Hilmi ÖZDEN[1]
Öznur Yılmaz Soyağacı romanına Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Vatanı Korumak çocukları korumakla başlar” uyarısı ile giriş yapar. Eser 2021 yılında kaleme alınmıştır. Roman güçlü ve zengin bir öngörüye sahiptir. Günümüzde (2026) Epstein skandalı ile çocukların korunmadığı ortaya çıkmaktadır. İstihbaratın o denli güçlendiği bir dünyada (CIA, MI6, MOSSAD, vd.) bu utanç nasıl olurda insanlığa ağır yükler getirmektedir.
Eserde Şöhret ve Murat’ın bebekleri olarak dünyaya gelen Meryem, Murat’ın ABD 6. Filosu protestosu sonrası öldürülmesiyle Şöhret tarafından yabancı uyruklu okul arkadaşları Şeküre ve Ziya’ya evlatlık olarak verilir. Onların ise emperyalistlerle ilişkisi vardır. Şeküre yeni doğanları hastanelerde karıştırarak soyu bozmakla görevlidir.
Şeküre ve Ziya daha sonra İngiltere’ye gidince Uluslararası pedofil sapıklara ölümsüzlük serumu pazarlayan kilit isimler olur. Meryem’i Mary olarak büyütürler. Mary, annesi ve babası sandığı Şeküre ve Ziya’nın ölümünden sonra onların nasıl korkunç bir çetenin üyesi olduğunu öğrenecektir. Romanın bebek ve çocuk kaçakçılığı ilgili kısmı adeta günümüzde basına düşen Epstein bataklığını deşifre etmektedir. Bu yazıda romanın sadece bu boyutu kaleme alınmaktadır.
Anahtar Kelimeler: Soyağacı, Epstein Skandalı, Bebek/çocuk Kaçakçılığı, Sözde Seçilmişler, Adrenokrom
Giriş
Gazeteler: “ABD Adalet Bakanlığı’nın Jeffrey Epstein ile ilgili belgelerin ilk bölümünü 19 Aralık 2025 Cuma günü yayınladığını açıkladı.
O günden bugüne ve gelecek günlerde neler ortaya çıkacağı kamuoyunca görülecektir. Çocuk istismarı, cenin ve bebek katliamlarına kadar birçok insanlık suçunun işlendiği gözler önüne serilmektedir. Ne yazık ki kendini elitler, seçkinler yahut seçilmişler sanan bir sürü insan dışı insan görünümlü organizma bu suç örgütüne katılmıştır.
Bu noktada edebî bir roman olmasına rağmen belgesel nitelik taşıyan (E) Mak.Müh.Kd.Alb.Öznur YILMAZ’ın “Soysuzlar için Soyağacı[2]” isimli eseri Epstein Bataklığı ve benzerlerinin haber vericisi ve toplumları uyandırı aydın kalemlerden birine aittir. Karanlıkta kalmış toplumlar ve insanlar mutlaka böyle kalemlerin ışığına ihtiyaç duyarlar. Edebî eserler veya kaynaklara dayanan bilimsel çalışmalar gözleri açar ve uyuyan gözleri rahatsız eder.
İnsanlığın rehavet uykusundan uyanması ve üzerindeki ölü toprağını atması gerekmektedir. ABD ve birçok ülke ile bağlantısı olduğu ortaya çıkan Epstein skandalı bilim insanından siyasetçisine, sanatçısından iş dünyasına kadar kendilerini elit ve yeryüzünde ölümsüzlük hakkına sahip olduğunu zanneden yaptıkları sorumsuzlukları adrenalin yükseltiyoruz bahanesiyle doğal bir stres hormonunu karanlık dünyalarına karıştıranlara herhalde insanlığın değil tüm canlıların yüz karası demek gerekmektedir. Üstelik adrenalin hastanelerin acil servislerinde yoğun bakımlarında hayat kurtarıcı bir ilaçtır. Her sağlık personelininde yanında bulunması da tavsiye edilir. Epstein skandalında çokça bahsedilen Adrenochrom’un adrenalin türevi olduğu ve piyasada satıldığı bilindiğine göre komplo teorilerine bir yenisi daha mı eklenmektedir? Bu konuda yani adrenokrom üzerinden birşey söylemek için erken olsa da her hormon yahut kimyasal bileşiğin doz ve sürelerinin dikkate alınması tıbbi çalışmalarda bilinen bir gerçektir. Vitaminler dahil kimyasal bileşiklerin uygulanan süre, doz, vd. birçok belirleyicileri ile faydalı yahut zararlı olabilmektedir. Hayvan deneyleri yahut hücre kültürü çalışmaları yapanlar bunu gayet iyi bilmektedir. Klinik uygulamalarda bunu teyit eder. Bu yazıda “Soysuzlar için Soyağacı” romanının Epstein Bataklığını yıllar öncesinden deşifre eden yönlerinin ele alınması amaçlanmıştır.
