Birinci Tarih Kongresi 2-11 Temmuz 1932 tarihleri arasında Ankara Halkevi'nde toplanmıştı. Kongre sonunda katılımcılara Marmara Köşkü'nde bir çay ziyafeti verilmişti. Atatürk'ün çevresini saranlar gelişigüzel sorular soruyorlardı. Bir öğretmen şöyle bir soru yöneltti:
"Paşam! Din lüzumlu bir şey midir? Hilafetin kaldırılması iyi mi olmuştur?"
Atatürk bu soruya gayet sakin bir tavırla hemen şu yanıtı verdi:
"Evet din lüzumlu bir müessesedir. Dinsiz milletlerin devamına imkan yoktur. Yalnız şurası var ki din, Allahla kul arasındaki bağlılıktır. Softa sınıfının din simsarlığına müsaade edilmemelidir. Dinden maddi çıkar temin eden kimseler, menfur kimselerdir. İşte biz bu vaziyete muhalifiz ve buna müsaade etmiyoruz. Bu gibi din ticareti yapan insanlar, saf ve masum halkımızı aldatmışlardır. Bizim ve sizlerin asıl mücadele edeceğimiz ve ettiğimiz bu kimselerdir. Dinle Hilafeti birbirinden ayırt etmek ıazımdır. Birincisi ne nadar faydalı ise ikincisi o kadar lüzumsuz bir hâl almıştır. Hilafeti kaldırdığımız günden bu güne hadar kimsenin buna sahip çıkmaması, Müslüman dünyasının halifesiz de yürüyeceğine ve şimdi de yürümekte olduğuna en güzel örnek değil midir?[1]"
Atatürk'ün dinsiz, İslam'a tümden karşı olduğu, dini isteklere hoşgörü göstermenin Atatürkçülükten ve laiklikten taviz vermek manasma geldiği düşüncesi, hiçbir ilmi temele dayanmadan kasıtlı olarak yayılmak istenmiştir. Böyle düşünenler sürekli propaganda ile dinin gerici bir akım, İslami fikirlerin Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı olduğu yolundaki yanlış bilgileri yaymaktadırlar. Millî bir değer olan Atatürk'ü istismar ederek, inanan kişileri haksız yere Atatürk düşmanı olarak tanıtmakta ve bu yolda Atatürk'ü de, gene haksız yere, dine karşı bir kişiymiş gibi göstererek o büyük adı kendilerine kalkan yapmaktadırlar. Bu da millî birliğimizi zedelernekıedir. Ülkemizde hâlâ Atatürk'e sığınılarak yürütülen din düşmanlığı yanında bir de dine sığınılarak yürütülen Atatürk düşmanlığı vardır. Gerek Atatürk lehine din aleyhtarlığı yapılırken, gerek din lehine Atatürk aleyhtarlığı yapılırken, Atatürk'ü dine karşı gösterme taktiğinde birleşen fakat maksatları ve hedefleri değişik olan bu iki ayrı kesimin propaganda ve baskı gücü öyle boyutlara varmış ki, dindar olmakla Atatürkçü olmak birbirine zıt olarak değerlendirilmiş; bunlardan birine müminlik, diğerine kafirlik gözü ile bakılmaya kadar gidilmiştir[2]. Atatürk, dini, insanı insan yapan niteliklerden biri olarak değerlerıdirir. O, dinin sosyolojik bir olgu ve psikolojik bir gereksinme olduğunun bilincindedir. Dinin varlığına ve gerekliliğine inanan bir insandır. Atatürk'e göre din, özü itibarıyla insanların ruhi ve manevi hayatlarını dolduran, düzenleyen, onları iyilik ve erdemliliğe yönelten, güven duygusu veren ve bu nedenlerden dolayı toplumu etkileyen bir kurumdur. Bir toplantıda din konusu konuşulurken. Atatürk şu açıklamayı yapar: "Din insanların gıdasıdır. Dinsiz adam boş bir eve benzer. insana hüzün verir. Mutlaka bir şeye inanacağız. Bu dinlerin en sonuncusu elbette en mükemmelidir. İslam dini hepsinden üstündür[3]”.
