Dinden hakikate, candan ruha, görünenden bilinmeyene, bütüne yolculuk..
İnanç sisteminin bendeki yolculuğu birçok kişiyle çok da farklı değil sanırım. Beş yaşında Kur'an okumaya, namaz, oruç tutmaya başlatıldım.
Ergenlik çağına kadar bu ibadetlere devam ettim. Bu arada bol kitap okudum ve sorguladım. İnsanın erkek ve kadın diye ayrılmasından çok rahatsız oldum. Çünkü Allah katında böyle bir ayrımın olacağına bir türlü inanamadım.
Dergâhlara girdim, diğer bazı inanç kollarına girdim ve onlarla yaşadım. Daha sonra üç tane Kur'an'ı Türkçe olarak aynı anda okudum.
Kur'an'da kadın erkek ayrımı belirgindi.
Ayrıca peygamberin savaşlarını anlatıyordu. İşte burada kafam iyice sallandı. Hiçbir inancın "onun yaratıcısı adına insan öldürmeyi hak saymasını" kabul edemiyordum. Bu olsa olsa yaratıcıya hakaretti. Hele bir “cehennem” tanımı vardı ki "koruyan ve kuşatan" bir tanrıyı tasavvur etmek mümkün değildi. Yerleşik dini inancın, bedenin alt kısmıyla ilgilendiğini üst yani "kalp ve bilince" ulaşmadığı ve "iktidar gücüne hizmet ettiği" açıktı. Görünen o ki birilerinin tarif ettikleri tanrı "para" idi!.
İnsanın kendini ve yaradılışını tanımadığını fark ettim.
Çünkü insana ve doğaya belirli bir sistem verilmiş, seçenekler sunulmuş, daha sonra bu işleyişe müdahale görünmüyordu.
Tarif ettikleri gibi bir şeriatta kalmak hatta tarikatta ya da cemaatte tutulmak, sadece birilerinin “iktidar gücünü” desteklemekti. Çünkü eğer hakikate varılırsa orada "yaratılan ve yaradan arasındaki ayrım" kalkmış olacaktı.
Varoluşta eşitlik, üç boyutlu yaşamda yoktu. Sadece tekamülünüze göre açılan kapılar vardı. Tekamül, yani bilinçlenme seviyemize göre ya “cennet” ya da “cehennem” denilen başka bir enerji boyutuna geçtiğimizi sanıyorum. Bir bilinç, bir titreşim, bir nur tanesi olarak!
Evrenin ve bedenin işleyişinde yaratılışın ipuçlarını bulmak mümkündü. Yakın zamanda atom altı parçacıkları deneylerinde, bütünün işleyişini fark etmeseydik üç boyutta debelenmeye devam edecektik. Ayrıca arkeolojik çalışmalar da insanlığın 15 bin yıl önceye dayandığını açıklıyor. Yani dinlerin 3000 bin yıllık geçmişinden çok daha öncesinde insanlık yaşamış.
Bedenlenmenin üçüncü boyuta ait olduğunu diğer boyutlarda çok da tahmin edemediğimiz bir yaşama katılacağımızı tahmin ediyoruz. "Nefis eğitimi"nin bizi bilinç ya da ruhsal seviyemize göre yerleştireceğini seziyoruz. Görünen o ki sadece Onun sahibi olduğu bir âlemin parçasıyız. “Bilinç seviyemize göre titreşim yayıyor ve o geri dönüşüm kadar algılıyoruz..”
İşin doğrusu bilinç bilinçle besleniyor. Varoluşun yaratılma nedeni ise var olan bilincin, bilinçle beslenmesi, kendini yeni bilinçlerle sürekli yenilemesi diye algılıyorum.
Verilen yeteneklerimizi, zekâmızı en az kullandığımızı düşünürsek, bu açıklamamızın da yetersiz olabileceği açıktır. Ama her paylaşım bilinci geliştirmeye etki eder.
Sevgiler..
...
Yazarın tüm yazıları için tıklayınız





