150

Epstein Dosyaları ve Türkiye: Şeffaflık, Kurumsal İrade ve Hukuk Devleti Sınavı

Dünyanın dört bir yanında insanlar, Epstein’a ait olduğu iddia edilen yazışmaları ve bu yazışmalarda Türkiye’ye dair geçen ifadeleri tartışıyor. Binlerce çocuğun 200 milyon dolar karşılığında bir ağa satıldığı iddiası, uluslararası kamuoyunda geniş yankı uyandırırken, Türkiye bu tartışmaların tam merkezinde yer alıyor. Ancak Türkiye’de durum, konunun ciddiyetiyle ters orantılı bir tablo arz ediyor.

Polonya’dan İtalya’ya, Norveç’ten İngiltere’ye, Fransa’dan Slovenya’ya kadar pek çok ülkede devlet başkanları, başbakanlar ve meclisler düzeyinde konu araştırılırken, sorumluların hesap vermesi için adımlar atılırken; Türkiye’nin adının Epstein dosyasında üst sıralarda geçtiği iddialarına rağmen, bu konunun Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kapsamlı biçimde araştırılması talebi, iktidar partilerinin oylarıyla reddedilmiştir. Bu tablo, beraberinde rahatsız edici soruları getiriyor.

TBMM’DE REDDEDİLEN ARAŞTIRMA TALEPLERİ

CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır da konuyu Meclis gündemine taşıyarak, “Kaybolan çocuklar için TBMM’de bir komisyon kurulsun, araştıralım. Çünkü belgelerde maalesef Türkiye’den de gelen çocuklar olduğu belirtilmiş. Biz bunu insanlık adına araştırmalıyız” çağrısında bulundu. Başarır, “Siyaset gütmeksizin, birbirimizi suçlamaksızın Meclis’teki tüm gruplar toplanıp bu olayları araştırmalı, kayıp çocuklarımızla ilgili bir rapor hazırlamalı ve dünyaya gerekli mesajları vermeli” dedi.

CHP İzmir Milletvekili Sevda Erdan Kılıç ise daha 16 Ocak 2024’te Epstein dosyasının Türkiye bağlantılarının araştırılması için TBMM’ye Araştırma Önergesi verdiğini, ancak önergenin iki yıldır Meclis’te bekletildiğini açıkladı. Kılıç, “Epstein dosyası yalnızca ABD’nin değil, uluslararası bir karanlığın dosyasıdır. Ve evet, bu karanlığın Türkiye’ye uzanan…” ifadelerini kullandı. Kılıç’ın Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın yanıtlaması istemiyle verdiği soru önergesinde, Epstein’a ait olduğu belirtilen e-postada “Erdoğan’ı görmeye gidebilirim” ifadesinin yer aldığına dikkat çekilerek, 2011 yılı içerisinde Jeffrey Epstein’ın Türkiye’ye resmi veya gayriresmi bir ziyaretinin olup olmadığı soruldu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Namık Tan, konuyu İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’ya taşıdığı soru önergesinde, belgelerde reşit olmayan kız çocuklarının “masaj eğitimi” gibi gerekçelerle Antalya’da bulunan Rixos Otel’e getirildiğinin aktarıldığını, ulusal basında da söz konusu otelde staj yaptığı açıklanan bir çocuğun hayatını şüpheli biçimde kaybettiğine ilişkin haberler bulunduğunu belirtti. Tan ayrıca, Ghislaine Maxwell ile İhlas Holding CEO’su Ahmet Mücahit Ören arasında yapıldığı öne sürülen yazışmalara dikkat çekerek, bunların içeriği, kapsamı ve hangi bağlamda gerçekleştiğinin yetkili makamlarca açıklanmamış olmasının kamuoyunda ciddi rahatsızlığa neden olduğunu vurguladı.

Tüm bu çağrılara rağmen, Meclis araştırma komisyonu kurulması talebi, AKP ve MHP oylarıyla reddedilmiştir. Bu ret kararı, konunun üzerinin örtülmesi yönünde bir irade olarak yorumlanmaya fazlasıyla açıktır.

