AZİZ TÜRK MİLLETİ,
SEVGİLİ ANKARALILAR,
106 yıl önce bugün, 27 Aralık 1919,
Yeni bir kutlu doğumun,
Birlik ve beraberlikle bütün güçlüklerin yenilebileceğinin,
Kardeşlikle, dayanışma ile her türlü zorluğun aşılabileceğinin,
Sözün özü, emperyalizmin bütün kirli oyunlarının bozulabileceğinin müjdecisi olmuştur.
Mondros Mütarekesi’nin yarattığı işgal ortamında, Türk milletinin kurtuluş çareleri aradığı bu acı günlerde kurtarıcı kahraman beklentisi Mustafa Kemal Paşa’nın, Sarı Paşa’nın şahsında ete ve kemiğe büründü. Mustafa Kemal Paşa, Balkan Savaşlarından beri aranan kurtarıcı kahraman, beklenen liderdi. O, Çanakkale’yi geçilmez yapan ruhun “Anafartalar Kahramanı” idi.
“Biz Anadolu’ya imanımızı ve ülkümüzü götürüyoruz” dedi Bandırma Vapuru’nda,
“Ya istiklal ya ölüm!” dedi Anadolu’ya ayak bastığında,
“Türk milleti, millî hakimiyet ve Türklük hissiyatıyla kurtulacaktır!” dedi Samsun’da.
“Milletin istiklalini, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır!” diye haykırdı Amasya’da.
“Vatan bir bütündür, hiçbir nedenle parçalanamaz!” dedi Erzurum’da.
“Manda ve himaye kabul edilemez!” dedi Sivas’ta…
Samsun, Amasya, Erzurum ve Sivas’tan yükselen bu gür ses, Mete Han’ın, Bilge Kağan’ın, Sultan Alparslan’ın, Fatih Sultan Mehmet’in haykırışlarına benziyordu… Türk’ün bütün başbuğları, bütün bozkurtları dirilmiş, adeta Mustafa Kemal Paşa’nın sesi olmuşlardı…
Bu sese Anadolu’nun ortasında bir merkez, bir kutlu yuva lazımdı. Liderin kafasındaki o yuva Ankara idi. Ahi Cumhuriyeti’ni kurmuş, Hacı Bayramı Veli’nin şehri Ankara…
Artık, mücadelenin, kurtuluşun ve kuruluşun merkezine yol almak gerekiyordu. Mustafa Kemal Paşa ve Heyet-i Temsiliye’deki arkadaşları 27 Aralık 1919 Cumartesi, soğuk bir kış günü, 9 gün süren yorucu bir yolculuktan sonra, saat 11.00’de Ankara’ya geldiler.
Mustafa Kemal Paşa’nın Ankara’ya gelmekte olduğu haberi bir anda çığ gibi bütün şehri sarmış, herkesi sevince boğmuştu. “Millî Mücadele’nin Hakanı” olarak bilinen Vali Vekili Yahya Galip (Kargı) başkanlığında bir karşılama komitesi kurulmuştu. Bu komitede Müftü Rıfat (Börekçi), Kınacızade Şakir, Bulgurzade Tevfik, Attarbaşızade Rasim, Toygarzade Ahmet, Yağcıoğlu Fehmi, Hatip Ahmet, Kütükçüzade Ali, Hanifzade Ahmet, Ademzade Ahmet, Binbaşı Fuat Bey gibi Ankara’nın ileri gelenleri vardı.
Ankaralılar, Seymen geleneklerine göre o günü “Kızılca Gün” ilan etmişlerdi. “Kızılca Gün”, bir beyliğin ya da devletin çöküş ve yıkılışı günlerinde, halkın yeni bir devlet kurmak ve başlarına yeni “lider” seçmek için “Seymen Alayı” adıyla atlı ve yaya birlikler kurdukları, Seymenlerin (Efelerin) kendilerine göre oyunlar oynadıkları, adeta bir toya dönüştürdükleri bir gündü. Bu gelenek, Ankara ve yöresini fetheden ve Ankara’nın imarında önemli roller oynamış olan beylerden birisi olan Kızıl Bey’e (diğerleri Karaca Bey, Doğan Bey, Yeğen Bey ve Eyne Bey’dir) tabi olan Oğuzların Orta Asya’dan Anadolu’ya taşıdığı bir gelenekti. Bu gelenek, Ankara Ahi Cumhuriyeti’ni kuran irade idi.
Bir imparatorluğun ellerinden kayıp gittiğini gören Ankaralılar, şimdi yeni bir Türk devletinin kuruluşuna giden yolun başında durduklarını, onları bu buhrandan çıkaracak olan kahramanın Mustafa Kemal Paşa olduğunu görmüş ve onu bağırlarına basmak için harekete geçmişlerdi.
Ankara Seymenleri, Oğuz geleneğine uyarak, Ulucanlar ve Hacı Bayram’da toplandılar. Hacı Bayram-ı Veli Türbesi’nin önünde bir kurban kestiler. Sonra üç kol halinde Mustafa Kemal Paşa ve Heyet-i Temsiliye üyelerini karşılamak üzere Dikmen sırtlarına doğru yürüyüşe geçtiler. Yaya olanlar, günümüzde Genelkurmay Başkanlığı ile TBMM’nin bulunduğu kavşakta yerlerini aldılar.
