [2] Sovyet Diplomatı S. L Aralov'un Türkiye Hatıralarından Sivrihisar’daki o günleri okumak mümkündür50 km. uzaklıkta (gerçekte yaklaşık 120 km. Orhan Keskin) Biçer istasyonuna hareket ettik. Abilov'la birlikte, Biçer istasyonundan Sivrihisar'a otomobille gittik. Bu yol 100 km. yi aşkın bir yoldu. (Yaklaşık 42 km.) Yolda, itilaf devletleri tarafından teklif edilen silah bırakılması meselesini konuşmak üzere tam kadro halinde M. Kemal'e giden Türk Hükümeti'ne rastladık. Sivrihisara sabahleyin saat 8'de vardık. Resmi bir törenle karşılandık. (Bakanlar karşılanmış olmalı- Orhan Keskin) Şeref kıt'ası, bando, halk topluluğu, kısacası her şey vardı. Sivrihisar'da Albay Arif Bey komutasındaki Kolordu'nun karargâhı bulunuyordu. Mustafa Kemal Paşa ile batı cephesi komutanı İsmet Paşa burada idiler. Bizi kabul ettiler, kahvaltı ikram ettiler…. .

Ertesi sabah, Sivrihisar kasabasıyla tanışmaya gittik. İlkokulu gezdik, derslerinde bulunduk. Manzara oldukça can sıkıcı idi. Çocuklar doğrudan doğruya yerlerde oturuyorlardı. (Herhalde halı ve kilim gibi sergi üzerinde oturmuş olmalılar-Orhan Keskin) Sıra falan yoktu. Müzik dersinde çocuklar Mustafa Kemal'le ilgili şarkılar söylediler ve şiirler okudular. Okuldan ayrılırken, çocuklara gerekli hediyeler alınmak üzere, sarıklı öğretmene Sovyetler Birliği adına biraz para verdik. Çok duygulanan ögretmenin gözleri yaşardı. Boynuma sarıldı. Okulda kitap ve ders aracı yokluğundan uzun uzun yakındı. Sivrihisar kasabasının Millî Kurtuluş Savası'nda hizmetleri dokunmuştur. Halkın topladığı para ile bir uçak satın alınmış ve cepheye gönderilmiştir. Kasabaya ziyaretimiz sırasında, uçak kasabanın göklerinde uçmakta idi.

Aralov'un Bahsettiği Uçak (Dökmeci, 2024: 23)

1921 yılında Yunanlıların yaptığı taarruz sonucunda Sivrihisar, Yunanlıların eline geçmişti. Ama kasabanın çilesi çok sürmemiş, Türk Ordusunun baskısı altında Yunanlılar kasabayı bırakmak zorunda kalmışlardı.

Sivrihisar, çok eski, Ankara'dan da eski bir kasabadır. Padişahlardan birinin mezarı burada imiş. (yanlış-Orhan Keskin) Eski camii tamamıyla ihmal edilmiş harap bir durumda idi. Eski caminin neden böylesine ihmal edildiğini sorduğumuzda: caminin imamı, devletin yardım etmediğini ödenek vermediğini söyledi. Kendisine, dindar kişilerin bu işle ilgilenmeleri gerektiğini söyledik, imam buna cevap vermedi.

(Emirdağ) Batık köyünde komutanı Yarbay Murad Bey olan 41. Tümen karargâhı bulunuyordu.

Aziziye (Emirdağ) kasabasına geldik. Burada komutanı Selahaddin Adil Paşa olan 2. Kolordunun karargâhı bulunuyordu(Keskin, 2001: 49-50).

Bakanlar Kurulunun Sivrihisar'da toplanması İşgal Devletlerinin Anadolu'yu bölmek isteyen Ateşkes Teklifine Ret Cevabının Verilmesi, Sivrihisar'da yapılan bu toplantıda kararlaştırılmıştı. Bu karar aslında Yunanlıların Anadolu'dan tamamen atılması için cesaretle ve azimle savaşa devam edileceğinin kesin bir kararı olmuştur. İşte bu açıdan Gazi Paşa’nın konakladığı bu bina İstiklal Savaşı tarihimizin manevi bakımından çok önemli ve değer verilmesi gereken bir yer olmaktadır. Ayrıca Bakanlar Kurulunun Ankara dışında toplandığı ilk ve son yer olarak da istisnai bir konum arz etmektedir. Sivrihisar'da ateşkes önerisiyle ilgili notanın karşılığı olan bu karar verildikten sonra Bakanlar Kurulu Ankara'ya döndü. Başbakanı Fevzi Paşa (Çakmak) olan 18 Bakandan oluşan kabinenin 11 (10) Bakanı bu toplantıya katılmıştı (Şakar, 2016: 60).