İYİ PARTİ’NİN MÜCADELESİ: BUĞRA KAVUNCU VE TURHAN ÇÖMEZ’İN ÇIKIŞLARI

Epstein dosyasının Türkiye’yi ilgilendiren boyutlarının gündeme taşınmasında İYİ Partili iki isim öne çıktı: Buğra Kavuncu ve Turhan Çömez. Her iki isim de konunun üzerine cesaretle giderek, Meclis araştırması açılması ve iddiaların aydınlatılması için mücadele verdi.

Buğra Kavuncu’nun Meclis Komisyonu Talebi

İYİ Parti Sözcüsü Buğra Kavuncu, 2 Şubat 2026 tarihinde yaptığı açıklamada, Epstein dosyası kapsamında mağdur Türk çocuklarının bulunup bulunmadığının araştırılması için acil Meclis Komisyonu kurulmasını önerdi. Kavuncu, “Bu tür meseleler her türlü siyasi hesabın üzerinde, doğrudan bir insanlık meselesidir” diyerek konunun partiler üstü niteliğine vurgu yaptı.

Kavuncu, kamuoyunda “Epstein belgeleri” olarak bilinen dosyaların belirli aralıklarla ve seçici biçimde yayımlandığını belirterek, bu belgelerde çok ciddi suç unsurlarının yer aldığını söyledi. Son yayımlanan belgelerde Türkiye’ye ilişkin bilgi ve iddiaların da bulunduğuna dikkat çeken Kavuncu, “Belgeler ortaya saçıldıkça büyük bir küresel sapkın ağ deşifre ediliyor” ifadelerini kullandı.

Türkiye’de özellikle afetler sonrası çocuk kayıplarının sık sık gündeme geldiğini, ancak zamanla unutulduğunu belirten Kavuncu, şu değerlendirmede bulundu:

“Söz konusu ağın kurbanı olan her çocuk için tarifsiz bir üzüntü duyuyoruz. Ancak sorumluluğumuz altındaki Türk çocuklarının bu korkunç yapının mağduru olma ihtimali söz konusuyken susup beklememiz mümkün değildir.”

Kavuncu, Epstein dosyası kapsamında; mağdur Türk çocuklarının olup olmadığının, varsa akıbetlerinin, hayatta ve ulaşılabilirlerse rehabilitasyon ve korunma süreçlerinin, TBMM çatısı altında kurulacak özel bir komisyon aracılığıyla araştırılmasını önerdiklerini söyledi. Bu çağrının herhangi bir siyasi partiyi hedef almadığını vurgulayan Kavuncu, “Bu aşağılık ağın Türkiye’de işbirlikçileri varsa, en ağır şekilde cezalandırılmaları için açık destek vermeye hazırız” dedi.

Turhan Çömez’in Çarpıcı İddiaları

İYİ Parti Grup Başkanvekili Turhan Çömez, Epstein dosyasının Türkiye’yi ilgilendiren boyutlarını gündeme getiren en önemli isim oldu. Çömez, 22 Aralık 2025’te sosyal medya platformu X’te yaptığı paylaşımla adeta bir deprem etkisi yarattı. Çömez paylaşımında şu ifadeleri kullandı:

“Amerikan Adalet Bakanlığı Epstein dosyasındaki bazı bilgi ve belgeleri kamuoyuna açıkladı. Bu belgelerde Türkiye’den küçük kız çocuklarının istismar adasına götürüldüğü yazıyor. Çocukların İngilizce bilmedikleri için zorluk çektikleri de not edilmiş. Tek kelimeyle korkunç bir insanlık suçu. Yıllar önce küresel çocuk istismarı çeteleri ile ilgili bir dosyayı zamanın İçişleri Bakanı Sayın Aksu’ya vermiştim ve bazı suçlular yakalanmıştı.”