Atatürk İslam dini için bu yüceltici sözleri söyler fakat öteki dinlere ve inanç sahiplerine de saygılıdır. Zaten laikliğin özü inanların inancına da inançsızlığına da saygı duymak ve karışmamaktır. Azlığın çokluk karşısında korunmasıdır. Bu sözler de Mustafa Kemal'e aittir: "Fakat bence, dinsizim diyen mutlaka dindardır. İnsanın dinsiz olmasının imkanı yoktur. Bu bahisle sizi daha çok yormak istemem. Yalnız bir sözü ne için söyledim onu arz edeyim: Dinsiz kimse olamaz. Bu genelleme içinde şu din veya bu din demek değildir. Tabiatıyla biz içine girdiğimiz dinin en çok isabetli ve çok olgun olduğunu biliyoruz ve imanımız da vardır. Fakat bu inanışı nurlandırman lazım, temizlendirmek, güzelleştirmek lazımdır ki, hakikatten kuvvetli olabilsin. Yoksa inanışımız çok zayıf insanlardan sayılı olur[4]".
Atatürk’ün, kendinden önceki büyük toplumsal dönüşümcülerden ve devrimcilerden en büyük farkı, din konusu üzerine ciddi bir şekilde eğilme ihtiyacı duymasından kaynaklanmaktaydı. Dünya tarihine geçen devrimcilerin neredeyse tamamına yakını, toplumsal değişim projelerinde din olgusuna pozitif anlamda, Mustafa Kemal Atatürk kadar yer verme gereği duymamışlardı. Bu devrimcilerin büyük kısmı, tam aksine din olgusunu görmezlikten gelmişler ya da bu olgunun toplumu zehirleyen bir afyon, uyuşturucu olduğunu belirtip kökünden söküp atmaya çalışmışlardı. Atatürk'le çağda olmaları açısından Lenin, Stalin ve yakın dönem dünya siyasal tarihinin önemli devrimcileri buna birkaç örnektir. Bütün bu liderler din olgusuna karşı adeta sava açmışlar, dine sadece toplumsal değil, kişisel alanda da müdahale etme ihtiyacı hissetmişlerdi. Toplumların ekonomik, siyasi ve kültürel yönlerden kalkındırmaya çalışırken yaptıkları propaganda konuşmalarının ve verdikleri söylevlerin önemli bir bölümünü dinin zararlarına ayırmışlardı. Açıkça ateistileştirme(dinsizleştirme) politikasını takip etmişlerdi. Bu tür ateistleştirme politikasının uygulandığı ülkelerde bütün dinler ağır bir dille eleştirilmiştir. Bu politikanın en canlı olduğu ülke Lenin ve Stalin dönemlerindeki Sovyetler Birliği'ydi. Bu dönemde Sovyetler Birliği'nde tüm dinlere karşı adeta bir savaş yürütülmekteydi...Atatürk, kendisi gibi toplumsal dönüşüm gerçekleştirenlerden farklı olarak, dinsizleştirrne propagandasına, gizli ya da açık şekilde hiçbir zaman başvurmamıştı[5].
Grace M. Ellison’a bütün bu belgelere ve açıklamalara rağmen itimat edenlere hiçbir sözün gereği yoktur. Önce tarih bilinci ile dostu düşmandan ayırt etmek gerekmektedir. “Tarih Bilinci” ise tarihî olayları “değerlendirmek”, “anlamak ve idrak etmekle ” kazanılır. Grace M. Ellison’un bütün eserleri dikkatli tarandığında İngiliz İstihbaratına hizmet etmesi muhtemel bazı görevlilerin açık ismini yazmaktan kaçındığı görülür. Örneğin “Pera’da (Beyoğlu) bu Noel’de (Türkiye’de geçirdiği dördüncü Yılbaşı Yortusu) Mr. D—ile otelde hoş bir akşam yemeğinden sonra beni bir kiliseye götürmesini istedim[6]” “Ertesi günü Mr. D. —'ye bütün öfkemi boşalttım. "Bu insanlar, burada eğlenmenin ne anlama geldiğini bilmiyorlar mı? Roma yanarken Neron lir çalıyordu. Bu insanlar burada zavallı kadınların kırık kalplerinin şarkısının dansını yapıyorlar. Birisi bir gömlek şarkısı çıkartsa insanlar zıplayıp anıracak[7]."Yıllar önce tanıdığı yaşlı bir adam için “On yıl önce Yarbay Z. İle yürürken bu pencerede onu fark etmiştim[8]” diye yazarken Yarbay’ın ismini gizlemektedir.