Toplantıya Katılan Mustafa Kemal Paşa ve Kabine Üyeleri:

İcra Vekilleri Heyeti Reisi: Fevzi Paşa (ÇAKMAK)

Umuru Şeriye Vekili: Mustafa Fevzi Efendi (GERÇEKER)

Millî Müdafa Vekili: Kazım Paşa (ÖZALP)

Adliye Vekili: Refik Şevket (İNCE)

Maliye Vekili: Hasan Fehmi (ATAÇ)

Dahiliye Vekili: Ali Fethi (OKYAR)

Maarif Vekili: Vehbi Bey (BOLAK)

Nafia Vekili: Fevzi Bey (PİRİNÇCİZADE)

Sıhhıye Vekili: Dr. Rıza NUR

Hariciye Vekili:Yusuf Kemal (TENGİRŞENK) (Yurt Dışı Görüşmelerde Bulunmaktadır)

İktisat Vekili: Sırrı Bey ( DAY) (Şakar, 2016: 60)

Ankara ile İletişimi Sağlayan Telgraf Makinesi (HÖ 2025)

Mustafa Kemal Paşa (ATATÜRK) Fevzi Paşa (ÇAKMAK)

Ali Fethi (OKYAR), Mustafa Fevzi Efendi (GERÇEKER)

Kazım Paşa (ÖZALP), Sırrı Bey ( DAY)

Yusuf Kemal (TENGİRŞENK), Refik Şevket (İNCE), Hasan Fehmi (ATAÇ)

Vehbi Bey (BOLAK), Dr. Rıza NUR, Cevat Paşa (ÇOBANLI)

Temsili Sovyet Askeri Ateşesi (Ataşemiliter) Zvonaryev ve Türk Heyeti (HÖ 2025)

Bakanlar kurulu, Sivrihisar’dan ayrıldıktan sonra Atatürk özel olarak davet ettiği Sovyet Rusya Büyükelçisi Averov ve Azerbaycan Büyükelçisi Abilov ile İsmet Paşa’da olduğu halde kritik konuları tartıştılar ve 29 Mart 1922'de Çay/Afyon 1. Ordu karargâhına geçtiler (Şakar, 2016: 61).

Sonuç

Kesin cevap vermek üzere Hariciye vekili Yusuf Kemal Bey'in yurda dönüşüne karar verildi. Yusuf Kemal Tengirşenk’i Daily Telgraph Gazetesi muhabiri “Mustafa Kemal Paşa’nın kuvvetli sağ kolu” olarak tanıttı. Müttefiklerin 22 Mart 1922 tarihli mütareke ve 26 Mart 1922 tarihli barış önerisini Paris’te öğrendi. Poincare’ye TBMM’nin son Yunan askerinin Türk toprağını terk ettiğini görmedikçe kılıcını kınına koymayacağını hatırlattı. Türkiye’nin, davasını ancak kuvvetle kazanabileceği izlenimini edindi. Anadolu’nun tahliyesine açıklık getirmeyen, Türk ordusunu müttefiklerin kontrolüne bırakan, Misak-ı Milli’yi göz ardı eden barış önerileri karşısında TBMM Hariciye Vekilinin Paris’te kalamayacağını düşünerek 2 Nisan’da Ankara’ya döndü (Halıcı, 2024). TBMM Hüküme­ti, üç büyük İtilaf devletinden gelen iki notayı 5 Nisan 1922'de cevap­ladı. Ateşkesi ilkesel olarak kabul ettiğini açıklayan TBMM Hükümeti, Anadolu'nun boşaltılmasını şart koşmaktaydı. On beş gün içinde Es­kişehir-Kütahya-Afyon çizgisindeki kalan, dört ayın sonunda da Anadolu ve Doğu Trakya'nın işgali tümüyle sona erdirilmeliydi. Bu ce­vap İtilaf devletleri tarafından kabul görmedi. Buna rağmen TBMM Hükümeti 22 Nisan'da üç devlete ikinci bir nota vererek sonuç almaya çalıştı. Bir kez daha Yunan ordusunun Anadolu'yu boşaltması isten­di ve üç devletin temsilcileriyle barış için İzmit'te bir ön konferansın düzenlenebileceği belirtildi. İngiltere Dışişleri Bakanlığı yetkililerin­den biri olan D. G. Osborne bu notanın “küstahlık, iki yüzlülük ve yetersiz” olduğunu öne sürdü. İstanbul'daki İngiliz Yüksek Komiseri Sir Horace Rumbold ise konferans teklifini “tuzak” olarak nitelendir­di. Dışişleri Bakanı Lord Curzon da bu değerlendirmelere katıldığını ve Ankara'nın amacının “barışı geciktirme” olduğunun açıkladı. Bu değerlendirmelere bakıldığında TBMM'nin diplomasi yoluyla Misak-ı Millî'yi gerçekleştirme niyeti akamete uğramakta ve taarruz fikri tek seçenek olarak öne çıkmaktaydı. İngiliz siyasetçilerinin kışkırtıcı tutumuna karşılık Fransız kamuoyu daha mutedil idi. Üç ülkenin dışişleri bakanlarının ortak ateşkes ve barış önerisi Fransız basının etkili gazetelerinden bir olan Le Temps tarafından sert bir şekilde eleştirildi. Girişim, “Curzon Projesi” olarak nitelendirildi. Gazete, ateşkes ve barış önerisinin Türklerin “şevklerini kırma amacını taşıdığını”, hiçbir teminat sağlamadığını ve iki belgenin “müttefikleri şerefini küçük düşürücü olduğu kadar Türklerin zekası ile alay eden bir oyun olduğunu” öne sürdü. Fransız kamuoyunun TBMM Hükümeti'nin lehine döndüğünün açık belirtilerinden biri de Le Petit Journal gazetesinin İngiltere'nin doğu politikasına destek verilmemesine ilişkin yaklaşımıydı (Yakut, 2023: 9-10).