Çömez’in bu çıkışı, sadece kamuoyunda değil, yargı mekanizmalarında da harekete geçilmesini sağladı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, tam da Çömez’in bu paylaşımı üzerine 23 Aralık 2025 tarihinde soruşturma başlattı.

ANKARA BAŞSAVCILIĞI SORUŞTURMASI: GÜDÜK VE SEMBOLİK BİR ÇABA

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 23 Aralık 2025’te başlattığı soruşturma, ilk bakışta olumlu bir adım gibi görünse de, derinlemesine incelendiğinde ciddi soru işaretleri barındırmaktadır. Soruşturmanın güdük, sembolik ve samimiyetten uzak olduğunu gösteren pek çok unsur bulunmaktadır.

Soruşturmanın Tetikleyicisi: Bir Tweet

Öncelikle soruşturmanın başlama biçimi dikkat çekicidir. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, uluslararası bir çocuk istismarı ağının Türkiye bağlantıları olduğu iddiasını, re’sen harekete geçerek değil, bir milletvekilinin tweet’i üzerine soruşturma başlatmıştır. Bu durum, yargının olay karşısındaki pasif konumunu, inisiyatif alma kapasitesinin sınırlılığını ve daha da vahimi, bu tür insanlık suçları karşısında duyarsızlığını gözler önüne sermektedir.

İlk Suç Duyurusuna Verilen Takipsizlik Kararı

Daha da önemlisi, bu soruşturma ilk değildir. Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği, Epstein dosyasının Türkiye bağlantıları bulunduğuna ve Türkiye’den de çocukların bu suç çetesinin ağına düşürüldüğüne ilişkin iddiaların araştırılması için 16 Ocak 2024 tarihinde suç duyurusunda bulunmuştu.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, bu başvuru üzerine 16 Haziran 2025 tarihinde “kovuşturmaya yer olmadığına” karar vermişti. Takipsizlik kararında, atılı suçların Türkiye’de işlendiğine ilişkin bir delilin dosyada bulunmadığı belirtildi. Peki bu soruşturma ne kadar kapsamlıydı? Soruşturma kapsamında yalnızca ABD’de yaşayan ve şikâyet edilen Banu K. adlı bir kadının ifadesi, talimatla İstanbul Adalar’da alındı. Epstein davasıyla bir ilgisinin bulunmadığını savunan Banu K., şikâyet edilen kişiyle yalnızca isim benzerliği bulunduğunu, kendisinin iddiaların aksine Florida’da değil Kaliforniya’da yaşadığını kaydetti.

Sınırlı Soruşturma ve Cezasızlık Riski

Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği avukatı Hediye Gökçe Baykal’ın değerlendirmeleri, soruşturmanın ne kadar sınırlı tutulduğunu gözler önüne seriyor. Baykal, iki yıl önceki şikayetlerinde çocuklara yönelik cinsel istismar, insan ticareti ve fuhşa aracılık suçları bakımından, şüphelilerin başsavcılıkça re’sen tespit edilmesi gerektiğini özellikle vurguladıklarını anımsattı. Bu başvurunun amacının yalnızca tek bir kişiyle sınırlı bir inceleme yapılması değil; kamuoyuna yansıyan belge ve beyanlar çerçevesinde, olası tüm failler ve bağlantılar bakımından etkin bir soruşturma yürütülmesi olduğunu kaydeden Baykal, şunları söyledi:

“Ancak verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karardan, soruşturmanın yalnızca ismi geçen kişiyle sınırlı tutulduğu, re’sen tespit edilmesi gereken diğer olası şüpheliler yönünden herhangi bir araştırma yapılmadığı anlaşılmaktadır. (…) İnsan ticareti ve çocukların cinsel sömürüsü gibi suçlarda, faillerin çoğu zaman örgütlü yapılar içerisinde hareket ettiği, mağdurların ve bağlantıların ise ancak etkin, çok yönlü ve derinleştirilmiş bir soruşturma ile ortaya çıkarılabildiği bilinen bir gerçektir.”

