Turizm haftasının 50. Yılının Valiliğimiz bünyesinde kutlanması vesilesiyle Cumhuriyet meydanı bir güzel hazırlanmış. Öyle zannediyorum Kültür il Müdürlüğü’nün çalışmalarıyla ortaya konuldu. Emeği geçenleri kutluyorum.
Alan adeta bir şhow alanı gibiydi.
Belediyelerin standları, satıcıların, lokantacıların, el sanatı yapımcılarının, ressamların, vakıf ve derneklerin ve şairlerin de katılımıyla iyice şenlenmiş.
İl bürokratları,
Siyasiler,
Siyasette kendilerini göstermek isteyenler
Hep bu alana koşmuştu.
Doğrusu benim için de bir şov alanı oldu.

En azından 81 vilayet için yazdığım şiir kitaplarını halkın huzurunda sergileme imkânı buldum. Bunun yanı sıra 30 kitabı daha yanına koyup sergiye çıkardım. İl Kültür müdürümüze 4 ciltlik İstanbul şiirleri kitabımızı ve Ordu şiirleri kitabımızı daha önce takdim etmiştik.
Bu eserlerden Rize Şehrinin şiirleri kitabını ve 35 Besmele Hat yazısını sayın Valimize takdim ettim. 81 vilayet şiir kitabımın basılmasını arzu ettiğimi söyledim ancak böyle çalışmalara pek de alaka duyduklarını zannetmiyorum.
Sayın Vekil Mustafa Kaplan da standı ziyaret edenlerdendi. Aynı dertleri ona da söyledik. Sadece geçmişte bu tür işlerin yapıldığından bahsetti.
Standı ziyaret eden diğer bir ağıt topumuz da Sayın Belediye Başkanımız Ahmet Önal’dı.
Hoş geldin takdimimizi yaptıktan sonra kendisine “Sayın Başkan bana bir sözünüz var. Kılıçdaroğlu’nun seçimi öncesinde bana söz verdiğini, daha sonra kendisinden randevu almak isteğimi, ama bana randevunun verilmediğini söyledim.
Bana hatırlamadığını ve takdiri bana bıraktığını söyledi.
Madem takdiri bize bıraktınız onu bir kez daha burada hatırlatalım.
TÜFAD’ı ziyaretlerinde kendisine bir konuyu arz ettim. Konuyu uzun uzun anlatmak istemiyorum. Bana bu konuyla ilgileneceğini ve döneceğini söyledi ama hala dönmedi. Kendisine şunu hatırlatmak istiyorum. Oy alabilmek uğruna önünüze gelen insanlara yerine getirmeyeceğiniz sözleri vermeyin. Zira bunlar bir müddet sonra bugün olduğu gibi bir gün karşınıza çıkar. Yapabileceğiniz sözleri söyleyin ve mahcup olmayın.

Standımızı Defterdarımız, Mali Müşavirler odası başkanı, Rahmi Pehlivanlı Vakfı yöneticileri ve başta Yörükler ve Sivil Toplum Kuruluşlarının başkanları olmak üzere birçok değerli insan ziyaret edenler arasındaydı.
Yazar ve şair arkadaşlarım gelenlere kitaplarını takdim ettiler. Bir kısım misafirlerimiz de “Bir emek var “ diyerek ücret olarak hediyenin karşılığını verdiler.
Bu imza gününde bizi idare edenler için müşahede ettiğim şey şuydu;
“Geldiler, Gördüler, Gittiler”
Bunu da söylemeden geçemeyeceğim. Karga gibi her dala konanlarda yok değildi.
Adam, geçmişte tanıdığı bir insanın yüzüne bakmadan kartvizit bırakıp geçiyor.
Öyle yapacağına yazarların birer kitabını alarak geçse daha hoş olacaktı belki.
Bazen de ilginç enstantanelere rastladık
16 Şair ve yazar arkadaşlardan,
Kiminin bir kitabı kiminin 10 kitabı vardı.
Ben de 120 çeşit kitapla sergiye çıktım.
Sergiye 200 adet kitap koydum.

Niyetim bu kitapların tamamını imzalayıp çocuklara dağıtmaktı.
Kitapların üzerine de
“Öğrenciye imzalı kitap hediyedir” yazısını koydum.
Meydanda çocuk öğrenciler ağırlıktaydı.
Bir de olgun yaşın üzerindeki insanlar.
Görünen manzara şuydu;
Kitaplar okuyucu beklerken,
Şair ve yazarlar eş ve dostlarını bekliyordu.
Gerek yazar arkadaşlar gerekse misafirler tanıdıklarına gidiyordu.
Halbuki Kitaplar okuyucu kitlesini bekliyordu.
Okuyucunun kitapta gözü yoktu.
Hiç kimse bu yazıyı okumuyordu.
Çocuklar kitabı eline alıp “Bu kaç para” diye soruyorlar.
Ben de, “bak orada bir yazı var onu bir oku bakalım” diyordum.
Çocukların yanında olan ebeveynlerin de dikkatini çekmiyordu bu yazı.
Bu yazıyı bir “oku bakalım” uyarısıyla çocuklar arkadaşlarını da çekmeye başladı.
Bütün bu uyarıya rağmen bir gün boyu 50-60 kitabı ancak imzalayıp dağıtabildim.

İnsanların gözü kitaplarda değildi.
İnsanların gözü yemek tabaklarındaydı.
Karı koca bir genç ellerinde pilav tabaklarıyla ayaküstü yiyip gidiyordu.
Yanlarından geçmekte olan bir insan onlara,
“Pilavı nerden aldınız” diye sordu.
Evli gençler de aldıkları yeri tarif etti.
Sen yeter ki pilavın yerini göster.
Vatandaş ayda olsa oraya gidecekti.
Ama kitapların yolunu soran yoktu.
Anlıyorsunuz ki insanların karnı aç, kitaba bir açlık çekilmiyordu.
Bu çok hazin bir manzaraydı.
…
Son sözlerimi bu şehri idare eden Yetkililere tevdi etmek istiyorum.
İmza günü için bu stantta yer alan insanlar,
Bu ülkenin “Özgür Sesleridir”
Onlar susarsa derdinizi kimseye açamazsınız. Kimse de sizin derdinizi sormaz
Bu insanlar Kırıkkale adını yüceltecek insanlardır.
Kırıkkale şehrinin fahri görevlileridir.
Haksızlığa karşı haykırıp, güzel olanları ve doğru olanları da teyit eden insanlardır. Onların vatan ve millet aşkları her şeyden önce gelir.
Bu nedenle bu insanlar sizlerden yardım bekliyor. Eserlerine sahip çıkmanızı bekliyor.

Eser sahiplerinin birçoğu emekli. Ellerindeki üç kuruşla kitap bastırıp onu da sağa sola hediye ediyorlar. Ceplerinde ikinci kitabı bastıracak paraları yok.
Bu insanlar Yetkililerimizden; Başta Milletvekillerimiz olmak üzere, Sayın Valimizin
Belediye Başkanımızın kendilerine el uzatmasını ve kendilerine destek verilmesini bekliyorlar.
Yazılarımızla sürçü lisan eylediysek affola.
Ama bunları da söylemek zorundayız.
Brütüs’e sormuşlar,
“Sen Sezar’ı severdin, neden ilk hançeri sen vurdun” diye.. O da cevap vermiş.
“Evet ben Sezar’ı seviyorum. Ama Roma’yı daha çok seviyorum”
Evet, biz de bu Cumhuriyet şehrini daha çok seviyoruz.
Selam ve saygıyla..
...
Yazarın tüm yazıları için;