1908 II. Meşrutiyetin ilanından sonra II. Abdülhamid Han Selanik’e sürgüne gönderilmiştir. Fethi Okyar da padişahın yanında bir süre yaveri olarak zaman zaman sohbetlerde bulunmuştur. Özellikle II. Abdülhanid Han’a Yıldız Hafiye (Casusluk) Teşkilatı konusunu sorular sorduğunda onun verdiği cevaplardan biri ilginçtir: “Mesela, çoğumuzun hayran olduğu İngiltere’de, bütün İngilizler, İntellicens Servisi’nin (Intelligence Service) tabiî azâsı imişler[9].” Bu ifade tartışılabileceği gibi İngiliz Gizli Servisin ahtapot gibi bütün toplumu kendisine ram ettiğini göstermesi açısından önemlidir.
Grace M. Ellison, II. Abdülhamid Hanla görüşmüş ve ona bakışı tamamen satırlarına Ermeni Komitacılarının bakışından yansımıştır. Sultan Reşad’la görüşmeleri ve İstanbul ailelerinden gördüğü iltifatlarla kendisini güvenilir bir gazeteci hüviyetine çıkarmıştır. Turkey To-day kitabının önsözünde “1922 sonbaharında, Ankara'yı Türkiye'nin geri kalanından ayıran süngü hattının arkasına geçmesine izin verilen tek İngiliz bendim” diyerek de övünmektedir. Bu güveni maalesef suistmal etmiş, kendisine gösterilen tüm iyi niyet çabalarını boşa çıkarmıştır. Boşa çıkarmakla kalmamış Mustafa Kemal Atatürk’e iftira atmak bedbahtlığını da göstermiştir.
1922 sonbaharında kendisinin tek İngiliz (!) olarak Türkiye’yi dolaştığını söyleyen ve dolaşan Grace M. Ellison’a şu soru sorulması gerekmektedir. Acaba tek İngiliz sizdiniz de 1922 yılında Türkiye hakkında yıllık raporları İngiltere[10]’ye siz mi gönderdiniz? Düşman Anadolu’dan kovulduktan sonra İngiliz istihbarat subaylarının Ankara dâhil haber toplaması mümkün değildir. Çünkü ülkeden deport (sınır dışı) edilmişlerdi. Deport edilmeyen/edilemeyen gazeteciler, azınlıklar ve bilinmeyen işbirlikçilerdi.
Bir İngiliz milliyetçisi hatta ırkçısı olan Grace M. Ellison, o yıllarda Türklerin İngilizlere karşı tepkisini umursamadan Anadolu’yu dolaşırken İngiliz Bayrağı aramış onu bulunca yanından ayırmamıştır. Bir insanın bayrağını sevmesi kadar tabii bir şey olamaz. O savaş süresince insanî amaçlarla yaklaşım altında adeta örtülü bir şekilde Türk Millî Mücadelesine meydan okumuştur. Almanya-Fransa-İngiltere, Almanca-Fransızca-İngilizce rekabetinde Osmanlı dönemi ziyaretleri dâhil âdetâ İngiliz İstihbarat Servisi görevlisidir. Osmanlı sosyetesini kullanarak Pierre Loti gibi Türk dostu görünen Fransız ajanına yakınlığı İngiliz-Fransız rekabetinin tezahürüdür. Grace M. Ellison’da Türk dostluğu maskesi altında çok rahat ajanlığını icra etmiştir.
1923 yılında Lozan’da kaleme aldığı “Bir İngiliz Kadını Gözüyle Kuva-i Millîye Ankarası” kitabının önsözünde “Eskiden İngiltere, başta bütün ülkeler arasında, Türkiye’de en çok sayılan ülkeydi. Türkiye’de İngilizce olarak kullanılan kelimenin tam anlamıyla bir centilmen olmak, Türklerin en büyük ideali idi. İngiliz malları, Fransızlarınkinden üstün tutuluyordu. Bu onların daha mükemmel ve daha iyi oluşundan değil, yalnızca İngiliz oluşundandı. Bizim ideallerimiz, bizim politikamız ve şunu da ekleyeyim bizim mürebbiyelerimiz, Türklerin gözünde adeta kutsaldı[11]”. Onun şu ifadeleri Fransız gizli servisinin dikkatlerinden kendisinin kaçmadığını göstermektedir: “Benim adalet duygumun acayip sonucudur ki Fransız gizli servisince ben Lloyd George'un yeğeni olarak biliniyorum. Bir zamanların parlak Başbakanı Mösyö Briand bizim merhum Başbakan Lord Robert Cecil'e yaptığı şiddetli saldırıları kitap halinde bastırdığı zaman, benim ona cevaplarımı da basmıştı. Şöyle diyordu: "Lord Cecil benim söylediklerimde bir gerçeklik payı olduğunu kabul etmedi. Fakat o, bir İngiliz kadınına itiraz etmeyi de göze alamıyordu. Ben savunmamı gazetede bastırdıktan kısa bir süre sonra, Chicago'nun büyük gazetelerinden birinin muhabiri Lloyd George'tan "benim amcam" diye bahsetti. Ben buna, böyle bir akrabalıktan şeref duymayacağımdan değil, böyle bir iddiada bulunmadığım için itiraz ettim. O da cevabında "Aziz bayan, senin küçük oyununu bozacağımı düşünme." dedi[12].