TBMM Hükümeti ve ordunun kurmay heyeti diplomasi yoluyla amaca ulaşılamayacağının farkındaydı, ancak Batı karşısında zor du­ruma düşmemek ve Meclis içerisinde yükselen eleştirileri bertaraf etmek için bir süre diplomasi aracına başvurdu. Diplomasinin başarı­sızlığa uğramasından sonra toplumun topyekün taarruza hazırlanması safhasına geçildi. Mustafa Kemal Paşa 15 Nisan 1922'de Anadolu ve Rumeli Müdafaa-ı Hukuk Cemiyeti örgütüne gönderdiği genelgede, Cemiyet'in “hayat ve istiklal ve refahı milleti temin için bugüne ka­dar olduğu gibi bundan sonra da kemal-i ciddiyet ve tam vahdetle mesaisine devam” etmesi gerektiğini ihtar etti. Böylelikle toplumun birlik içerisinde seferber edilmesi amaçlandı. 1922 yılının Mart ayı bo­yunca subayların mali özlük haklarını iyileştirmek üzere yedi kanun çıkarıldı. Ordunun ihtiyaçlarının karşılanması için gerekli finansmanı sağlamak üzere 15 Nisan-2 Mayıs 1922 tarihleri arasında 11 vergi tü­rünün orarıları arttırıldı. Bunlara ek olarak, 6 Mayıs, 3 Temmuz ve 21 Ağustos 1922'de Müdafaa-ı Milliye Vekaletince harcanmak üzere 22 milyon lira ödenek çıkarıldı (Yakut, 2023: 11).

Başkomutan Mustafa Kemal Paşa ordunun silah, cephane ve eği­tim açısından hazırlandığını da belirtmektedir. TBMM'de 18 Nisan 1922'de yaptığı konuşmada Batı Cephesinde bir buçuk ay süren teftişi sonucunda ordunun moralinin yüksek ve savaşa hazır olduğunu gördüğünü milletvekillerine açıkladı. Mustafa Kemal Paşa, milletve­killerine, “Emin olabilirsiniz ki, ordumuzun bir neferi bile müstesna olmamak üzere, heyet-i umumiyesi takip ettiğimiz mukaddes dava­yı tamamen idrak etmiştir. (…) Ne için muharebe ettiğini biliyor ve hangi neticeyi istihsal edinceye kadar muharebe zaruretinde olduğunu kemal-I sükûn ve vicdanla takdir ediyor. (…) ) Ordular filvaki Viyana surlarına dayanan eski Osmanlı ordularından biri değildir. Ancak haiz olduğu âli ve insanî mefkure itibariyle onlardan daha yukarı meziyette, kıymette bir çelik parçasıdır (Yakut, 2023: 11-12).