Soysuzlar için Soyağacı (Türkiye)
Soyağacı romanı ABD altıncı filosunun İstanbul’a (Welcome 6. Filo) gelişi ile başlar. Evli bir kadın olan Hanife’nin Missouri zırhlısından bir askeri personelle eşini aldatması soyağacının ilk (1. kuşak: 1946) bozulmasıdır. Bu yasak ilişkiden Şöhret isimli bir kızları olur. Yıllar sonra (2. kuşak: 1968-1969) Şöhret’in Murat isimli bir sevgilisi vardır. Şöhret ve Murat’ın aralarındaki beraberlikten Meryem isimli kızları dünyaya gelse de Murat’ın 6. Filo’nun geliş sonrası öğrenci protestoları sırasında öldürülmesi nedeniyle yabancı uyruklu arkadaşlarına onu evlatlık olarak verir. Arkadaşları “Şeküre ve Ziya, öğrenci gibi görünen, ancak emperyalistler tarafından seçilmiş, özenle eğitilmiş ve çeşitli ülkelere bir vesileyle sızdırılmış yasadışı örgüt üyesi, sosyal ajanlardandı. Görevleri, bulundukları ülkelerde soyu bozmak için emperyalizm uşaklarını seçmek ve emperyalizme tehdit olabilecek, Murat gibi geleceğin kuvvetli seslerini tespit edip ihbar etmekti!”(s. 88 )
Ziya, Meryem bebeğin babası ve vatanperver, antiemperyalist bir Türk genci olan Murat’ı ihbar etmiş öldürtmüştü. “Şeküre'nin görevi ise Ziya'ya nazaran biraz daha ağırdı. Kadın olduğu için bulundukları coğrafyada dikkat çekmeyecekti. Şeküre, hastanelerin yeni doğan kliniğinde gezmek ve yeni doğan bebeklere beşiklerinde yer değiştirmekle görevliydi. Amaç, netti. Birbirleriyle karışan bebeklerin gerçek aileleri ile bağlantıları kesileceğinden sosyal yapının organize olarak bozulması daha kolay sağlanacaktı. Soyağacının temelini oluşturan aile ortamında nüve, yani çekirdek çatladı mı düşüncelerin duygulardan bağımsız olması, dilin ise bambaşka telden çalması kendiliğinden kaos ortamını beraberinde getirecekti. Her kaos da bir süre sonra asıl sömürgecilerini ortaya çıkaracaktı” (s.89).