Baykal, Türkiye’nin taraf olduğu Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme uyarınca, çocukların her türlü cinsel sömürüden korunması konusunda devlete açık ve bağlayıcı yükümlülükler yüklediğine dikkat çekti. Bu yükümlülüğün, yalnızca kesinleşmiş delillerle değil, ciddi şüphe durumlarında dahi harekete geçmeyi gerektirdiğini kaydetti.

Yeni Soruşturma, Eski Alışkanlıklar

Turhan Çömez’in tweet’i üzerine 23 Aralık 2025’te başlatılan yeni soruşturma da benzer bir akıbete uğrayacak mı? Şimdilik bu sorunun cevabı bilinmiyor. Ancak geçmişteki takipsizlik kararı ve soruşturmanın tek bir isimle sınırlı tutulması, yeni soruşturmanın da “güdük” kalma ihtimalini güçlendiriyor. ABD Adalet Bakanlığı’nın yayımladığı yaklaşık üç milyon belge içerisinde Türkiye ile ilgili bölümler olduğu belirtiliyor. Peki bu belgeler gerçekten titizlikle inceleniyor mu? İnceleme hangi kapsamda ve hangi uzmanlıkla yapılıyor? Bu soruların cevabı kamuoyuyla paylaşılmadığı sürece, soruşturmanın ciddiyeti konusundaki kuşkular devam edecektir.

DOSYADA ADI GEÇEN TÜRKİYE BAĞLANTILI İSİMLER

Epstein belgelerinde Türkiye’den çeşitli isim ve kurumların farklı şekillerde yer aldığı görülüyor:

İhlas Holding CEO’su Ahmet Mücahit Ören: 2004 tarihli yazışmalarda Ören’in Epstein’ın suç ortağı Ghislaine Maxwell’den kendisini Richard Branson ile tanıştırmasını istediği, Maxwell’in ise Ören’den biyografi istediği görüldü. Ören’in “Ayrıca daha ‘yaramaz’ olmak için sizden daha çok şey öğrenmeliyim” dediği kaydedildi. Ören, yazışmaların ortaya çıkmasının ardından yaptığı açıklamada, bunun bir iş tanışıklığı talebi olduğunu belirterek, “Diğer sizin bahsettiğiniz o iğrenç adamla hiç bir alakası olmadığı açıkça ortadadır” dedi.

Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu: ABD’li iş insanı Tom Pritzker’in Epstein’a yolladığı 2010 tarihli bir e-postada Davutoğlu’ndan “Kissinger tarzı bir düşünür ve usta bir satranç oyuncusu” olarak bahsedildi. Gelecek Partisi, Davutoğlu’nun adının kendisinden habersiz geçirildiğini, ilgili kişilerle hiçbir temasının olmadığını açıkladı.

Rixos Otel: Belgelerde, Epstein’ın yardımcısı Lesley Groff’un Fettah Tamince’ye ait Antalya Rixos Premium Belek Otel’e masaj eğitimi almak için kadın göndermeyi planladığı görüldü. Rixos Hotels, yazışmaların “kurumsal ve mesleki eğitim kapsamında sağlanan sınırlı bir bilgi paylaşımı desteğinden ibaret” olduğunu açıkladı.

Robert Lisesi: 2014 tarihli bir yazışmada Robert Kolej Yönetim Kurulu üyesi Landon C. Thomas Jr.’ın Epstein’e Robert Kolej’in öneminden bahsederek konuyu Gates Vakfı’na sunmayı sorduğu görüldü. Robert Lisesi, Thomas Jr.’ın okulun yöneticisi veya çalışanı olmadığını, görüşlerin okulu yansıtmadığını belirtti.

İKTİDARA VE YARGI SİSTEMİNE ELEŞTİRİ: SESSİZLİK, ÖRTBAS VE SUÇ ORTAKLIĞI ŞÜPHESİ

Siyasi İradenin Sessizliği Ne Anlama Geliyor?