20'nci Kolordu Komutanı Ali Fuat (Cebesoy) Paşa, Vali Vekili Yahya Galip Bey, heyeti karşılamak için Gölbaşı’na kadar gitmişlerdi. Gölbaşı’nda Haymanalı atlıların öncülüğünü yaptığı kalabalık bir halk topluluğu vardı. Binlerce Ankaralı yol boyunca sıralanmıştı. 700 yaya, 3.000 atlı zeybek kıyafetinde Seymen yollara dizilmişti. Mustafa Kemal Paşa, Ali Fuat Paşa ile Yahya Galip Bey’i otomobiline aldı. Kızıl Yokuş’a (Keklik Pınarı/Dikmen) doğru hareket ettiler.
Gölbaşı’ndan sonra ikinci karşılama Kızıl Yokuş’ta yapıldı. Seymenler geleneksel oyunlarını oynadılar. Üçüncü karşılama şimdiki Genelkurmay Başkanlığı ile TBMM’nin bulunduğu kavşakta büyük bir coşku ile yapıldı. Burada ortalık karıştı. Seymenler, esnaf temsilcileri, öğrenciler, binlerce Ankaralı Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarını alkışlıyorlar, “Yaşa! Varol!” sesleri göklere yükseliyordu. O günlerde karşılayıcılar arasında bulunan genç tarih öğretmeni Enver Behnan Şapolyo, anılarında şunları anlatıyor:
“… Mustafa Kemal Paşa burada karşılama heyetiyle devlet memurlarını bir arada görünce, otomobilinden indi. Herkesin ayrı ayrı ellerini sıktı. Biraz daha ileri gidince yüzlerce delikanlıyı zeybek kıyafetlerinde, ellerinde palalar dimdik ve canlı görünce, bu Seymenlere hayran oldu. Bu büyük ve tarihte misli az görülmüş karşılama töreninden pek memnun kaldı. Yiğitleri sert bir sesle:
-Merhaba Efeler! Diye selamladı. Efeler, hep bir ağızdan:
-Sağ ol Paşa Hazretleri, diye karşılık verdiler. Mustafa Kemal:
-Arkadaşlar, buraya niçin geldiniz? Diye sorunca, hep bir ağızdan,
-Millet yolunda ölmeye geldik, diye haykırdılar.
Halk da “Yaşa!” sesleri ile ortalığı inletiyordu. Mustafa Kemal, yaya yürüyor, otomobil de kendisini takip ediyordu.”
Dördüncü karşılama günümüzde Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nin bulunduğu yerde (Sıhhiye) yapıldı. Ankara’nın ileri gelenlerinin bir kısmı da Paşa’yı burada bekliyordu. Başlarında Ankara Müftüsü Rıfat Börekçi Efendi vardı. Mustafa Kemal Paşa yanlarına geldi. Müftü Rıfat Efendi:
“-Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz. Memleketimizi aydınlattınız, canla başla sizinle beraberiz,” dedi. Mustafa Kemal Paşa ve heyet, Rıfat Hoca’ya teşekkür ettikten sonra İstasyon’a doğru yöneldiler.
Gösteriler devam ediyordu. İstasyon meydanında jandarma ve polisler de dizilmişlerdi. O günlerde, Anadolu’nun birçok şehrinde olduğu gibi, Ankara’da da bir İngiliz işgal birliği bulunuyordu ve başlarında Yüzbaşı Withall (Vitol) vardı. Bu İngiliz askerleri İstasyonda kalıyorlardı. Heyet, İngiliz askerlerinin bakışları arasında yoluna devam etti. Hacı Bayram’a doğru ilerliyorlardı. Birkaç ay sonra İlk Meclis binası olacak olan ve fakat o günlerde İttihat ve Terakki vilayet binası olarak yapımı devam eden binada da başlarında Yüzbaşı Boizeau’nun (Buazo) bulunduğu Fransız askerleri vardı ve askerler, binanın yanındaki “Millet Bahçesi”nden heyetin geçişini seyrediyorlardı.
Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları halkla birlikte Hacıbayram’a kadar yürüdüler ve türbeyi ziyaret ettiler. Heyet hükümet binasının önüne geldiğinde bir konuşma yapan Vali Vekili Yahya Galip (Kargı) Bey heyete, “hoş geldiniz” dedi ve hariciye memurlarından Fahrettin Bey de bir nutuk söyledi. Kemal Paşa 15.30’da Hükümet Konağı’na girdi ve burada Ankaralılarla konuştu. Bir süre dinlendi. Daha sonra 20 nci Kolordu’yu ziyaret ederek Ali Fuat Paşa ile görüştü. Bu sırada Seymenler meydanlarda kılıç oyunları oynuyor, halkı coşturuyorlardı. Akşam olmuş, fenerler yakılmıştı.
Heyet, daha sonra kendilerine tahsis edilen Kalaba’daki Ziraat Mektebi’ne giderek yerleşti. Türkiye’nin kalbi artık Ankara’da “Ziraat Mektebi”nin loş koridorlarında atacak, burada yeni bir Türkiye kurulacaktı.
Bu kutlu geliş, kurtuluşun ve kuruluşun şehrine, Ankara’mıza ve tüm Türk Milletine kutlu olsun.
Kurtuluş ve kuruluşun mimarı Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarına selam olsun.
Bu zorlu yolda canlarını veren aziz şehitlerimize rahmet olsun.