“Çekirdek ailede nüve çatlatılınca aile sandıkları ortamda yetişirken
“Bilinçli ve farkındalığı yüksek, gümbür gümbür gelen Z kuşağının başkaldıran, kafa tutan isyanı, emperyalizmin işine gelmiyordu. Çünkü emperyalizmin ekmek kapıları, inanç ve etnik ayrışmalardı. Bilim, teknoloji ve yeni oluşum ekseninde din eski gücünü yitirdikçe emperyalizm farkındalığı yüksek nesil için de yıllar öncesinden yenidünya düzeni bağlamında önlemini almıştı. Kişiye özel farklı senaryo çoktan yazılmış, zar atar gibi kültür motiflerine işlenmişti. Bu plan, dinler muazzam güçlerini kaybettiği anda uygulamaya geçirilecekti. Amaç, yeni nesle yaptığından ya da ona yapılandan utanmamasını öğretmekti. Yani, vicdan diye bir şeyin olmayacaktı ... insani değerler sömürülürken kalpler nasır tutacak, olup biten kendi başına gelmedikçe kimse umursamayacaktı. Bu planda, "Önce ben" vardı. “Sonra ben, hep ben” vardı. Uluslar üstü sosyal düzenin sağlanması için, herhangi bir ahlaki anlayışın, tüm inanç sisteminin, vatanseverlik gibi ulvi değerlerin ve insan haysiyetinin hiçe sayılarak yok edilmesi ya da talan edilmesi planın aşamalarındandı. Plan, işlevsellikten uzakmış gibi görünse de, soyu bozmanın amacı göz dikilen coğrafyaya topyekun saldırıp imha etmek değildi. Emperyalizmin istediği model, her şartta insanın insanı rahatça sömüreceği zeminleri oluşturmaktı. Kurulacak sistem, insanı yaşatmak değil, sömürmek üzerineydi. Ta ki sömürülecek bir şeyleri kalmayıncaya kadar ... Teknolojinin insan hayatında ilerlemesi, bilgiyi eninde sonunda, sömürülen ve oyuna getirilen cahillerin bile gözlerinin önlerine serecekti. Sonrasında, onlar bile uyanacaktı. Çünkü, günümüz teknolojisinden bilinçli faydalanan nesil için doğru ile yanlışı ayırt etmek de kolaylaşmaktaydı; bu durum onları sömürecek sistemin işini hem kolaylaştırıp hem de zorlaştırmaktaydı. Ancak, bu tehdidi bertaraf etmek de yeni kurgulanan planda kolaydı” Eğitim sistemi, türlü bahanelerle en çarpık hale sokulacaktı. Emperyal hülyaya hizmetteki en kolay ve en etkili mihenk taşı bulunmuştu” (s.90). Zira neslin kırılması ve geriden gelenlerin emperyalizmin niyeti doğrultusunda kayıtsız şartsız hizmet etmeleri için eğitim sisteminin çöküşüne sabretmek gerekliydi. Malum, her şeyin başı da sonu da eğitimdi! Eğitimde, sadece iki nesil kaybedildi mi geriden gelen nesilden ne ailesine ne de milletine yarar gelmeyeceği açıktı. Hedef buydu. Çünkü emperyalizm gözünü diktiği coğrafyada, hedef aldığı ülkede amaçlarını gerçekleştirmek için sinsi planlarını uzun vadeye yayar. Hedef, ortalama yirmi yıl içinde nesiller arasındaki nüveyi çatlatabilmektir. Bunun için toplum mühendisliği ve sosyal mühendislik stratejilerini kullanır. Bu kara büyü gibi stratejiyle, uzun vadeli propagandalarla halkın önceden değer verdiği her şey ama özellikle ülkenin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk gözden düşürülecektir. Örümcek ağı gibi sarılan iyi bir hikayenin arasına gizlenen türlü mesajlar ile de algı yanılması oluşturularak halk doğru bildiği şeylere önce şüphe ile yaklaşacak, daha sonra doğruların yerini yalanlar alacaktır. En ileri safhada da tepkisizleştirilen ve sıkı sıkıya maddiyata sarılan nesle verilen talimatlar otomatik
Adrenokrom
Burada Epstein bataklığı (Skandalı)nda da bahsi çok geçen adrenochrom (Adrenokrom) üzerinde durmak gerekiyor. Adrenokrom, Hunter Thompson’ın 1971 tarihli “Fear and Loathing in Las Vegas” romanı ve 1998 yapımı filmi ile tanınmıştır. Hem roman hem de filmde adrenokromun insanlardan elde edilen halüsinojen madde olarak tanımlanmıştır. Fakat bu maddenin tedavi edici, gençleştirici bir özelliği henüz keşfedilmemiştir.