Diğer eserleri de dikkatli bir analize tabii tutulduğunda onun istihbarat yönünü fark etmemek mümkün değildir. Grace M. Ellison’a Atatürk dostu, demek Atatürk’ün “âdetâ casûs” tespiti ile çelişkiye düşmektir.
Ellison, sürekli olarak bütün eserlerinde Türk dostu olduğunu söyler ve safdil İstanbul’daki dostlarının ağzından bunu yineletir. Söylenmeyen bir şeyi yazmadığını özen gösterdiğini ifade etse de tekzibe uğrayacak kadar Ankara Hükümetinin dikkatini çekmektedir. Bütün bunlara rağmen Mustafa Kemal Paşa ile 1923 yılında İngiltere’ye dönmeden onunla tekrar röportaj yapabilmesi ise Paşa’nın onu daha iyi tanımak ve çözmek niyetinde olduğunun göstergesinden başka bir şey değildir. Turkey To-Day (1928) isimli eserinde yazdıkları ise hiçbir kaynakta teyit edilemeyecek sadece kendisine ait kurgulardır. Gazeteci ve istihbaratçı Grace Ellison’da bir yetenek varsa Mustafa Kemal Paşa’da binlerce yetenek bulunmaktadır. Çünkü Atatürk daima tarihe her konuda belge bırakarak yaşamıştır. Onun hayatı ve düşünceleri de düzgün/ dosdoğrudur. Dost ve hatta düşmanları bunu kabul eder. Bundan bir tek İngilizler ve İngiliz yönlendirmeleri istisnadır.
Netice:
Atatürk’ün “adeta casus” dediği gazeteci Grace M. Ellison’nun sözlerini kaynak olarak göstermek öncelikle bilimsel değildir. Bu tavır Türkiye ve Atatürk aleyhine dört dörtlük casusluk operasyonuna bilmeden veya bilerek hizmet etmektir. Grace M. Ellison’nun çalışmaları ve kitapları dikkatli bir incelemeye tabii tutulduğunda Atatürk’ün nezaketle ifade ettiği "adeta casus” tanımı hafif kalmakta ve onun MI-6 ajanı olduğu anlaşılmaktadır.
Yine Türkiye’de bir takım kişilerin Grace M. Ellison’nun eserini kaynak göstererek Mustafa Kemal Paşa’yı dinsizlikle itham etmesi hiçbir vicdana ve akla sığmayacak mantık tutulması ve ego şişmesiyle beraber dengesiz/ön yargılı bir yaklaşım örneğidir. Mustafa Kemal Atatürk Osmanlı Döneminde Almanya-İngiltere-Fransa-Rusya vd. rekabet alanına dönüşen vatan toprağını her türlü yabancı hayranlığından ve körlüğünden kurtarmıştır. Bunu kabullenemeyen her Avrupa Devleti Atatürk’e gizli veya açık savaş açmıştır. Fakat Atatürk çağını aşan bir önder/dahi insan olduğu için her konuşması arşivlerde ve el yazmaları ile tarihe suiistimal edilemeyecek notlar bırakmıştır. Onun düşüncelerini hiç kimse çarpıtamayacaktır. Düşünceleri ile yaptıkları çok açık ve berraktır. Onu sadece bulanık zihinler ve gözler görmemekte anlamamaktadır. Fakat onu anlayan bir “Türk Gençliği” ve “İnsanlık” daima büyüyen bir coşkuyla durmaktadır. Bütün mazlum milletler onun fikirleri ile aydınlanmakta, emperyalizm mazide olduğu gibi onun örnek davranış ve fikirleri ile gelecekte kaçınılmaz yıkılışına yürümektedir.
