KKTC’nin Kuruluşunun 39. Yıldönümü

BM gündemindeki Kıbrıs sorunu, 343 yıl hukuken ve fiilen, 352 yıl da hukuken Osmanlı İmparatorluğu’nun egemenliği altında kalmış olan ve Doğu Akdeniz’de Türkiye’ye 70, Yunanistan’a 850 km. mesafede bulunan Kıbrıs adasını, orada hiçbir zaman egemen güç olmamış Yunanistan’ın kendisine bağlama ve Ada’yı Kıbrıs Türk halkından arındırma emeliyle yaptığı girişimler sonucu ortaya çıkmıştır.

Yunanistan Ada’yı Kıbrıs Türk halkından arındırma girişimlerini bazen diplomasi, çoğunluk da ekonomik abluka ve terör yoluyla gerçekleştirmiştir. Kıbrıs Türk halkı önce Dr. Fazıl Küçük’ün, sonra da Rauf R. Denktaş’ın önderliğinde Yunan ve Rum teşebbüslerine, saldırılarına kahramanca ve efsanevî şekilde direnmiş; konuyu Millî Dava olarak benimseyen Türkiye de bu tarihî direnişi desteklemiştir.

Sorunun BM’ne intikal etmesinden sonra Ada’daki iki taraf arasında BM şemsiye altında ve BMGS’nin “iyi niyet” görevi çerçevesinde 1968’den itibaren kurumsallaşarak devam eden müzakere süreci de, Rum – Yunan ikilisinin başlangıçtaki emelinden vazgeçmediğini; müzakere yoluyla sağlamak istediklerin hedefin Kıbrıs’taki Türklerin Rumların egemenliği altındaki devlete yamanması ve zaman içinde Ada’da “osmosis” yani Türk halkının Rumlar içinde eritilmesi olduğunu açıkça ortaya koymuştur.

Bu hedefe uygun bir çözüm elde edilemediği takdirde de uluslararası toplum tarafından “devlet” muamelesi gören Kıbrıs Rum Yönetimi’nin gerçek amacının, çeşitli kısıtlayıcı uygulamalarla Kıbrıs Türk halkını Ada’daki çözümsüzlüğün sonuçlarına mahkûm etme olduğu gün ışığına çıkmıştır.

1980 Eylül ayında belirli somut bir gündemle BMGS’nin gözetiminde başlayan “toplumlararası görüşmelerde” Türk tarafı BM raporlarının da olumlu olarak teyit ettiği üzere, sorunun anayasa ve toprak veçhelerinde masaya harita dahil kapsamlı ve anlamlı teklifler koymuştur. Türkiye Kıbrıs Türk tarafının hamlesine destek vermiştir. Buna karşılık o dönemde Yunanistan’da iktidara gelen PASOK Lideri Andreas Papandreou’nun çatışmacı uzlaşmaz radikal tutumu ve kışkırtmaları sonucunda Kıbrıs Rum tarafı müzakere masasını terketmiştir. Kıbrıs sorununun “uluslararası hale getirilmesi” [internationalization] kampanyasını başlatmıştır. 1983 Mart’ında Yeni Delhi’de toplanan Bağlantısız Devletler Konferansı’nda Kıbrıs konusunda o güne kadar BMGK’nin sorununun çözümü için belirlediği parametrelerle bağdaşmayan tek yanlı bir deklarasyon yayınlatmışlardır.

Konferans’tan hemen sonra BM 37. Genel Kurulu’nun “resumed session” olarak yeniden toplanmasını talep etmişlerdir. BM Genel Kurul’u 13 Mayıs 1983 günü toplanmış ve 17 Mayıs günü, Yeni Delhi Bağlantısızlar Kıbrıs Deklarasyonunun hükümlerini esas alan bir metnin BM Genel Kurul Kararı (37/253 sayılı) olarak kabul edilmesini Bağlantısız ve Varşova Paktı Devletlerinin oylarıyla sağlamışlardır (121 Devlet).

Beş Devlet, Türkiye, Pakistan, Bangladeş, Malezya ve Somali, karara red oyu vermişlerdir.

Çekimser kalan Devletler şunlardır: (20) Belçika, Kanada, Danimarka, Federal Almanya Cumhuriyeti, Guatemala, İzlanda, Endonezya, İsrail, İtalya, Japonya, Ürdün, Lüksemburg, Maldivler, Fas, Hollanda, Norveç, Suudi Arabistan, Tunus, Birleşik Krallık ve ABD.

BM Genel Kurulu Toplantısı’na ben de katıldım.

Bu karar Rumların müzakere yoluyla çözüme ulaşılmasından kaçan tutumlarında bardağı taşıran son damla olmuştur. KTFD Başkanı Sayın Denktaş, BM Genel Kurulu toplantıları için bulunduğu New York’tan dönerken uğradığı Londra’da “Kıbrıs Türk Halkı için kendi kaderini tayin hakkını kullanmanın kaçınılmaz hale geldiğini” açıklamıştır. KTFD Meclisi 17 Haziran 1983 tarihinde aldığı kararla “Kıbrıs Türk Halkı’nın kendi kaderini tayin hakkını” teyid etmiştir.

