Cahiliye devrinde de Allah’ı zikrediyorlardı ama bu şirk zikriydi. İslam bize nasıl bir zikir telkin etti? Allah’ı bir nesne olmaktan, ötekileştirip gayba atmaktan, bir cisim anlayışındaki bireyselleştirerek zikretmekten alıp, Allah’ın ispatı olan bu âlemde, cümlede, Allah’ın Kendi tecellisinde tecellisiyle birlikte zikredilecek bir zikir verdi ve bu zikrin ilmini verdi.
Bizler, dünyaya zahir edilmezden evvel, “Ya Rabbi! Sen hamd ettin bizi var ettin, biz de var edilmiş olarak Seni hamd edeceğiz” sözü verdik. Şimdi İslam olmakla o sözü yeniledik. Hadi şimdi zikret Allah’ı yani hamd et, kendinde ve her yüzde her yaratılmışlıkta yaşamın içinde, gayba atmadan, emirlerine harfiyen uyarak, nefsinden yüz çevirerek zikret. Bizim, Allah’ı kendi bildiğimiz gibi nefsimize uyarak, haramlarında bulunarak zikretmeye devam ederken Müslüman oluşumuzu zannetmemiz ve öyle yaşamamız, ilmin sahibi oluşumuz, bizi ikilikten kurtaramaz, bizi hamda ulaştıramaz çünkü zikrimiz değişmedi, müşrik zikri devem etmekte. Sabredemedik, döndük yine kendi bildiğimiz gibi zikretmeye. Hem ilmen her yüzde diyeceğiz ama zikredeceğiz ötede, gayıpta, tevhit olur mu?
Allah, “İman edenler, Hakk’ı ve sabrı tavsiye edip Hak üzere, Hak ile sabırla yaşayanlar müstesna” dedi Asr suresinde, oraya ulaşamadık. İman etmek, bildirildiği üzere olmak! Kabul ettiğimiz İslam imanı boyutunun erkânına, ahlakına, İslam’ın ibadetleri ve kulluğuna göre yaşamak ve beraberinde sabrın devreye girmesi lazım. O nedenle sabretmeyi zikrediyor Allah.
İslam, Allah’ı hamt edebilmemiz için bize Allah’ı Kendi tecellisinde bütünden zikretmeyi tarif etti ve bizden de bunu yapmamızı istedi ama burada bitmiyor. Devamında Allah’ın Kendisini zikretmesi, tecelli edişi olan o fillerde fail olarak zikretmek devreye giriyor. Allah’ı gerçek anlamda hamd edip hüsrandan kurtulmak istiyorsak, cümle fiillerde fail olarak Allah’ı zikrederken, nispet edişten yani o fiilde kendimizi görüp ispat etmekten ve batıldan yana olan eylem ve söylemlerden geçmek gerekiyor. Fail Allah olduğu için batıl hak olmuyor. Fail Allah olduğu için batıldan arınmak farz oluyor. Ancak o zaman zikrimiz gayıp olmaktan kurtulup ispat olan zikre ulaşacak. Allah’ı tecellisinde zikrederek hamd etmiş olacak mıyız ve bunun da ispatı olacak mı? İspat yaşamın ve yaratılmışlığın kendisi mi? O zaman yaşamda ve yaratılmışlıkta, tecellilerde sabırla kalıp emredildiği gibi dosdoğru olup zikredeceğiz ki ispatı olsun ve hamd etmiş olalım.
İspat nedir? Nedir varlık? Varlık fiildir, varlık sıfattır, varlık vücuttur. Varlığın zahiri fiildir, varlığın batını sıfattır, ikisinin bütünlüğü zattır. “Âdem Safiyullah çekti şehadet, Allah ve Muhammed’i gördü yekvücut” deniliyor mu? Varlığı tarif ediyor, Âdem’i tarif ediyor. Nedir o? Fiildir, sıfattır, ikisinin bütünlüğü olan zattır. İşte Âdem derken varlığın zahirliğini, fiilini zikrediyor. Fiil, sıfatı ve zatı kendisinde tevhit halinde bulur ve ispat eder. İşte Âdem Safiyullah çekti şehadet, Allah ve Muhammed’i yani o sıfatı ve zatı kendisinde ispatta buldu.
Varlık zahirliğiyle fiildir, batınlığıyla sıfattır, bütünlüğüyle zattır ve O, Kendisini ispattadır. Şimdi biz de hamdı ispat edeceğiz yani zikrimizin ispatına ulaşarak Allah’ı hamd etmiş olacağız. Onun için devreye varlık giriyor. Bütünden Allah’ı zikret, tecellisinde Allah’ı zikret, varlıkta Allah’ı zikret. Yani; fiillerde fail olarak Allah’ı zikret ki gerçekte Allah’ı hamd etmiş, varlığının şükrünü yapmış olasın. Sıfatlarda mevsuf olarak Allah’ı zikret ki gerçekte şükrünü yapıp Allah’ı hamd etmiş olasın. Vücutlarda mevcut olarak Allah’ı zikret ki hüsrandan kurtulasın, gerçekte Allah’ı hamd etmiş olasın.




