ABD Başkanı Donald Trump’ın, Venezuela Cumhurbaşkanı Nicolas Maduro'yu zor kullanarak kaçırması (3 Ocak 2026), bu yetmezmiş gibi, İsrail kasabı Netenyahu ile birlikte İran'a saldırması (Mart 2026), Vesfalya Antlaşması ile modern uluslararası hukuk düzeninin temel taşlarını sarsan olaylar olarak tarihe geçti.
1648 Vesfalya Antlaşması’nın en temel ilkesi, bir devletin sınırları içinde ne yaparsa yapsın, başka bir devletin ona müdahale edemeyeceğidir.(Kral kendi krallığının imparatorudur). Vesfalya sistemi, devletler arasındaki uyuşmazlıkların çözümünde diplomasi masasını "kutsal" bir zemin olarak görürdü. Diplomasi, savaşın alternatifiydi.
Modern uluslararası hukuk da, 1945 tarihli BM Şartı ile devletlerin egemen eşitliği ve toprak bütünlüğü ilkesi üzerine inşa edilmişti. (26 Haziran 1945'te San Francisco'da 50 ülke tarafından imzalanan ve 24 Ekim 1945'te yürürlüğe giren BM Şartı, Birleşmiş Milletler'in temel kurucu antlaşmasıdır. II. Dünya Savaşı sonrası uluslararası barış ve güvenliği sağlamak, insan haklarını korumak ve devletler arası işbirliğini geliştirmek amacıyla oluşturulan bu belge, Güvenlik Konseyi'nin veto yetkisine sahip 5 daimi üyesini ‘ABD, eski SSCB, İngiltere, Fransa, Çin’ belirledi)
VESFALYA ANLAŞMASI’NA GÖRE DURUM
ABD ve İsrail’in "rejim değişikliği" hedefiyle başlattığı bu operasyonu Vesfalya Anlaşması kapsamında ele alırsak:
1-Saldırı ile egemenlik bir hak olmaktan çıkıp, hegemonik güçlerin onayına bağlı bir "imtiyaz" haline getirmiştir.
2-Cenevre’deki müzakereler devam ederken, yani masada el sıkışma ihtimali varken operasyon yapılması, diplomasiyi bir "çözüm aracı" olmaktan çıkartıp, bir "askeri aldatma" taktiğine dönüştürmüştür.
3-Maduro olayı ile yapılan denemeden sonra şimdi Ayetullah Ali Hamaney’in ailesiyle birlikte hedef alınarak öldürülmesi, "Siyasi Suikast"ı bir devlet politikası ve meşru bir savaş yöntemi olarak tescil ettirilmişt,
BİRLEŞMİŞ MİLLETLER (BM) ŞARTI’NA GÖRE DURUM
Maduro Olayı: "Devlet Başkanı Bağışıklığı" ve "Kaçırma" ABD’nin Maduro’yu "narko-terörizm" iddiasıyla, operasyon düzenleyerek New York’a götürmesi, şu temel ilkeleri ihlal etmek olarak değerlendiriliyor:
BM Şartı Madde 2(4): Üye devletlerin, başka bir devletin siyasi bağımsızlığına karşı kuvvet kullanmasını yasaklar.
Diplomatik Bağışıklık: Uluslararası teamül hukukuna göre, görevdeki Devlet Başkanları "ratione personae" (kişiye bağlı) dokunulmazlığa sahiptir. ABD mahkemelerinin Maduro’yu yargılama girişimi, egemen devletlerin birbirleri üzerinde yargı yetkisi kullanamayacağı ilkesini yok saymaktadır.
Müdahale Etmeme İlkesi: BM’nin 2131 (XX) sayılı kararı, hiçbir devletin başka bir devletin iç işlerine müdahale edemeyeceğini vurgular.
İran’a Yönelik Saldırılar: Meşru Müdafaa mı, Saldırganlık suçu mu?
ABD ve müttefiklerinin İran'a yönelik bombardımanları, BM Güvenlik Konseyi (BMGK) kararı olmaksızın gerçekleştirildiğinden, hukuki açıdan bu durum şu riskleri barındırıyor:
Meşru Müdafaa Sınırları (Madde 51): BM Şartı, kuvvet kullanımına yalnızca "silahlı bir saldırı gerçekleşmesi durumunda" ve BMGK önlem alana kadar izin verir.
Saldırganlık Suçu: Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) statüsünde tanımlanan saldırganlık suçu, bir devletin başka bir devlete karşı BM Şartı'nı açıkça ihlal eden kuvvet kullanımıdır. BMGK'nın beş daimi üyesinden biri olan ABD'nin bu eylemleri, konseyin "veto" yetkisi nedeniyle cezalandırılamasa da hukuken "yasa dışı" niteliğini korur.
4-BM Güvenlik Konseyi’nin İşlevsizleşmesi
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK)’nın dünya barışını koruma görevi, daimi üyelerin bizzat çatışmanın tarafı olmasıyla tıkanmış durumda. Rusya ve Çin'in bu operasyonlara yönelik sert tepkileri ve ABD'nin veto gücü, uluslararası hukukun yaptırım gücünü zayıflatarak çok kutuplu bir kaos ortamına zemin hazırlıyor.
GİDİŞAT NEREYE DOĞRU EVRİLİYOR
ABD Ulusal İstihbarat Konseyi’nin hazırladığı rapora göre, İran’a yönelik geniş çaplı bir askeri saldırının bile rejimi devirmesi düşük bir ihtimal.
Associated Press'in haberine göre, ABD istihbaratına yakın 2 yetkili, Rusya’nın İran’a, bölgede bulunan Amerikan savaş gemileri, uçakları ve askeri varlıklarıyla ilgili bilgiler sağladığını öne sürüyor. Ayrıca, Trump’ın politikalarının Avrupa ülkelerini Çin’e yaklaştırdığı, yani Batı ittifakını salladığı ve safların değişmesine neden olduğu iddia ediliyor.
Iraklı askeri analist SÜLEYMAN EL FAHD, savaşa ilişkin gelişmeleri özetle şöyle değerlendiriyor:
İran, ABD'nin daha önce hiç tanık olmadığı kadar büyük eş zamanlı ve geniş çaplı bir karşı saldırı başlattı. Böylece Jeopolitik Dengeler Alt Üst Oldu. Şu an Trump şokta; Amerikan ordusunun gururu kırıldı ve hayalet uçakları İran radarları için kolay bir hedef haline geldi. Çin de, ABD askeri varlıklarını izleyip İran’a bildirerek savaşın bir parçası haline geldi. Bu sonuçla, sadece milyarlarca dolarlık radarlar düşmedi, dünyanın jeopolitik haritası yeniden çizildi.
TARİHE TANIKLIK EDİYORUZ.
İsrailli gazeteci ve dünyanın en saygın Yahudilerinden biri olan ALON MİZRAHİ de, yaptığı açıklamada şöyle diyor:
İran, herkesin şaşkınlığına rağmen, Amerikan üslerini o kadar kapsamlı, o kadar büyük ölçekte ve o kadar kararlı bir şekilde yok ediyor ki, dünya buna hazır değil. ABD daha önce hiç böyle bir şey yaşamadı. Askeri durum o kadar ciddi ki, sansür bu savaşla ilgili neredeyse tüm yeni bilgileri engelliyor. Fark ettiyseniz, her geçen gün daha az bilgi alıyoruz. ABD ve İSRAİL BU SAVAŞI KAYBETTİ.
---
İYİ HAFTALAR
...