Türkiye’de iktidarın bu konuya yaklaşımı, kamuoyunda derin kuşkulara yol açıyor. İktidar kanadından konuya ilişkin kapsamlı bir açıklama, şeffaf bir soruşturma taahhüdü veya uluslararası iş birliği çağrısı gelmiyor. Bu sessizlik, şu soruyu kaçınılmaz kılıyor: Acaba iktidar içinde, bu iddialarla bağlantılı olabilecek kişiler mi var? Yoksa konunun aydınlatılmaması, ortaya çıkacak tablonun yaratacağı siyasi maliyetten mi kaynaklanıyor?

Bir ülkede çocuk ticareti ve insanlığa karşı suç iddiaları söz konusu olduğunda, iktidarın bu konuda en ön safta yer alarak konunun aydınlatılmasını talep etmesi beklenir. Oysa Türkiye’de tam tersi bir tablo var: Araştırma talebinin iktidar ortaklarınca reddi, örtbas etme şüphesini besleyen bir atmosfer yaratıyor.

Hukuk Devletinin Sınavı: Kurumsal İrade Var mı?

CHP’li Namık Tan’ın İçişleri Bakanlığı’na yönelttiği sorular, hukuk devleti ilkesi açısından hayati önem taşıyor:

· Epstein dosyaları kapsamında, Türkiye ile bağlantılı iddialara ilişkin İçişleri Bakanlığı tarafından bugüne kadar herhangi bir ön inceleme, araştırma veya değerlendirme yapılmış mıdır?
· Antalya Belek’te bulunan otelde staj yaptığı belirtilen çocuğun şüpheli ölümünün aydınlatılmasına yönelik soruşturma ne şekilde sonuçlanmıştır?
· Ghislaine Maxwell ile Ahmet Mücahit Ören arasında yazışmalar bulunduğuna ilişkin iddialar hakkında herhangi bir inceleme veya tespit yapılması planlanmakta mıdır?
· Son 20 yıl içerisinde Türkiye’de kayıp başvurusu yapılan çocuk sayısı kaçtır; bunlardan kaçının akıbeti belirsizliğini korumaktadır?

Bu soruların cevabı kamuoyu tarafından bilinmiyor. Daha da vahimi, bu soruların muhatap bulamaması ve Meclis araştırması talebinin reddedilmiş olmasıdır. Eğer bu sorulara tatmin edici yanıtlar verilemiyorsa ve üstelik araştırma talebi reddediliyorsa, ortada gerçek bir hesaplaşma iradesinden değil, sembolik kurumsal reflekslerden ve konunun üzerini örtme çabasından söz ediyoruz demektir.

Yargının Pasifliği ve Sorumluluğu

“Devlet nerede?” sorusu, Türkiye’de bu iddialar karşısında en çok sorulan sorulardan biri. Çocuklarını korumakla yükümlü bir devlet, uluslararası bir çocuk ticareti ağının Türkiye uzantıları olduğu iddiaları karşısında neden harekete geçmez? Neden konu re’sen soruşturulmaz? Neden kamuoyunu bilgilendiren, şeffaf bir süreç işletilmez?

Bu soruların muhatabı yalnızca yürütme organı değil, aynı zamanda yargıdır. Hukuk organlarının, bu iddialarla ilgili olarak re’sen ve derinlemesine bir soruşturma yürüttüğüne dair kamuoyuna açık bir çerçeve sunulmaması, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı konusunda da soru işaretleri doğurmaktadır.

Daha da vahimi, Türkiye’de bu tür ağır suç iddialarını soruşturmak üzere, diğer ülkelerde olduğu gibi, siyasi etkiden arındırılmış, uzman savcılar ve disiplinler arası ekiplerden oluşan özel bir birimin neden kurulmadığı sorusudur. Fransa, Polonya, Norveç gibi ülkelerde çocuk istismarı ve insan kaçakçılığı iddialarına ilişkin özel soruşturma birimleri devreye alınırken, Türkiye’nin benzer bir yapı kurmaması ve üstelik kurulması talebini reddetmesi, konunun ciddiyetle ele alınmadığının en açık göstergesidir.

