150

AYTAÇ YILDIZ BOZKURT yazdı: "Ya Vazo Kırılırsa.."

Uzun zamandır öylece bir köşede durmaktaydım. İçim boş, dışım toz içinde. Özel günlerde hediye edilen çiçekler olmasa kimsenin aklına geleceğim de yoktu. Sessiz sedasız, unutulmuş kaderime razıydım. Arada sırada olsa bile işe yaradığım için hatırlanmış olmak ağır gelmiyordu.

Eve ilk getirildiğimde pırıl pırıl kesmelerimden süzülen ışık, mutlu etmişti sahibimi. Bir yıldız gibiydim. Özenle siliyor, kırılmamam için çok dikkat ediyordu. İçim hiç boş kalmıyordu, çünkü sahibim çiçeklere boğuluyordu. Önceleri hep kırmızı güllerle doluyordum. Ardından pembe, sarı güller süslüyordu içimi. Sonraları kırmızı ve pembe karanfillerle tanıştım. Uzun süre dayanmalarına gerek kalmıyor, yerini yenilerine bırakıyorlardı. Sahibim de ben de kanıksamıştık. Her akşam bir mutluluk tablosuna tanıklık ediyordum.

Zaman geçti. Evde sesler yükseldikçe, fırtına sonrası içim de değişiyor, lale, menekşe, hatta orkide ile tanışıyordum. Ancak merak ettiğim birçokları da yok değildi; lotus, şakayık, nergis, sümbül, leylak, siyah gül, ters lale… Tanrım, ne çok renk ve şekilde yaratmış! Sahibim bir belgesel izlerken gördüm ve duydum. Kimisinin mitolojide özel yeri varmış. Onları misafir etmek isterdim doğrusu. Her birinin anlamı farklıymış meğerse.

Bir sabah bir ziyaretçi ”Yol üstünden toplayıverdim.” diye getirdi papatyaları. Kendine has kokusu, önemsizmiş gibi yoldan alınmış olmasının tersine hiç de diğer çiçeklerden aşağı kalmayan bir zarafeti, güzellik ve asaleti vardı. Ben onlara âşık olmuştum. Dilim olsa ve sorsalardı hep onunla olmak isterdim. Soylu olmak başkasının sana biçtiği değerle değil, senin kendine biçtiğin değerle alakalı bence.

Aslında kimim ben? Hiç söz etmeden girdim konuya. Benim aslım topraktır. Sular, zengin mineralli kayaları oydukça aslım ortaya çıkar. Hani o üzerine basıp geçtiğiniz, kirlettiğiniz kumlar var ya ondan da kardeşlerim üretilir. Zerreleri ısıtılıp soğutulduğunda istediğiniz şekle girer. Artık iş ustasına kalmıştır. Işıkla sevişmemiz öyle başlar. O benimle oynaşmayı pek sever. Ve kıymetimde tam buradadır.

Sahibim beni aldığında, ustam çok üzülmüş, en kıymetlisinin nasıl bir eve gideceği konusunda endişeler yaşamış ama birbirlerinin gözünün içine bakan bu aşık çiftin bana iyi bakacaklarından emin olunca gönül rahatlığı ile vedalaşmış. Öyle ya aşk demek, romantik olmak demek, onun ifadesi de çiçekler demek. Evet, ustam yanılmadı ama zaman geçtikçe her şey değişti.

Sessiz sakin fısıldaşmaların, güzel müziklerin süslediği, bebek ağlamalarının, neşeli kahkahaların ortamı, bir müddet sonra sokağa dönüştü. Beni bile titretecek bağrışmalar evin duvarında asılı kaldı. Perdeler açılmaz, müzik duyulmaz oldu. Artık sadece gözyaşları ve iç çekişler vardı. Son gelen güllerin üzerinden haftalar geçmiş, su kokmaya başlamıştı. Çiçekler çöpe atıldı. Ben de karanlık bir kuytuya bırakıldım. Kaderim unutulmaktı.

İnsan denen varlığın, zamanı harcayışına, duyguları adım adım yok edişine tanık oldum. Onlar kendi aynalarına bakabilmiş olsalardı, nasıl değiştiklerini görür kahrolurlardı. Güzeldiler önceleri, yüzlerinde tebessüm, yanakları al al, umut dolu, sevgi ve muhabbet doluydular. İçlerine aldıkları renkler onları soldurdu. Ya dikenleri battı ya da bekleyip kokuştu. Zamanı iyi harcayamadılar. Zaman da onlardan intikamını aldı.

Sahibim, bir gün beni hatırladı. Tozlarımı sildi. Birkaç damla ıslaklık hissettim. Belli ki ikimizin de en özel olduğumuz anları hatırlamıştı. Beni masaya koydu ve en nefret ettiğim yapay çiçekleri içime özenle yerleştirdi. Kokusuz, abartılı ve kibirdiler.

Papatyaları özlemiştim. Gösterişli günlerimden geriye kalan bedenim, duygusuz ama çok gösterişli bu misafirlerden bir an önce kurtulmak istiyordu. Gitsem, masum gözyaşlarının sahibiyle birlikte biriktirdiğim anılar da gidecekti. Ben her anın tanığıydım.

Bir sabah evdeki tüm sesler sustu. Hiç tanımadığım insanlar doluştu. Birisi eline aldı beni, evirdi çevirdi. Belli ki değer bilmez biriydi. Ve geri dönüşüme gidecek kutunun içine attı hoyratça.

Her şeyin bir sonu vardı elbette. Hiçbir hikâye başladığı gibi bitmiyordu. Ve belki de insanoğlunun en önemli sınavı buydu. Güzel başlayıp güzel biten kaç hikâye biliyorsunuz dostlarım? Hadi o zaman böyle hikâyeleri biz yazalım.

08 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ Kutlu Olsun..

Selam ve saygılarımla…

...

Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

Anahtar Kelimeler:
Aytaç Yıldız Bozkurt
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
150