“Adına ritüel denen dünün sapıklığını bugüne taşıyan inanılmaz bir yeraltı endüstrisi vardı. Küçük çocukların yakalanmasından, işkence görmesinden, kanlarının boşaltılmasına, “adrenochrome”un satılmasına kadar giden ama bununla bitmeyen bir süreçti bu. Öldürülen çocukların ve özellikle kürtaj yoluyla alınan fetüs ve bebeklerin vücut parçalarını, aşılarda ve pahalı krem içeriklerini oluşturmak için kozmetik sanayiine satmak, sektör için sıradan finans kaynaklarıydı. Her bir çocuk için para peşin alınıyordu. Sisteme giriş yapanların ve alacaklarını alanların kayıtlardan isimleri derhal siliniyordu. İsimler sadece birkaç kişinin, o da Mary'nin babası Ziya gibi üst düzey yöneticilerin kayıtlarında yer alıyordu. Yeni bir üye, sisteme daha önce giriş yapan eski bir üyenin tavsiyesi ve referansı ile, detaylı araştırma ve ön izleme ile, uygun görülürse
“Ayinlerde çocuklar ya hipnotize ediliyordu ya da uyuşturucu enjekte edilerek serseme çevriliyorlardı. Üyeler fiziki eyleme geçmeden önce önlerindeki çorbada bulunan bütün halindeki cenini iştahla parçalayıp yiyorlardı. Özellikle sekiz dokuz yaşında hamile kalan çocuklar kürtaj edilip alınan ceninler yıkanmadan çorba için kullanılıyordu. Doğum sonrası kadından atılan plazmanın habersizce toplanıp güzellik kremlerinde kullanıldığı, bilinen bir gerçekti. Ancak, bazı hastanelerden ceninler de toplanıyordu. Satanist pedofili ayinler için ceninler hamile çocuk annelerden özellikle üretiliyordu. Ayin sırasında, çocuk anneden alınıyordu. Canlıyken işlem yapılıyordu (s.187).
“Pedofil çetenin eline geçmiş, istismar edilen mağdurlardan canlı kalanların ifşa ettiği itiraflar, medyada sayısız kez yer bulmuştu. İtirafları ile derin devlet tarafından yönetilen sübyancı çevrelerinin şeytan'ı ayin ve tacizlerini açıklamakla kalmamış, sapık pedofil devlet başkanlarının, siyasetçilerin, ünlü iş insanlarının, din adamlarının ve saygın görünümlü
Mary yıkılmıştı.
Yoksa annesi de mi biliyordu? Evet” (s.188).
“Mary, bir an bile tereddüt etmeden ölmüş anne ve babasını ihbar etti. Tüm belge ve delilleri de polise teslim etti. Sadece Londra'da değil dünyanın birçok yerinde özellikle kimsesiz çocukların barındığı yurtların altı tünelden geçilmiyordu. Krokilerde belirtildiği üzere, çoğu tünelin bağlantısı kutsal sayılan bir ibadethanenin direkt kapısına açılıyordu. Korkunçtu. Tünel denilen ağı düşündü. Dünyada ne kadar tünel olabilirdi? Filipinler'i düşündü. Bu ülke, yedi bin altı yüz kırk bir ada dan ibaretti. İnsan ticareti için ağ üzerindeki tünellerin olası sayısını düşününce Mary dehşete kapıldı. Felaketin büyüklüğü, bedenini zangır zangır titretiyordu(s.189).
Soyağacı romanını teyit eden bir olayda kapsamı tam olarak bilinmesede “New York'ta Brooklyn Crown Heights 770 Eastern Parkway'de bulunan ve Yahudilerin yoğun olarak kullandığı “Chabad-Lubavitch World Headquarters” adlı sinagog, polis baskınına uğradı. Baskında, sinagogun altında kazılmış gizli tüneller tespit edilmesidir” (Gazeteler: 10.Ocak. 2024 By euronews).
