150

Peygamber Efendimiz bir gün pazarı gezer iken hoşuna giden bir buğday görüyor ve elini içine daldırıyor. Lakin buğdayın üstte olanı kuru alt tarafı ise ıslak.
Peygamber Efendimiz bunun üzerine şöyle diyor; 
“Bizi aldatan bizden değildir”
Resulullah’ın burada “Biz” dediği kim?  Müslümanlar değil mi?
Öyleyse Hadisi Türkçe anlaşılır hale getirirsek:
“Müslümanı aldatan Müslüman değildir” 

Bakkala git, markete git, pazara git, nereye gidersen git.
Aldanmayan bir Müslüman gördünüz mü?
Ya da aranızda aldatılmayan Müslüman var mı?
Bu işi yapan esnafın bu işten kazancı olur mu? 
Esnaf malı size verirken ne diyor; Allah bereket versin.
Peki bu esnafın dükkanında bereket olur mu? 

Bereket nedir ki ?
Gelin ona bir hadisi şerifle cevap bulmaya çalışalım.
Peygamber Efendimiz bir hadisi şerifinde; 
Muhakkak ki Allah buyurdu ki; ‘İki ortaktan biri diğerine hıyanet etmediği sürece onların üçüncüsü benim. Şayet biri diğerine hıyanet ederse ben aralarından çıkarım.” (Kenzu’l-ummal, h.no: 9295)
Bu hadise göre bir işi tek başına dürüstçe yapan esnafın da ikinci ortağı Allah’tır.
Yani Esnaf işini dürüst yaptığı sürece ikinci, üçüncü ya da onuncu ortağın payı bu ticaret hanelere kalır. İşte Allah’ın bu payına “Bereket” diyoruz. 
Allah’ın payını ortadan kaldıracak bir iş yapıldığında da bu pay yok olup gidiyor.
Esnaf dürüstlüğünü kaybettikçe bereketini kaybettiğinin farkında değil.
Mal başından aşağı yağsa da ayağının altında ona yarar bir mal kalmaz.

Diğer bir hususa gelince;
Şimdi bir moda çıkardılar.
Satılacak malın üzerine konulan etiketler.
19.99- 49.98 ya da 99.999 gibi.
Bazen soruyorum, kardeşim bu malın bir kuruşluk nasıl bir eksiği var.
Sen 19.99 lira yazılan bir etikette,
Eğer adamın bir kuruşunu vermezsen işte o an haram yemiş olmuyor musun?
Efendim bir kuruşla ne olur deme hakkın yok.
Efendim zaten bir kuruş gibi bir paramız yok.
Bu düşünceler işin safsatası.
Konu kuruş değil de zehir olsaydı,
İçtiğin bir damla zehirle bir şişe zehir arasında ne fark olurdu.
Bir damla da bir şişe de seni öldürmeye yeter.
Taneyle satılanlar için bu böyle.

Teraziyle tartılanlara gelince onlar da kendilerine göre bir yol bulmuşlar,
 Efendim biz zaten fazla tartıyoruz, diyenler çıkıyor.
Senin niyetin düzgün olmadıktan sonra bir kilo versen ne olur.
O bir kuruşluk miktar sana zehir zıkkım olarak geri döner. Bunu böyle bileceksin.
 Eğer peygamber “Bizi aldatan bizden değil” dediyse o bir kuruş aldatma aracıdır.
Bazı esnafın en büyük hastalıklarından bir tanesi “Etiket Değiştirme” hastalığıdır.
Haftada bir ya da ayda iki üç sefer etiket değiştiriyorlar.
Bazen raftaki etiket değişmediği halde kasaya gelince etiket değişiyor.
Soruyorsun, niye değiştiriyorsunuz diye,
Efendim maliyetler sürekli artıyor.
Raftaki duran malın maliyeti nasıl olur. Birisinin bunu izah etmesi lazım.
Kendinizi ve insanları kandırırsınız da Allah’ın nasıl kandıracaksınız. 
Ömer Hayyam ne diyordu;
“İçin temiz olmadıktan sonra 
Hacı hoca olmuşsun, kaç para! 
Hırka, tespih, post, seccade güzel; 
Ama Tanrı kanar mı bunlara? 

Diğer bir önemli husus;
Esnaf kul hakkının ne olduğun bile bilmiyor.
En çok istismar edilen konulardan bir tanesi de bu.
Kaldırımların işgali! 
Bazen sohbet esnasında “Bu şehrin esnafı tecavüzcü” diyorum, bana hemen sertleşiyorlar. Çünkü tecavüz deyince onların aklında olan karşı cinsten birisini üzerine fiziki çullanma olarak algılıyor. Akıl burada olunca doğal olarak da bu algılanıyor.

Kaldırımlar kimin için?
Kaldırımlar vatandaşın hakkı değil mi?
Kaldırım bu insanların rahatça yürümeleri için değil mi?
Eğer onların ise burada kul hakkına tecavüz yok mu? 
İnsanlar eşi ve çocuklarıyla rahatça geçemiyorlar.
Adam kaldırımın yarısına kadar malını dizmiş. Kaldırımın iç yanına da malını dizmiş. Aradaki mesafe, bir metre ya da bir buçuk metre. Sanki kaldırımlar esnafın ön bahçesi. Bir de en dar yerine geçip birisiyle sohbete dalıyor. Geçebilene aşk olsun. Bu yetmiyormuş gibi caddenin kenarına da getirip arabasını park etmiş. Burayı da özel garajı gibi kullanıyor. Araba onun için bir depo olmuş.

Bir esnafın önünden geçerken bir olay meydana gelmiş ve polis de müdahil olmuş. Esnaf şöyle diyor ;
“Benim dükkânımın önüne getirip kasa koyacak öyle mi”
Adam dükkanın önündeki kaldırım ve yolu kendi hakkı olarak görüyor.
Dışarıdan gelen yabancı bir insan ihtiyacı olan bir şeyi alabilmek için aracını durduracak yere sahip değil. Bu insanlar bunun bile farkında değil.
Bu işlemler bir an önce sonlandırılmalıdır.
Bu işgal bu milletin hakkına bir tecavüzdür.
Bu tecavüze de belediyeler göz yumuyor.
Kimi adamını buluyor, kimi parasını kullanıyor, kimi dostunu kullanıyor bu işi hallediyor.
Ondan sonra da geriye dönüp 
“Bu şehir niye kalkınmıyor”  diye kendi kendimize soruyoruz.
Eğer bir şehir hakkında bilgi sahibi olmak istiyorsanız, o şehrin yazarına, pazarına ve mezarına bakın.

Bu üç unsur bizde içler acısı…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
150