Dünya yeni bir yıla hazırlanırken sabahımı aydınlatan bir video ile karşılaştım. Henüz yaşını bile yarılamamış bir bebeğin gülücüklerle ışık saçan yüzü beni hem çok mutlu etti hem de düşündürdü.
Bir zamanlar hepimiz bebektik. Büyümenin, öğrenmenin telaşındaydık. Kötülüğün ne olduğunu bilmiyorduk. Masumduk ve sadece sevgi istediğimiz için de dünyanın en romantik varlıklarıydık.
Yıllar geçtikçe, o saf masumiyetlerin nasıl bir çamura dönüştüğünü gördükçe “büyümeseydik hiç!” demişizdir hepimiz.
İnsanın insana yaptığı zulmün aslında kendisine yapılmış en büyük haksızlık olduğunu kavrayamaması çok ilginç. Suç önce işleyenin vicdanını yaralar, öfke ve nefret öz benliğinden uzaklaştırdıkça mutsuz olur. Bağıran insanın yüzü nasıl çirkinleşir, gülmek ise herkese yakışan insanın içini ısıtan, kirleri yıkayan bir eylemdir. Denemesi bedava.
Birisini kırdığınız, üzdüğünüz zaman önce tatmin olur sonrasında ise iç sızılarına teslim olursunuz haklı olsanız bile. Bu geçici rahatlık kendinizi sorgulamadığınız sürece yeni hatalara gebedir.
İnsanın en ‘kendisi olduğu an’ başını yastığa koyduğu andır. Eskiden ışıksız odalar kendi aynamız olmamızı sağlarken şimdilerde mavi ışıkla aydınlanıyor. Günümüzü karartan sosyal medya haberleri gecemize de göz dikti. Oysaki kendimizle hesaplaştığımız en değerli anlardır onlar.
Dünyadaki tüm sorunların temeli insanın açgözlülüğüdür. Şükürsüzlüğüdür. Adını anmak istemediğim hastalığım sırasında gördüklerim, sahip olduğum her şeyin ne denli değerli olduğunu hafızama kazımıştır. En ilginçlerinden birisiydi, aldığı ilaç yüzünden tırnakları dökülen bir genç kızın oje sürme özlemi.
Çocuk masumiyetini korumak bu vahşi sistemde elbette mümkün değildir. Canınız acıdı diye can acıtmak gerekli mi? Ben “Sana taş atana ekmek at” noktasında da değilim ama bilerek inciten taraf olmaktan söz ediyorum. Şimdilerde bu tavra “eziklik” deseler de ‘üzenleri hayatından çıkarmak’ iyi bir ceza değil mi?
Çocuklar büyüklerin vahşiliğini görerek ruhlarını kirlettiler. Kapitalizmin ve dünyayı cehenneme çevirmek isteyenlerin ellerinde bez bebek oldular adeta. Ne ailelerin ne de devletin başa çıkamayacağı bir noktaya koşuyorlar. Çünkü ilk derslerimizi aldığımız aileler çöküşte. Anne babalar da ya ekranlara kilitlenmiş, ya geçim savaşında..

Benim Kuzey’im, Allie’m, Ayliz ve Açelya’m, güzeller güzeli bebeklerim.. Sizleri vicdanlı, çalışkan ve bilinçli birer birey olarak yetiştireceklerinden emin olduğum anne babalarınızı umarım hiç üzmezsiniz. Umarım o saf tertemiz yüreğiniz hiç kirlenmez. Umarım her zorlukta ayağa kalkmasını bilirsiniz ve umarım her çocuk sıcacık yatağında karnı tok sırtı pek, anne babasının varlığı ile mutlu yaşar..
2026 talihli bir yıl olur inşallah. 2025’de dünya çocuklarının yüzü gülmedi. Küçük ve mutlu azınlık asla gösterge olamaz. Aç ve umutsuz uyandılar. Allah’ın onlara bağışladığı değerlerin farkında bile olamadılar. Bombalar en sevdiklerini aldı götürdü. Ellerinden, ayaklarından, gözlerinden oldu bazıları.
Ve insanlık sırça köşkünden sırf “dini tercihlerinden” dolayı iştahla seyretti parçalanmış bedenlerini. Ancak "İlahi Adalet" denen çark, bir gün herkes için dönecek, tecelli edecek. İnansalar da inanmasalar da..
Mutlu olmak için kısa süreli de olsa bebek masumiyetine dönmek gerek dostlarım. Beş duyunu kullanabilmek, içebilmek, yiyebilmek, yürüyebilmek ve daha neler neler bağışlanmış.. En temel ihtiyaçlar insanın rahatlaması için yetmiyor mu? An bize bunları sunarken ucundan da olsa karmaşadan kaçmak nasıl da mutlu ediyor insanı. İnsan budur aslında.
Yeni yılınızı en içten dileklerimle kutlarım. Bebeklerin gönüllerince büyüyebildiği bir dünyaya ulaşmak duasıyla…






Sıhhatli huzurlu nice yıllara hocam, ufkunuza sağlık. Çocuk şiirimle saygılar sunuyorum.
...
Çocuk/
Mevla'nın emâneti /
Babanın saadeti /
Yuvanın bülbülüdür ///
Annenin el emeği /
Göz nuru ve meleği /
Cennet kokan gülüdür ///
Şarkılarla yürüyen /
Rahmetini arıyan /
Meleklerin elidir ///
Miski amber tomurcuk /
Gözleri boncuk boncuk /
Ve bereket doludur /////
Ömer Ekinci Micingirt