150

Evlenip çocuk sahibi olmaya başladıktan sonra; 1865 yılında Alman kimyager “Baron Justus Von Liebig” tarafından bulunan ve “1964 yılında Türkiye pazarına giren bebek mamalarını” duymaya başladık. Hemşireler kapı kapı dolaşıp “doğumdan itibaren kullanılması önerilen bir bebek mamasının mucizelerinden, anne sütünün ise zararlarından bahsetmeye başladılar.”

Tabii bu arada, “bilim insanlarımız ve diplomalı sağlık gönüllülerimiz, hazır mamaların bebekleri daha zeki, daha sağlıklı yaptığını anlatırken, mamaların içinde ki kimyasalların ve aşıların içinde ki “L-tirozin, kolin klorür, L-askorbik asit, taurin, sodyum L-askorbat, inositol, demir sülfat, bakır sülfat, çinko sülfat gibi kimyasallar, ağır metaller ve diğer toksinlerin zararlarından” hiç bahsetmediler…

Devletin gücünü ve desteğini arkasına alan doktor ve hemşirelerin verdiği güvenle, “birçok anne kendi sütünü kesip masum bebeklerine o mamaları yedirdiler.” Çünkü; "cahil halleriyle neyin faydalı neyin zararlı olduğunu,” kapılarına kadar gelen “diplomalı sağlık gönüllülerinden” daha iyi bilecek değillerdi ya..(!)

Radyolardan dinleyip hep bir ağızdan söylediğimiz “zeytinyağlı yiyemem, basmadan fistan giyemem aman” gibi sözleri olan türkülerle birlikte, “organik gıdalar ve pamuklu giyecekler aleyhine yoğun kampanyalar başladı.”

Koskoca profesörler, doktorlar “zeytinyağının, tereyağının, yumurtanın, sakatatın zararlarını(!)” anlatmaya başladılar. Yerseniz “kolesterolünüz yükselir, trigiliseridiniz yükselir, tansiyonunuz fırlar beyin kanamasından felç olursunuz, kalp krizinden ölürsünüz” gibi felaket senaryoları ile korkuttular…

Haliyle “saf Anadolu insanı koskoca profesörlerden, doktorlardan daha iyi bilemeyeceği için” korkudan o güzelim yağları ağzına sürmedi. Onların yerine içinde ne olduğunu bilmedikleri, hayvanların veya bakterilerin bile ilgi göstermediği, “daha sonraki yıllarda bilimsel verilerle damar tıkanıklığı, tansiyon yüksekliği, beyin kanaması veya kalp krizine sebep oldukları ortaya çıkacak olan” margarinleri, iğrenç vita yağlarını veya GDO’lu tohumlardan üretilmiş sıvı yağları tüketmeye başladı…

Taakiii sayın “Canan Karatay, İsmail Hakkı Aydın, Ahmet Rasim Küçükusta” gibi Profesörlerimiz veya Doktorlarımız ortaya çıkıp doğruları söyleyene kadar zararları fark edilip konuşulmadı…

“Akciğer zarı kanseri, gırtlak kanseri, yumurtalık kanseri ve daha birçok ölümcül hastalık” nedeni olduğu sonradan anlaşılacak olan, özellikle on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısından sonra, ısıyı ve elektriği yalıtması, sürtünmeye ve asit gibi maddelere dayanıklı olması, ucuz olması ve başka nedenlerle “sihirli mineral olarak tanınmaya başlayan asbest maddesi” 1970’lerin başında yaygın bir şekilde hayatımıza girdi…

Bu “sihirli mineral ülkemizde de evler, hastaneler, okullar, işyerleri, fabrika ve benzeri yerlerin çatı, duvar izolasyonları, havalandırma ve boru sistemleri, (özellikle içme suyu boruları) çimento, boya, kağıt, lastik, plastik, filtre, fren ve debriyaj balataları, perde, keçe, yangın battaniyesi ve elbise gibi pek çok tekstil malzemeleri ve daha bir çok ürün imalatında kullanıldı.”

Ancak 2000’li yılların başından itibaren “asbestin kanser başta olmak üzere birçok ölümcül hastalığın ana sebebi” olduğu anlaşılıp, “öldürücü toz olarak tanımlanmasıyla birlikte” tüm dünyada yasaklanmaya başlandı.

Ülkemizde de 31 Aralık 2010 tarihinden itibaren “tüm asbest türlerinin çıkarılması, herhangi bir ürün imalatında kullanılması ve asbest içeren tüm ürünlerin piyasaya arzı yasaklandı.” Ancak “yasak öncesi piyasaya sürülen ve özellikle binalarda ve su şebekelerinde kullanılan asbestli ürünlerin pek çoğu halen zehir saçmaya devam etmektedir.” (Tabii ASBEST yasaklarınken, kim bilir kanserojen başka hangi kimyasallar hayatımıza girdi bilmiyoruz.)

“Kasım 2002 de” Hong Kong'da “SARS adında yeni bir virüs” piyasaya çıktı ve “dünya genelinde yine korku ve endişe pompalanmaya başlandı.” Temmuz 2003 tarihine kadar 37 ülkeye yayılarak pandemik hale geldiği(!) söylenen SARS virüsü nedeniyle “dünya çapında 8422 vaka ve 916 ölüm” görülmüştür.” Nedendir bilinmez ama bu korkunç(!) SARS virüsü çok kısa sürede 2003 yılı Haziran ayında görülen son enfekte insan vakası ile piyasadan çekilip gitti(!)..?

(Devam edecek)

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
150