“Sistem Zarar Görür” Kaygısı

Eğer tüm bağlantılar ayrıntılı biçimde araştırılsa, ortaya çıkacak tablo kimi veya hangi yapıları rahatsız edecektir? Araştırma komisyonu kurulmasının AKP ve MHP oylarıyla reddedilmesi, “sistem zarar görür” kaygısının, hukukun tam kapasite işletilmemesi için zımni bir gerekçeye dönüştüğünü göstermektedir. Oysa bilinmelidir ki, gerçeklerin ortaya çıkması sistemi zayıflatmaz; aksine, hukuka aykırı unsurları tasfiye ederek sistemi güçlendirir.

Şeffaflık Yerine Örtbas

Şeffaflık, suçluluğun değil; hukuk devletinin en temel göstergesidir. Bir ülkede iddialar ne kadar ağırsa, devletin o kadar şeffaf davranması, süreci kamuoyunun denetimine açması beklenir. Çünkü ancak bu şekilde, hem iddiaların asılsız olduğu durumda devletin itibarı korunur, hem de iddiaların doğru olduğu durumda sorumluların cezalandırılması sağlanır.

Türkiye’nin Epstein dosyası karşısındaki tutumu, şeffaflık ve hukuk devleti ilkeleri açısından ciddi bir sınav niteliği taşımaktadır. Eğer ortada Türkiye’yi bağlayan bir suç ağı yoksa, bunu en güçlü biçimde kanıtlayacak olan şey, bağımsız, kapsamlı ve şeffaf bir soruşturmadır. Soruşturma talebinin reddedilmesi, tam tersi bir mesaj vermektedir: Ortada kapatılacak bir şeyler var.

CHP’li Kılıç’ın ifadesiyle, “Doğruysa insanlık suçudur, yanlışsa ülkemizin üzerindeki bu ağır gölge derhal kaldırılmalıdır.” Bu gölgeyi kaldırmanın yolu, araştırmayı reddetmek değil, bizzat araştırmanın kendisidir.

Dezenformasyon İddiaları ve Gerçekler

İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi, bazı basın yayın organlarında ve sosyal medya mecralarında yer alan “İletişim Başkanlığından Epstein’le ilgili paylaşımlara erişim engeli getirildiği” iddiasının dezenformasyon içerdiğini açıklamış, uygulanan erişim tedbirinin kamuoyunu yanıltmaya yönelik kirli bilgileri dolaşıma sokan hesaplar için alındığını belirtmiştir. Ancak bu açıklama, asıl mesele olan Epstein dosyasındaki Türkiye bağlantılı iddiaların araştırılması talebinin reddedilmesi gerçeğini değiştirmemektedir. İddiaların kaynağının dezenformasyon olup olmadığı ancak kapsamlı bir araştırmayla ortaya çıkarılabilir. Araştırmayı reddetmek, dezenformasyonla mücadele değil, gerçeklerle mücadeledir.

ULUSLARARASI ALGI VE ÇİFTE STANDART

Dünya genelinde ülkeler, kendi sistemlerine uzanan iddiaları araştırıp kamuoyuna ilan ederken; Türkiye’nin araştırma talebini reddetmesi, uluslararası kamuoyunda da ciddi soru işaretleri doğurmaktadır.

Bu durum, Türkiye’nin çocuk hakları, insan kaçakçılığıyla mücadele ve hukuk devleti konularındaki samimiyetine ilişkin kuşkuları beslemektedir. Bir yanda uluslararası platformlarda çocuk haklarını savunan, insan kaçakçılığıyla mücadele eden bir Türkiye profili çizilirken; diğer yanda kendi ülkesini ilgilendiren bu denli ağır iddiaları araştırmayı reddeden bir tablo, çifte standart olarak algılanmaktadır.

SONUÇ: SEMBOLİK SORUŞTURMA MI, GERÇEK HESAPLAŞMA MI?