Her klasik kaynakta ifade edildiği gibi “adrenokrom, adrenalinin oksidasyon ürünüdür ve ilgili katekolaminlerin oksidasyonunda kolayca elde edilen aminokromlar olarak bilinen kırmızıdan mora renkli indolin-5,6-kinonlar ailesinin en bilinen üyesidir” (Heacock & Powell, 1975: 277) . Panfilov ve arkadaşlarının (2025) “Epinefrinin (Adrenalin) Fotokimyasal Salınımı Sırasında Toksik Yan Ürün Oluşumunun Azaltılması” isimli çalışmasında “adrenalinin (epinefrin) fotokimyasal salınımı, nöro ve kardiyotoksik etkilere sahip olan adrenokrom oluşumuyla birlikte gerçekleşir” denmektedir. Panfilov ve arkadaşları bu etkiyi ayrıntılı olarak incelemek için, iki “kafeslenmiş” (Bileşenlerden birinin oluşturduğu boşlukların başka bir bileşene ait atom ve iyonlarla doldurulmasıyla oluşan bir kimyasal bileşik) adrenalin analogu (başka bir bileşiğe yapısal açıdan benzese de, işlevsel ve alt gruplarda farklılık göstermesi durumu) sentezlemişler ve karşılaştırmışlardır. Bu analoglardan ilki, adrenalin’in amino grubuna bağlı bir orto -nitrobenzil koruyucu gruba sahip klasik bir bileşiktir. İkinci analog, orto -nitrobenzil grubunu korumakla birlikte ek bir karbamat bağlayıcı içermiştir. Her iki bileşiğin fotolizi (bir kimyasal bileşiğin moleküllerinin ışığın ( fotonların ) emilimiyle parçalandığı kimyasal bir reaksiyon) aynı koşullar altında gerçekleştirilmiş ve elde edilen ürünler UV-Vis spektroskopisi (Ultraviyole ve görünür ışık (UV-Vis) absorpsiyon spektroskopi bir ışın demetinin bir örnekten geçtikten veya bir örnek yüzeyinden yansıtıldıktan sonraki azalmasının ölçülmesi), kromatografi (karışım halindeki maddeleri analiz etmek, saflaştırmak, ve karışım içerisindeki bileşenleri tanımlamak ve miktarını ölçmek amacı ile kullanılan bir yöntem) ve NMR teknikleri (kimyasal olarak moleküllerin yapı tayinini belirlemek için) kullanılarak analiz edilmiştir. Şaşırtıcı bir şekilde, klasik bileşik adrenokrom oluşumuna yol açarken, karbamat tipi kafeslenmiş adrenalin bu yan ürünü üretmemiş ve aktif maddenin temiz bir şekilde salınmasını sağlamıştır. Sonuç olarak bu makalede, bir karbamat bağlayıcısının adrenalinin “kafesli” bir analoğuna eklenmesinin, ürünün kafesten çıkarılması sırasında foto oksidasyonunu azalttığını göstermiştir. Bu, nöro ve kardiyotoksik etkilere sahip adrenokrom ve alt ürünlerin oluşumu olmadan adrenalinin temiz bir şekilde üretilmesini sağlamıştır. Çalışma daha sonra, yeni karbamat tipi “kafesli” adrenalinin in vitro trombosit aktivasyonu için uygulanabilirliğine de örnek teşkil edecektir (Panfilov, 2025:10).
Adrenalin ve adrenokromdam benzerliğinden farklı olarak “clostridium botulinum” bakterisinin ürettiği bir toksin olan botulinum toksini de örnek verilebilir. Tıbbi uygulamalarda gerekli durumlarda ve minimal dozlarda örneğin; kas tonusunda azalma, inme hastalarındaki üst ekstremite (kollar) spastisitesinde (kas hareketlerinde) botulinum toksini hastaların iyileşmesine katkıda bulunmaktadır. Aynı botulinum’un bir tatlı kaşığı kadarı ise teorik anlamda (pratikte mümkün olmasa da ) 85 milyonluk Türkiye’yi biyolojik silah olarak yok edebilme gücüne sahiptir.