Daha sonra bilindiği gibi 26-30 Ağustos 1922 tarihleri arasında Afyonkarahisar-Dumlupınar Meydan Savaşı (Başkomutanlık Meydan Savaşı) yapılarak Yunan kuvvetleri yurdumuzdan tamamen çıkarıldı. M. Kemal Paşa Başkomutanlık Meydan Muhaberesinden hemen sonra 31 Ağustos 1922'de Dumlupınar'dan orduya “İlk hedefiniz Akdeniz'dir, ileri” diye bitirdiği ve Türk Milletine ayrı ayrı iki bildiri yayımlandı. Bu bildiriler büyük ve asil Türk milletinin ve onun ordusunun cefakârca ve vefakarca savaşlar vererek kendisinden üstün kuvvetleri milletçe birlik ve beraberlik içinde yurdundan atmasının zaferini ifade etmesi bakımından en değerli tarihi bildirilerdir. 1 Eylül 1922'de Türk Milletine yayımlandığı bildiri aynen şöyledir: “Büyük ve asil Türk Milleti” Garp cephesinde 26 Ağustos 1922'den beri başlayan taarruzi hareketlerimiz Afyonkarahisar­ Altınbaş- Dumlupınar arasında büyük bir meydan muhaberesi halinde beş gün beş gece sürdü. Türkiye Büyük Millet Meclisi Ordularının şecaat (kahramanlığı) şiddet ve sür’ati tevfikatı süphaniyeye vesile-i tecelli oldu (Allah'ın yardımları ile görülmüş oldu). Zalim ve mağrur düşman ordusunun asıl unsurları akıllara dehşet verecek katiyetle imha edildi. Teşkilat ve teçhizatı gibi ananat zaferiyatı ve ismi, münhasıran (özellikle) milletimin şuurundan ezeli ve edebi imanından vücut bulan ordularımızı fedakârlıklara layık olarak size takdim ediyorum. En büyük kumandanından en küçük erine kadar ordularımıza hâkim olan fikir, milletin gösterdiği vazife uğrunda şehit olmaktır. Bunu muharebe meydanında yakından müşahede ederek büyük milletime haber veriyorum. Milletimizin bünyesindeki kudret ve mefkûreyi (ülkü, ideal) üç buçuk yıl evvel çalışma arkadaşlarımla ifade etmekten başlayarak, tahammül edilemeyecek güçlükler içinde devam eden mücahidatımızın netayici tezahür ediyor (Mücadelemizin neticeleri ortaya çıkıyor). Milletin rey ve iradesine istinat (dayanan) eden her işin neticesi, millet için hayır ve selamet olduğu sabittir. Milletimizin istikbali emindir ve nusratı mevduayı (vaat ve emanet edilen zaferi) Ordularımızın istihsali (elde etmesi) muhakkaktır” (Şakar, 2016: 61- 62).

.....

Yazarın tüm yazıları için:

https://www.bursaarena.com.tr/profil/131/prof-dr-hilmi-ozden

_________________________________

Kaynaklar

1-Halil Dökmeci, Dünyanın Merkezi Sivrihisar, Sivrihisar Belediyesi, Eskişehir.

2-Kemal Yakut, İşgal ve Direniş, 100. Yılında Eskişehir’in Kurtuluşu, Tarih Vakfı  Yurt Yayınları,İstanbul, 2023.

3-Naci Şakar, Burası Sivrihisar, Eskişehir Tepebaşı Belediyesi&Sivrihisar Eğitim Vakfı, Eskişehir, 2016.

4-Orhan Keskin, Bütün Yönleriyle Sivrihisar, Bayrak Matbaası, İstanbul, 2001.

5-Turgut Özakman, Şu Çılgın Türkler, Bilgi Yayınevi, 412. Basım, Ankara, 2015.

6-Yüksel Sayan, Sivrihisar Evleri, Ege üniversitesi Türk Dünyası Araştırmaları Enstitüsü Yayınları, İzmir, 2009.

7- Şaduman Halıcı, Yusuf Kemal Tengirşenk (1878-1969), Atatürk Ansiklopedisi, Atatürk Araştırma Merkezi, 2024.

_________________________________

[1] Göçebe Fikir, Kültür, Sanat ve Edebiyat Dergisi Aralık 2025 Sayısı, s. 67-80   

[2] S. L Aralov'un Türkiye Hatıraları, Çeviren, H.Ali Ediz, Cumhuriyet Gazetesi Armağanı, 1997, Sahife: 103. Orhan Keskin, Bütün Yönleriyle Sivrihisar, Bayrak Matbaası, İstanbul, 2001.

Anahtar Kelimeler:
Prof. Dr. HİLMİ ÖZDEN
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
150