Jeffrey Epstein dosyası, Türkiye açısından bir tercih noktasıdır: Ya gerçeklerle yüzleşip hukuk devleti ilkelerini güçlendirecek, ya da araştırma talebini reddederek kuşkuları besleyecek ve uluslararası kamuoyunda suç ortaklığıyla itham edilme riskini göze alacaktır. İktidar, AKP ve MHP oylarıyla ikinci tercihte karar kılmış görünmektedir.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 23 Aralık 2025’te başlattığı soruşturma, şeklen bir adım niteliği taşısa da, içerik ve kapsam açısından ciddi soru işaretleri barındırmaktadır. Daha önceki suç duyurusuna verilen takipsizlik kararı ve soruşturmanın tek bir kişiyle sınırlı tutulması, yargının bu tür karmaşık uluslararası suç ağlarını soruşturma konusundaki kapasite ve irade eksikliğini göstermektedir.

Bu mesele, herhangi bir siyasi partinin ya da ideolojik pozisyonun ötesindedir. Konu, doğrudan çocukların korunması, insan onurunun savunulması ve devletin hukuki meşruiyeti ile ilgilidir. İnsanlığa karşı işlenen suç iddiaları söz konusu olduğunda, hiçbir kişi ya da kurum dokunulmaz olmamalıdır.

Dünya genelinde ülkeler, kendi sistemlerine uzanan iddiaları araştırıp kamuoyuna ilan ederken; Türkiye’de soruşturmanın bir tweet üzerine başlatılması, geçmişteki takipsizlik kararı ve Meclis araştırması talebinin reddedilmesi, kamu vicdanında ciddi yaralar açmaktadır.

Toplum olarak beklenti; iddiaların ciddiyetle incelenmesi, varsa sorumluların yargı önüne çıkarılması ve çocukların korunması adına güçlü bir irade ortaya konulmasıdır. Meclis araştırması talebinin reddedilmesi, bu beklentilerin tamamen tersi bir işarettir.

Gerçekler ya sistemi temizler ya da sistemi sınar; fakat hiçbir durumda araştırma talebi reddedilerek, sembolik soruşturmalarla ve takipsizlik kararlarıyla ortadan kaldırılamaz. Hukuk devleti, en zor dosyalarda anlam kazanır. Ve işte tam da bu nedenle, Epstein dosyası Türkiye için bir dönüm noktasıdır: AKP ve MHP’nin araştırma talebini reddetmesi, ya gerçeklerle yüzleşmekten kaçınan bir iktidarın siciline yazılmış kara bir leke olarak tarihe geçecek, ya da ileride kurulacak bir araştırma komisyonu bu lekeyi silecektir. Üçüncü bir yol yoktur.

Sefa Yürükel / Turkishnews

_____________________________________

KAYNAKÇA

Anadolu Ajansı. (2026, 31 Ocak). Epstein belgelerinde yeni isimler: Tepkiler, istifalar ve yalanlamalar. https://www.aa.com.tr/tr/dunya/epstein-belgelerinde-yeni-isimler-tepkiler-istifalar-ve-yalanlamalar/3816645

Bianet. (2026, 3 Şubat). Ankara Başsavcılığı’ndan “Epstein iddialarına” yeni soruşturma. https://bianet.org/haber/ankara-bassavciligindan-epstein-iddialarina-yeni-sorusturma-316310

Bianet. (2025, 14 Kasım). US ambassador to Turkey named in newly released Epstein communications. https://bianet.org/haber/us-ambassador-to-turkey-named-in-newly-released-epstein-communications-313542

BirGün. (2026, 3 Şubat). Yeni belgeler de incelenecek: Ankara Başsavcılığı’ndan Epstein iddialarına soruşturma. https://www.birgun.net/haber/yeni-belgeler-de-incelenecek-ankara-bassavciligi-ndan-epstein-iddialarina-sorusturma-689769

Cumhuriyet. (2026, 31 Ocak). ABD Adalet Bakanlığı, Jeffrey Epstein ile ilgili belgelerin ilk bölümünü yayınladı. https://www.cumhuriyet.com.tr/dunya/abd-adalet-bakanligi-jeffrey-epstein-ile-ilgili-belgelerin-ilk-bolumunu-2303293

Cumhuriyet Halk Partisi. (2024, 16 Ocak). CHP İzmir Milletvekili Sevda Erdan Kılıç’ın Epstein dosyasının Türkiye bağlantılarının araştırılması için TBMM’ye sunduğu Araştırma Önergesi.