Soysuzlar için Soyağacı (Londra)
Meryem’i de yanlarına alan Şeküre ve Ziya daha sonra Türkiye’den ayrılır ve Londra’ya yerleşirler. Evlatları gibi gösterdikleri Meryem ile hiç dikkatte çekmezler. Meryem’in adını da Mary yapmışlardır. Mary burada büyür anne ve babası olarak Şeküre ve Ziya’yı bilir. Londra’da David isimli biriyle evlenir (1990: 3.Kuşak). Bu evlilikten Adam isimli bir çocukları (2000’ler: 4.Kuşak) olursa da boşanırlar.
“Boşanma sonrası yıkılan hayatını geri toplayıp ayağa kalkmaya çalışan Mary, annesi Şeküre'yi ve babası Ziya'yı ruhunda deprem etkisiyle ansızın Londra'da toprağa verdikten hemen sonra baba evine döndüğünde şaşkınlıktan küçük dilini yutacaktı. Elini atıp açtığı her çekmecenin ya da kilitli her valizin içinden tomar tomar para ve külçe külçe altın çıkmıştı”(s.182). Bu paralar illegal bir hayatın birikimidir. Üvey babası ve üvey annesi uluslararası çetenin organizatörleri olarak çok servet edinmişlerdir. Halbuki Mary, Ziya’yı mütevazi atelyesinde çalışan biri olarak bilmektedir.
Mary (Meryem)“Evlerinin garajına yöneldi. Babası, evdeki vaktinin çoğunu bahçedeki garajın içinde bakımsız dökük atölyesinde tek başına geçirirdi. Dışarıdan bakılınca her şey ne de köhne görünüyor ve çevresindeki herşeyle yamalı bohça gibi sırıtıyordu. Babası her bulduğunu garajın içine tıkmıştı. Düzen yoktu. Her şey üst üste yığılmıştı. Hiçbirine yıllarca el değmediği herşeyin toz ve pisik içerisinde olmasından belliydi. Kapının harap halinden de belliydi ki içeride ne var ne yok hiç de merak edilmemişti” (s.182).
“Babası Ziya'nın ıvır zıvır şeyleri tamir ettiğini sandığı atölyesinin sözümona derme çatma tahta kapısını açtığında ise, gördüklerine asıl o an inanamadı. Harap kapının içerden açılan tarafındaki ikinci kapı, adeta bir uzay mekiğine açılıyordu. Plazma ve ışın lazerle kesilen monoblok paslanmaz çelikten sur gibi kapıyı otomatik açmak için neyse ki göz retinası istenmiyordu. -Belki de babası özellikle önlem almak için yapmıştı. Kim bilir?- Teknoloji çağında bio-medikal ve moleküler biyolojinin mikro yazılım ile bu kadar ilerlediği çağda canlıyken iradesi dışında herhangi bir zorlamaya karşı, retina ile değil de aklı ile karşılık verebilmek için şifreyi eski usul ile sağlamlaştırmıştı. Malum, insanlığa henüz çip takılmamıştı. Beyni, kodladığı “password”u koruyacak hakimiyetteydi. Yani kapının şifresini rızası dışında kurcalayanlara karşı, en ilkel yöntemle tedbirini almıştı. Kapı zorlandığı anda, içeride ne var ne yok demeden kendini imha edecek düzenek kapının gerisinde profesyonelce tuzaklanmıştı. Çok az kişi bilirdi Londra'da Mary'nin “Meryem” olduğunu. Mary,şansını denemeye karar verdi, şifre “Meryem” olabilirdi. İsmini tuşladı, evet, haklı çıkmıştı, gizli kapı açıldı. İçeri girdiğinde ise, askeri üsteymiş hissine kapıldı. Teknoloji fakiri sandığı, her haliyle mülayim, hayatını otomatiğe bağlamış, işinden eve, evden işe ve bir de derneğe gidip gelen, kendi halinde yaşayıp giden babasına inanamıyordu. Hatta babasının başka herhangi bir şeyden anlamadığına yemin bile edebilirdi. Mary'nin ağzı açık kalmıştı. Şaşırmayıp da ne yapsın? Garajdaki teknolojiyi görse Ellon Musk'ın bile gözü kamaşır, ağzının suyu akardı” (s.183).