KTFD’de halk heyecan içindeydi. KKTC ile Türkiye arasında yoğun bir istişare süreci başlamıştı. Türkiye KTFD’nin atacağını adımların iyi hesaplanması gerektiğini telkin etmekteydi. Bununla beraber KTFD’deki hava artık “okun yaydan çıkmış olduğunu” göstermekteydi.

O dönemde ( 1980-86) Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs-Yunanistan İşleri Genel Müdür Yardımcısı idim. 15 Kasım 1983 Salı günü her zamanki gibi erken saatlerde Bakanlıkta mesaime başlamıştım. Odamdaki güvenlikli telefon çaldı. Saat takriben 08:15’di. Karşımda Lefkoşa Büyükelçimiz İnal Batu vardı. Lefkoşa Büyükelçiliğimiz KTFD Meclis Binasının hemen karşısında yerleşikti. Batu bana “Sayın Denktaş ve kalabalık bir halk Meclis binasının merdivenlerde toplanmış durumda, Denktaş hoparlörle bir Bildiri okumaya başladı. Bak telefon dışarıya tutuyorum; dinle” dedi.

Denktaş “ Kıbrıs’ta 20 yıldan beri vuku bulan gelişmeler ve bu gelişmelerin bugün ulaştığı nokta, bazı gerçeklerin dünya kamuoyu önünde açıkça söylenmesini zorunlu hale getirmiştir…Kıbrıs Türk halkının özgür iradesini temsil eden, doğuştan hür ve eşit olan bütün insanların hür ve eşit yaşamalarına inanan, bu inanç içinde, Kıbrıs Türk Halkının kendi kaderini tayin etme hakkını 17 Haziran 1983 tarihli kararıyla dünyaya ilan etmiş olan…” şeklinde heyecanlı bir konuşma yapıyordu.

Konuşma şu sözlerle tamamlandı: “Yukarıda belirtilen inançların, gerçeklerin ve zorunlulukların ışığı altında, Kıbrıs Türk Halkı’nın meşru ve önüne geçilmesi imkansız istek ve iradesine tercüman olarak, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin bağımsız bir devlet olarak kurulduğunu dünya ve tarih önünde ilan ediyoruz.

Bu tarihi günde, Kıbrıs Türk Halkı’nın bir sömürge yönetimi altında köleliğe sürüklenmemesi ve insan haysiyetine uygun şekilde hür yaşayabilmesi için hayatlarını feda etmiş olan şehitlere şükranlarımızı tekrarlıyor, Allah’tan rahmet diliyoruz.”

Hemen koştum; önce Dışişleri bakanımız İlter Türkmen’e ve sonra da Bakan’ın talimatıyla Başbakan Bülent Ulusu’ya durumu arzettim.

Türkiye, aynı gün akşamüstü KKTC’ni resmen tanıdığını açıkladı. Ulusal Kıbrıs Davamızda dönüm noktalarından birini oluşturan ve Türk Ulusu’nun şerefli tarihine parlak bir sayfa ekleyen bu olayı 16 Kasım 1983 tarihli Türk basını başlıca şu başlıklarla dünyaya duyurmuştur:

“Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ilân edildi – Çözüm için zorunlu karar” (Cumhuriyet); 

“GURUR GÜNÜ” (Hürriyet); 

“Mutlu Son” (Güneş); 

“Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kuruldu – KUTLU OLSUN” (Milliyet).”

Şüphesiz ki Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Kıbrıs Türk halkının temel güvencesidir. Bugün KKTC ve O’nu destekleyen Türkiye Kıbrıs sorununun çözümü için tek seçenek olarak “Egemen eşitlik temelinde iki devletli çözüm” hedefine yönelebilmiş olması KKTC’nin varlığı sayesinde olmuştur.

Uluslararası camianın KKTC gerçeğini görmezden gelen katı tutumunu kırmanın değişmez çaresinin, Türkiye’nin KKTC’nin “egemen eşitlik temelinde iki devletli çözüm” hamlesinin arkasında kararlılıkla durmayı sürdürmesi ve KKTC’nin de kendisini, BMGS’nin hedefi “iki toplumlu, iki kesimli federal çözüm olan” iyi niyet görevinin ve o çerçevedeki uygulamalarının dışına görülebilir biçimde çıkarmasına bağlı olduğuna inanmayı sürdürmekteyim.

15 Kasım Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 39. Yıldönümünü ve Kıbrıs Türk Halkının “Cumhuriyet Bayramı’nı” o gün yaşadığım heyecan ve coşkun duygularla gönülden kutluyorum. Millî Kahraman, KKTC’nin Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf R. Denktaş’ı rahmet, sevgi ve saygıyla anıyorum.

15 Kasım 2022

Tugay Uluçevik

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Bilimsel Danışmanı

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.