150

İşten eve geldim.
Her zamanki gibi daire kapısında beni kedimiz “Anniş” karşıladı.

Hemen önümden televizyona doğru yürüdü. Her akşam eve girdiğim gibi benden televizyonu açmamı istiyor. YouTube’da kediler için hazırlanmış, kuşların, farelerin, sincapların olduğu programlar var. Bazen fareleri, bazen sincapları, bazen de kuşları beraber izliyoruz. Özel hazırlanmış bir alana yem konulmuş; doğadaki çeşit çeşit kuşlar da gelip bu yemleri yiyorlar. Anniş de bu arada onları yakalamak için halden hâle giriyor.

O, televizyondaki kuşlarla meşgulken gündüzleri kızımın odasında kapalı bıraktığımız kuşumuz “Balım”ı alıp salondaki orta sehpanın üstüne bıraktım. Üstümü başımı değiştirdim, ellerimi yıkadım ve televizyonun karşısındaki koltuğa uzandım.

Bir taraftan Anniş ile kuşları seyrediyor, diğer taraftan Balım’ın sesini dinliyordum. Arada Anniş ekrana atılıyor; bir gün televizyonu devirecek diye korkuyorum. Ama itiraf edeyim, bu küçük akşam ritüeli hoşumuza gidiyor.

Derken YouTube’da görüntü değişti.

Yabancı bir haber kanalına denk geldim. Spikerin dili İspanyolca gibiydi; ancak Türkçe altyazı sayesinde söylediklerini takip edebiliyordum.

Dikkat kesildim. Spiker, oldukça sert ve tartışmalı iddialar içeren bir yorum yapıyordu. Not alırcasına izledim. Söyledikleri özetle şunlardı:

Bir ülkede, demokrasi görüntüsü altında işleyen ama şeffaflığı tartışmalı bir seçim sistemiyle yönetimin değiştiğini; sonrasında kamu varlıklarının el değiştirdiğini, ekonomik dengelerin bozulduğunu, üretim yapısının zayıfladığını ileri sürüyordu.

Devletin elindeki bazı stratejik kurumların özelleştirme politikalarıyla farklı gruplara devredildiğini, bu süreçlerin de kamuoyunda yoğun tartışmalara yol açtığını iddia ediyordu.

Tarım ve sanayide maliyetlerin arttığını, bunun da üretimi zorlaştırdığını; dışa bağımlılığın arttığını ve toplumun geniş kesimlerinin ekonomik olarak zorlandığını dile getiriyordu.

Yine kendi yorumuna göre, ekonomik sıkıntılar zamanla sosyal yapıyı da etkilemiş; etik değerlerde aşınma, kurumlara olan güvende zayıflama ve toplumsal huzursuzluk baş göstermişti.

Spikerin çizdiği tablo oldukça karamsardı. Anlattıkları, bir ülkenin sadece ekonomik değil; aynı zamanda sosyal ve ahlaki bir çözülme sürecine girdiği yönündeydi.

Bir an kendimi o anlatının içinde hissettim.

Adaletin zayıfladığı, üretimin azaldığı, insanların geleceğe dair umutlarını kaybettiği bir tablo…

Derken…

Kan ter içinde uyandım.

Her zamanki gibi televizyonun karşısında uyuya kalmışım. Uyku sersemi hâlde ellerimi yüzüme götürdüm. Bir an gördüklerimin gerçek olup olmadığını anlamaya çalıştım.

Anniş‘in Balım’ı yemiş olabileceği endişesiyle etrafıma baktım. Şükür Anniş yerinde, Balım güvende…

Derin bir nefes aldım.

Sonra kendi kendime şu soruyu sordum:

İnsan bazen gördüğü bir rüyadan mı etkilenir, yoksa rüyanın çağrıştırdıklarından mı?

Belki de asıl mesele, anlatılanların neresi olduğu değil; böyle bir hikâyenin herhangi bir yer için mümkün olup olmadığıdır.

Televizyonun sesi hâlâ açıktı.
Anniş pür dikkat ekrana bakıyordu. Balım şakımasına devam ediyordu.

Ben ise biraz önce izlediğim şeyin bir haber mi, bir yorum mu, yoksa sadece zihnimin bana oynadığı bir oyun mu olduğuna tam karar veremiyordum.

En son hatırladığım da; her şeyin ters gittiği dünyada, kendi kendime ‘Rüyalar Gerçek Ol-ma-sa’ şarkısını mırıldanarak gerçek hayata dönmeye çalışıyordum.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
150