“Bilgisayar ekranı açılınca ortaya çıkan resimler korkunçtu. Bir iki resim ve görüntüden fazlasını izleyemedi Mary. Ağlamaya ve kusmaya başladı. Çocuk kaçakçılığının dünyadaki en büyük ticaret alanlarından biri olmasının sebebi, sadece seks değildi. Fazla dillendirilmeyen, ancak dünya tarihi kadar eski “adrenochorom” şeytani ayinlerinin günümüzde de varlığının kanıtları gözünün önündeydi. Resimler ve videolardaki işkence gören çocukların değil bedenleri, gözlerinin akı dahi, artık beyaz bile değildi.
“İksir dedikleri, şişelenen temiz enerjiye sahip olma yarışına giren bu vampir yaratıklardan bazısı, o kanın ne şartlarda şişelendiğiyle de ilgilenmiyordu. Bu, organ mafyasına parasını bastırıp kendisine ya da bir yakınına organ satın almak gibi bir şeydi. Ya da kürk giyip et yiyen sözde hayvan severler gibi ... Onlara göre ne vardı ki? Parasını bastırmış, almışlardı. Onlar almasa başka birisi nasılsa alacaktı. Vampirlerin vicdanları rahattı ... Mary'nin ruhu kararmıştı. Gördükleri karşısında yüreği cayır cayır yanıyordu. iyi kalpli babasının nasıl kalpsiz biri olduğunu anlamıştı. Babası Ziya, uluslararası pedofili trafiğinin üst düzey yöneticilerinden biriydi. Dünya, şeytani bir ağ tarafından yönetiliyordu. İngiltere, Avustralya ve Amerika bu şeytani şebekenin güç kaynağıydı. Enerji, şeytani şebekenin tünel adını verdiği yeraltında gizli sığınaklarında hapsettiği, genellikle Uzakdoğulu ve Ortadoğulu “batarya” dedikleri çocuklardan akıyordu. Çoğu kaçırılmıştı ya da pedofili, tecavüz, işkence, cinayet ve soyu bozma eylemleri için özel üretiliyordu. Şeytani ağın katılımcılarına pedofil sapıklara üye deniliyordu. Sistem, suça ve vahşete karışan tüm üyelerin, her birinin işledikleri suçun infaz bedelinin ödendiği bir ücret karşılığında çalışıyordu. Ödediği paraya göre, kademe kademe ... Bir piramit gibi. Ayinleri ekrandan izlemek, ayinin olduğu mekanda camın gerisinden ayini izlemek, bizzat ayine katılarak ama eyleme katılmadan izlemek, ayine katılmak ve ayinde başrol ya da tali rol üstlenmek, hepsi için ayrı para ödenirdi. Ancak adrenochrome için, yani kurban edilen çocuktan akan kanı içmek için para basma, ayin tamamlanmadan, internet üzerinden açık artırma yöntemiyle yapılırdı. Parayı bastıranlar arasında, yani ekran karşısında ya da ayinin yakınında ya da tam içinde olan katılımcıların asıl enerji patlaması, masum canlar acı içinde çığlık attıklarında yaşanıyordu. Medeniyet yalanı ile evrimleştiğini sanan insanlık, günümüzde de ilkel çağda arenada toplanan kalabalıktan farksızdı”(s.185).