Kısaca istihbarat uzmanları tarafından Grace Mary Ellison'ın kitapları, Pierre Loti ile ilişkileri ve saha çalışmaları incelendiğinde onun İngiliz devlet operasyonunun önemli bir halkası olduğu anlaşılacaktır. Araştırıldığında onun dipsiz bir kuyu olduğu görülecektir. Bu makalede konuyu dağıtmamak açısından Grace Mary Ellison'ın istihbaratçı gazeteci boyutlarına çok fazla değinilmemiştir. Bununla beraber Mustafa Kemal Atatürk'ün onun hakkındaki “adeta casus” tespitinin ne kadar isabetli olduğu gösterilmeye çalışılmıştır. Dünyanın neresine gidilirse gidilsin istihbarat elemanları bazı profesyonel gazetecilerle irtibat halinde olurlar. Bu onların bilgi alışverişinde bulunması ile birlikte özellikle İngiliz istihbaratının sahte belge oluşturma faaliyetlerinden birini de içermektedir. Özellikle bu sahte belge intikam alacakları bir kişi ise bunun sonuçları için yıllar değil yüz yıllarca bekleyebilmektedirler.
.....
Teşekkür:
“İngiliz Gazeteci “Ajan” Grace Mary Ellison” başlıklı bu makalenin hazırlanmasında önemli kaynakları temin eden Eskişehir Yediler Kültür Merkezi’nden Murat TİN, İsmail ÇAYIR ve Zeki ŞİMŞEK Beylere teşekkür ederim.
Prof. Dr. Hilmi ÖZDEN
.....
_________________________________
[1] Erol Mütercimler, Fikrimizin Rehberi Gazi M. Kemal, Alfa Yayınları, İst, 2008., s.1118., Kılıç Ali, Atatürk’ün Hususiyetleri, Sel Yay, İst, 1955,5.115-117
[2] A.g.e., s. 118-1119., Şerafettin Dönmez, Atatürk’ün Çağdaş Toplum ve Din Anlayışı, Çamlıca Yayınları, 2. Basım, İstanbul, 2002, s. 173-174.
[3] A.g.e., s. 1119-1120., Abdurrahman Kasapoğlu, Atatürk’ün Kur’an Kültürü, İlgi Yayınları, İstanbul, 2006., s. 218-219.
[4] A.g.e., s. 1120., Abdurrahman Kasapoğlu, Atatürk’ün Kur’an Kültürü, İlgi Yayınları, İstanbul, 2006., s. 218-219.
[5] A.g.e., s. 1120-1121., Sinan Meydan, Bir Ömrün Öteki Hikâyesi, Atatürk, Modernizm, Din ve Allah, Toplumsal Dönüşüm Yayı, 2.Baskı, İst, 2002, s.368-369.
[6] Grace M. Ellison (1973), a. g. e., s. 299.
[7] A. g. e., s. 300.
[8] A. g. e., s. 301.
[9] Fethi Okyar, Üç Devirde Bir Adam, Yayına Hazırlayan: Cemal Kutay, Tercüman Yayınları, İstanbul, 1980.s.77.
[10] Ali Satan (Hazırlayan), İngiliz Yıllık Raporları'nda Türkiye (1922), Çeviri: Ayşegül Angı, Tarihçi Kitapevi, İstanbul, 2011.
[11] Grace M. Ellison(1973), a.g.e., s.7-8.
[12] A. g. e., s. 43.
_____________________________________
Kaynaklar
Akkılıç Y. (2009). Atatürk ve Bursa, Nilüfer Akkılıç Kütüphanesi Yayınları, Bursa.
Atatürk M. K.(1970). Nutuk, II. Cilt, 1920-1927, Türk Devrim Tarihi Enstitüsü, İstanbul.
Atatürk’ün Not Defterleri (2019). Cilt XII, T.C. Genelkurmay Başkanlığı, Ankara.
Atatürk’ün Bütün Eserler (2004), Heyet, Genel Yönetmen: Şule Perinçek, Cilt 14 (16 Ekim 1922-27 Ocak 1923), Kaynak Yayınları, İstanbul.