“Devletler ne yapıyordu? Ne işe yararlardı? Dünyada olup bitene ne kadar yakın ne kadar uzaktılar? Yoksa hepsi mi bu endüstriden nemalanıyordu? Yoksa bazısına sus payı mı dağıtılıyordu? Bağımsız ülke yok, birbirine bağımlı ülkeler var, sözünden ne anlaşılırdı? Düşünüyor ama işin içinden çıkamıyordu. Misyonerlik ya da halkına ne kadar dindar bir hükümet olduğunu gösterme yarışında olanlar, Tanrı'nın ismiyle ve din kardeşliği adına elinde kutsal kitapla boy gösteren yetkililer, tünellerin varlığını bilmiyorlar mıydı? (s.189).
“CIA, MI6, MOSSAD gibi “anlı şanlı!” istihbarat örgütlerinin de mi haberi yoktu olan bitenden? Tünel hadisesinde yeraltı örgüt faaliyetleri ile yerüstü faaliyetler karmakarışıktı. Fareler ve insanlar boşuna beraber yaşamıyoriardı. Fareler garanti yukarıdaydı” (s.190).
Soyağacı (2021) romanının bir kısmında geçen bu olaylar zinciri Epstein skandalı (2026) ile adeta bire bir örtüşmektedir. “Gazeteler: Epstein skandalı Kraliyet Ailesi’ne sıçradı... Eski prens sorgulandı, vb.”(20. Şubat. 2026).
Sonuç
Öznur YILMAZ’ın çok yönlü bir romanı olan “Soysuzlar için Soyağacı”nda Epstein Bataklığını önceden adeta haber verircesine Türk toplumunu aydınlatmaya çalıştığı görülmektedir. Günümüzde istihbarat çalışmaları her türlü disiplinin verilerini kullanarak çalışmaktadır. Hatta İngiliz dış istihbaratı MI6 “Military intelligence” ile kendisini ifade etmekte entellektüel yönünü vurgulamaktadır. Mutlaka istihbarat teşkilatları açık istihbarat medyayı takip etmekle birlikte akademik disiplinleri ve aydın insanların kaleminden çıkan eserleri okuyan, değerlendiren birimleri de güçlendirmelidir. Çünkü istihbarat (intelligence demek daha isabetli) başlı başına bilimsel, sanatsal ve üstün yetenekler içeren bir faaliyettir. Bu çerçeveden bakıldığında “Soyağacı” romanı önemli laboratuar verileri de sunmaktadır. Edebiyatçılar ve kültürel antropologlar içinse Türkiye’nin sosyal değişiminin anahtarı niteliğinde, öngörü ve derin gözlem içeren edebî eser özelliğine sahiptir.
_______________________________
Kaynaklar
Öznur Yılmaz, Soysuzlar için Soyağacı, Gölkitap yayıncılık, İstanbul, 2021.
Öznur Yılmaz, Soysuzlar için Soyağacı, Doğu Kitapevi, 2. Baskı, İstanbul, 2024.
Heacock RA& Powell W S, Adrenochrome and related compounds, Prog Med Chem, 1972; 9(2):275-339.
Panfilov MA, Starodubtseva ES, Karogodina TY, Vorob’ev A Y and Moskalensky AE, Article Reducing the Formation of Toxic Byproducts During the Photochemical Release of Epinephrine, Journal of Xenobiot, 2025,15,(8): 1-12.
İnternet: https://tr.euronews.com/






Değerli hocamızın eline gözüne ve yüreğine sağlık..
Yarım saat içinde, yazının ancak yarısını okuyabildim.. Görmem yeterli olmayınca büyüteçle okumak son derece zor..
Çapı çevresinden büyük yeğenimin 5. Kitabı da yayınlandı.. Kutupyıldızı gibi yol gösteren, kıbleye dönük pusula değerinde bilgi ve belge donanımlı eserleri, umarız ölü toprağı serpilmiş toplumumuz için değerli ve uyarıcı kaynaklar oluşturur..
Cesur ve mangal yürekli yeğenimi kutluyorum..