“Adına ritüel denen dünün sapıklığını bugüne taşıyan inanılmaz bir yeraltı endüstrisi vardı. Küçük çocukların yakalanmasından, işkence görmesinden, kanlarının boşaltılmasına, “adrenochrome”un satılmasına kadar giden ama bununla bitmeyen bir süreçti bu. Öldürülen çocukların ve özellikle kürtaj yoluyla alınan fetüs ve bebeklerin vücut parçalarını, aşılarda ve pahalı krem içeriklerini oluşturmak için kozmetik sanayiine satmak, sektör için sıradan finans kaynaklarıydı. Her bir çocuk için para peşin alınıyordu. Sisteme giriş yapanların ve alacaklarını alanların kayıtlardan isimleri derhal siliniyordu. İsimler sadece birkaç kişinin, o da Mary'nin babası Ziya gibi üst düzey yöneticilerin kayıtlarında yer alıyordu. Yeni bir üye, sisteme daha önce giriş yapan eski bir üyenin tavsiyesi ve referansı ile, detaylı araştırma ve ön izleme ile, uygun görülürse
“Ayinlerde çocuklar ya hipnotize ediliyordu ya da uyuşturucu enjekte edilerek serseme çevriliyorlardı. Üyeler fiziki eyleme geçmeden önce önlerindeki çorbada bulunan bütün halindeki cenini iştahla parçalayıp yiyorlardı. Özellikle sekiz dokuz yaşında hamile kalan çocuklar kürtaj edilip alınan ceninler yıkanmadan çorba için kullanılıyordu. Doğum sonrası kadından atılan plazmanın habersizce toplanıp güzellik kremlerinde kullanıldığı, bilinen bir gerçekti. Ancak, bazı hastanelerden ceninler de toplanıyordu. Satanist pedofili ayinler için ceninler hamile çocuk annelerden özellikle üretiliyordu. Ayin sırasında, çocuk anneden alınıyordu. Canlıyken işlem yapılıyordu (s.187).
“Pedofil çetenin eline geçmiş, istismar edilen mağdurlardan canlı kalanların ifşa ettiği itiraflar, medyada sayısız kez yer bulmuştu. İtirafları ile derin devlet tarafından yönetilen sübyancı çevrelerinin şeytan'ı ayin ve tacizlerini açıklamakla kalmamış, sapık pedofil devlet başkanlarının, siyasetçilerin, ünlü iş insanlarının, din adamlarının ve saygın görünümlü
Mary yıkılmıştı.
Yoksa annesi de mi biliyordu? Evet” (s.188).
“Mary, bir an bile tereddüt etmeden ölmüş anne ve babasını ihbar etti. Tüm belge ve delilleri de polise teslim etti. Sadece Londra'da değil dünyanın birçok yerinde özellikle kimsesiz çocukların barındığı yurtların altı tünelden geçilmiyordu. Krokilerde belirtildiği üzere, çoğu tünelin bağlantısı kutsal sayılan bir ibadethanenin direkt kapısına açılıyordu. Korkunçtu. Tünel denilen ağı düşündü. Dünyada ne kadar tünel olabilirdi? Filipinler'i düşündü. Bu ülke, yedi bin altı yüz kırk bir ada dan ibaretti. İnsan ticareti için ağ üzerindeki tünellerin olası sayısını düşününce Mary dehşete kapıldı. Felaketin büyüklüğü, bedenini zangır zangır titretiyordu(s.189).
Soyağacı romanını teyit eden bir olayda kapsamı tam olarak bilinmesede “New York'ta Brooklyn Crown Heights 770 Eastern Parkway'de bulunan ve Yahudilerin yoğun olarak kullandığı “Chabad-Lubavitch World Headquarters” adlı sinagog, polis baskınına uğradı. Baskında, sinagogun altında kazılmış gizli tüneller tespit edilmesidir” (Gazeteler: 10.Ocak. 2024 By euronews).
“Devletler ne yapıyordu? Ne işe yararlardı? Dünyada olup bitene ne kadar yakın ne kadar uzaktılar? Yoksa hepsi mi bu endüstriden nemalanıyordu? Yoksa bazısına sus payı mı dağıtılıyordu? Bağımsız ülke yok, birbirine bağımlı ülkeler var, sözünden ne anlaşılırdı? Düşünüyor ama işin içinden çıkamıyordu. Misyonerlik ya da halkına ne kadar dindar bir hükümet olduğunu gösterme yarışında olanlar, Tanrı'nın ismiyle ve din kardeşliği adına elinde kutsal kitapla boy gösteren yetkililer, tünellerin varlığını bilmiyorlar mıydı? (s.189).