Ayhan H. (2000). Cumhuriyet Dönemi Din Eğitimine Genel Bir Bakış: Atatürk'ün İslam Dini ve Din Eğitimi Hakkındaki Görüşleri M.Ü. İlahiyat Fakültesi Dergisi 18, 5-27.
Borak S & Kocatürk U(Haz.) (1972). Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri: Cilt II (1920–1938), Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Yayınları.
Borak S (Derleyen) (1997). Atatürk’ün Armstrong’a Cevabı, “Bozkurt” Kitabındaki Yanlışlar ve Çarpıtmalar, Kaynak Yayınları, İstanbul.
Bryce J-Arnold Toynbee A. (2006). Osmanlı İmparatorluğunda Ermenilere Yönelik Muamele 1915-1916. Cilt I-II, Çevirenler Tuygan-Jülide Değirmenciler, İstanbul.
Çetin N. (2010). Edebiyat ve Bilinç, Pierre Loti’nin Gerçek Kimliği, Öncü Kitap, Ankara.
Çoban Döşkaya F.(2016), Grace Ellison: Türk Hareminde Bir İngiliz Kadını, Çağdaş Türkiye Tarihi Araştırmaları Dergisi, XVI/33 (2016-Güz/Autumn), s. 93-104.
Derer M. ve ark.,(1973). Atatürk’ün Özel Kütüphanesinin Katologu, Hazırlıyan: Millî Kütüphane Genel Müdürlüğü, Başbakanlık Kültür Müsteşarlığı Cumhuriyetin 50. Yıldönümü Yayınları, Ankara.
Ellison G. M. (2007) (1915) An Englishwoman in a Turkish Harem. Cultures in Dialogue Series One. Gorgias Press, New Jersey.
Ellison G.M. (1973), Bir İngiliz Kadını Gözüyle Kuva-i Millîye Ankarası, Milliyet Yayınları, Türkçesi: İbrahim S. Turek, İstanbul.
Ellison G.M. (1928), Turkey To-day, London t y. Hutchinson and Co.Ltd.
Fethi Okyar F. (1980), Üç Devirde Bir Adam, Yayına Hazırlayan: Cemal Kutay, Tercüman Yayınları, İstanbul.
Güler A(2016). Atatürk ve İslam, Halk Kitabevi, İstanbul.
Karaosmanoğlu Y.K. (2007). Atatürk, Remzi Kitapevi, 10. Baskı, İstanbul.
Kasapoğlu A. (2006). Atatürk’ün Kur’an Kültürü, İlgi Yayınları, İstanbul.
Kocabaş S. (1019). Bir Medeniyetler Analizi ve Türk-Batı Kavgası “Celladına Âşık Olmak”, Vatan Yayınları, İstanbul.
Lewis R. (2006). Oryantalizmi Yeniden Düşünmek, Çeviren: Beyhan Uygun-Aytemiz, Şeyda Başlı, Kapı Yayınları, İstanbul.
Meydan S. (2003). Bir Ömrün Öteki Hikâyesi, Atatürk, Modernizm, Din ve Allah, Toplumsal Dönüşüm Yayınları, 2. Baskı, İstanbul.
Mithat A.H. (1946). Hâtıralarım 1872-1946, Güler Basımevi, Galata, İstanbul.
Mütercimler E. (2008). Fikrimizin Rehberi Gazi M. Kemal, Alfa Yayınları, İstanbul.
Nur R. (1992). Hayat ve Hatıratım, I-III. Cilt, Yayına Hazırlayan: Abdurrahman Dilipak, İşaret Yayınları, İstanbul.
Nur R.& Ellison G.M. (2007). İlk Meclisin Perde Arkası, (1920-1923), Örgün Yayınevi, İstanbul.
Öke M.K. (1988), İngiltere’nin Güneydoğu Anadolu Siyaseti ve Binbaşı E.W.C. Noel’in Faaliyetleri (1919), TKAE, Ankara.
Özdemir A.R. (2019). Atatürk ve İslam, Kripto Yayınları, Ankara.
Özgen Y (Editör) (2024). Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri C-I-II-III, Atatürk Araştırma Merkezi, Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü, Ankara.
Satan A (Hazırlayan) (2011). İngiliz Yıllık Raporları'nda Türkiye (1922), Çeviri: Ayşegül Angı, Tarihçi Kitapevi, İstanbul.




