Bir tarihçi olarak tarihi konularla ilgili konferanslar vermek için Almanya'ya gittiğimde gözlemlerimden, arkadaşlarımın ve orada yaşayan Türklerin anlatımından şunu çıkarıyorum. Almanya ve Avrupa, devlete ne kadar uyum gösterseler ve yıllarca orada yaşasalar da Türkleri de diğer Müslümanlar gibi düşünerek "suça meyilli, vahşi, terörist" olarak değerlendiriyor. Biz nasıl Avrupa’ya yansıtıldığımız gibi değilsek, İran da belki bize yansıtıldığı gibi değildir. Yalan-yanlış, abartılı haberlerle fikir edinmişizdir. Kaçımız oraya gidip de birkaç hafta gözlemledi ki!
Bu kanımı destekleyen bazı veriler sunayım.
1. Önce şu bağlantıdaki videoyu izleyiniz. https://www.instagram.com/reel/DWrHjQZAqXj/?igsh=am5zOGRmaWo4amJ5
Manken ve çarşaflı kadının birbirine sarılması "savaş mı yaklaştırıyor insanları yoksa böyle miydiler?" sorusunu, incelemeye değer bir konu ve tartışma olarak bir kenara bırakayım ama şu gerçeği ortaya koyalım. Savaş, İran halkını kenetliyor. Modern görünümlü, saçı açık manken vatanını savunmaya geliyor ve rejimden ve halktan korkmadan konuşuyor. Rahatsız edilmediğini belirtiyor. Çarşaflı kadın da ona sahip çıkıyor, görünümünü, dinsel anlayışını yadırgamıyor ve “belki de İmam Mehdi bu kadını onaylıyordur” diyor.
2. İran’da 2 hafta içinde 7 milyondan fazla insan askeri eğitim almak için başvurdu. Almanya'daki bir taksi şoförü de bize "İran'a gidenler çok" demişti. Bunların hepsi rejim yanlısı olabilir mi?
3. İranlı yönetmen Cafer Penahi “tek pasaportum tek vatanım var onun için ölmeye geldim” diyerek hapis cezasına rağmen İran’a döndü. İran da ona af getirdi.
Vatan savaşının insanların anlayışını geliştireceğine hep inandım. Buna yönelik yazılar, kitaplar da yazdım. Şimdi hayat, teoriyi doğrulamaya başladı. Milletin bir olma isteği, haliyle din, mezhep farklılıklarını da öncekine göre önemsizleştirmeyi gerektiriyor. Bu da bizim kafamızdakine uymasa da laikliğin gelişimidir. Zaten laiklik, din ve mezhep tartışmasını geride bırakmak, millette birleşmek değil midir! Manken ve çarşaflı kadının sarılması buna örnektir. Umberto Eco "en yoğun karanlığın bağrında, birbirini hiç görmeden tanıyan, konuşmadan anlaşan, dost olmadan yardımlaşan yeni varlıklardan bir toplum oluşmuştur" der. Şimdi İran laikleşiyor, yeniden milletleşiyor ve yeniden doğuyor.
"Savaş bitsin, mollalar zulmetmeye devam eder" diye düşünülebilir. Yönetim yine öyle yapabilir. Her şey bir anda değişmez ama eskisi gibi de olmayacaktır. Yönetim kendi bu noktaya gelebilir. Gelmezse de vatan savaşında birbirine yaklaşan halk zorlayacaktır. Öyle veya böyle eskisi gibi olmayacak. Bunun için bireysel mücadele, iyiniyetli, birleştirici çabalar yanında yönetimi ikna etmek veya zorlamak için örgütsel çaba da önemli. İran halkı, İran'daki antiemperyalist, ilerici örgütleri güçlendirirse, yönetimi pazarlığa zorlayacaktır.
Özetle halkın birleşmesi yetmez, ilerisini de düşünecek örgütlerde yer almalıdır. Vatan savunması sürecinde diğer konular da örgütsel güç ve halkın talebi ölçüsünde belli ilerleme kaydedecektir.
Bunun dışında başka türlü nasıl olabilir? Kimisinin İran yönetiminin anlayışını değiştirmeyeceğine yönelik kaygıları var diye İran halkı askere yazılmasın mı? Yurtdışındaki manken yönetmen, vatandaş vatanını savunmaya, ülkesine gitmesin mi? Ne öneriyorsunuz?
Vatan savunmasının dışında kalan öneriler suya yazılmış yazılar gibi yok hükmündedir. Gerçekçi olalım, kim, mücadelenin içinde olmayanın fikirlerini önemser! Riskler, kaygılar var diye de vatan savunmasından geride durulmaz.