“CIA, MI6, MOSSAD gibi “anlı şanlı!” istihbarat örgütlerinin de mi haberi yoktu olan bitenden? Tünel hadisesinde yeraltı örgüt faaliyetleri ile yerüstü faaliyetler karmakarışıktı. Fareler ve insanlar boşuna beraber yaşamıyoriardı. Fareler garanti yukarıdaydı” (s.190).
Soyağacı (2021) romanının bir kısmında geçen bu olaylar zinciri Epstein skandalı (2026) ile adeta bire bir örtüşmektedir. “Gazeteler: Epstein skandalı Kraliyet Ailesi’ne sıçradı... Eski prens sorgulandı, vb.”(20. Şubat. 2026).
Sonuç
Öznur YILMAZ’ın çok yönlü bir romanı olan “Soysuzlar için Soyağacı”nda Epstein Bataklığını önceden adeta haber verircesine Türk toplumunu aydınlatmaya çalıştığı görülmektedir. Günümüzde istihbarat çalışmaları her türlü disiplinin verilerini kullanarak çalışmaktadır. Hatta İngiliz dış istihbaratı MI6 “Military intelligence” ile kendisini ifade etmekte entellektüel yönünü vurgulamaktadır. Mutlaka istihbarat teşkilatları açık istihbarat medyayı takip etmekle birlikte akademik disiplinleri ve aydın insanların kaleminden çıkan eserleri okuyan, değerlendiren birimleri de güçlendirmelidir. Çünkü istihbarat (intelligence demek daha isabetli) başlı başına bilimsel, sanatsal ve üstün yetenekler içeren bir faaliyettir. Bu çerçeveden bakıldığında “Soyağacı” romanı önemli laboratuar verileri de sunmaktadır. Edebiyatçılar ve kültürel antropologlar içinse Türkiye’nin sosyal değişiminin anahtarı niteliğinde, öngörü ve derin gözlem içeren edebî eser özelliğine sahiptir.
_______________________________
Kaynaklar
Öznur Yılmaz, Soysuzlar için Soyağacı, Gölkitap yayıncılık, İstanbul, 2021.
Öznur Yılmaz, Soysuzlar için Soyağacı, Doğu Kitapevi, 2. Baskı, İstanbul, 2024.
Heacock RA& Powell W S, Adrenochrome and related compounds, Prog Med Chem, 1972; 9(2):275-339.
Panfilov MA, Starodubtseva ES, Karogodina TY, Vorob’ev A Y and Moskalensky AE, Article Reducing the Formation of Toxic Byproducts During the Photochemical Release of Epinephrine, Journal of Xenobiot, 2025,15,(8): 1-12.
İnternet: https://tr.euronews.com/
_______________________________
[1] Anatomi Prof. Dr., Tıp Tarihi ve Deontoloji Doktoru, Felsefe Lisans mezunu
[2] Öznur Yılmaz, Soysuzlar için Soyağacı, Gölkitap yayıncılık, İstanbul, 2021.,
Öznur Yılmaz, Soysuzlar için Soyağacı, Doğu Kitapevi, 2. Baskı, İstanbul, 2024.
https://www.bursaarena.com.tr/soyagaci-isiginda-epstein-batakligi-1-makale,12231.html






Değerli hocamızın eline gözüne ve yüreğine sağlık..
Yarım saat içinde, yazının ancak yarısını okuyabildim.. Görmem yeterli olmayınca büyüteçle okumak son derece zor..
Çapı çevresinden büyük yeğenimin 5. Kitabı da yayınlandı.. Kutupyıldızı gibi yol gösteren, kıbleye dönük pusula değerinde bilgi ve belge donanımlı eserleri, umarız ölü toprağı serpilmiş toplumumuz için değerli ve uyarıcı kaynaklar oluşturur..
Cesur ve mangal yürekli yeğenimi kutluyorum..