Cumhuriyet Halk Partisi. (2026, 5 Şubat). CHP Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Namık Tan’ın İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’ya yönelttiği Epstein Dosyası ve Türkiye İddialarına Dair Soru Önergesi.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi. (2026, 3 Şubat). Epstein dosyası ve kayıp çocuk istatistiklerine ilişkin açıklama.

Deutsche Welle Türkçe. (2026, 3 Şubat). Ankara Başsavcılığı’ndan Epstein iddialarına yeni soruşturma. https://www.dw.com/tr/ankara-ba%C5%9Fsavc%C4%B1l%C4%B1%C4%9F%C4%B1ndan-epstein-iddialar%C4%B1na-yeni-soru%C5%9Fturma/a-75781634

HuffPost UK. (2025, 12 Kasım). Epstein Once Asked Trump’s Now-Ambassador To Turkey To Send Photo Of Child: ‘Make Me Smile’. https://www.huffingtonpost.co.uk/entry/epstein-once-asked-trumps-ambassador-to-turkey-to-send-child-photo-make-me-smile_n_691507bce4b0c2898bed9f5c

İhlas Holding. (2026, 2 Şubat). Ahmet Mücahit Ören’in Ghislaine Maxwell ile e-posta yazışmalarına ilişkin sosyal medya açıklaması.

İYİ Parti. (2025, 22 Aralık). Turhan Çömez’in sosyal medya platformu X’te yaptığı paylaşım.

Nor Haratch. (2026, 8 Şubat). L’affaire Epstein ébranle la Turquie: Erdogan et Davutoğlu cités dans les dossiers. https://norharatch.com/fr/archives/2929

Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği. (2025, 16 Haziran). Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 16 Ocak 2024 tarihli suç duyurusuna ilişkin verdiği takipsizlik kararına dair avukat Hediye Gökçe Baykal’ın değerlendirmeleri.

Rixos Hotels. (2026, 2 Şubat). The Land of Legends Spa staj programına ilişkin yazılı açıklama.

Robert College. (2026, 1 Şubat). Landon C. Thomas Jr.’ın e-posta yazışmasına ilişkin yazılı açıklama.

Rudaw. (2026, 2 Şubat). İYİ Parti, TBMM’de komisyon kurulmasını istedi: Epstein dosyasında Türk çocuk var mı?. https://www.rudaw.net/turkish/middleeast/turkey/0202202613

T24. (2026, 3 Şubat). Epstein soruşturması: Türkiye’den kimlerin ismi yeni belgelerde geçti?. https://t24.com.tr/dunya/epstein-belgeleri-turkiyenin-de-gundeminde-kimlerin-ismi-gecti,1296354

Türkiye Büyük Millet Meclisi. (2026, 4 Şubat). CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır’ın Epstein soruşturmasına ilişkin değerlendirmeleri ve kayıp çocuklar için Meclis araştırması talebi.

Türkiye Büyük Millet Meclisi. (2026, 5 Şubat). DEM Parti Mersin Milletvekili Perihan Koca Doğan’ın Epstein belgelerine ilişkin Meclis araştırma komisyonu kurulması çağrısı.

United Nations. (1989). Convention on the Rights of the Child. Türkiye’nin taraf olduğu Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi.

United States Department of Justice. (2026, 30 Ocak). Epstein Files Transparency Act kapsamında yayımlanan soruşturma belgeleri.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
150