150

Türklerin atası, (Vikipedi ve Türk mitolojisine göre) İlk Türkler, Orta Asya'da Altay-Sayan Dağları ile Baykal Gölü arasındaki bölgede Neolitik Çağ'dan itibaren varlık gösteren, Türkçe konuşan ve bozkır kültürüne sahip topluluklardır. Savaşçı, teşkilatçı, atı evcilleştiren ve bozkır kültürünü (kurgan, balbal) şekillendiren bir sosyal yapıları vardır.

Türkler; göçebe ve savaşçı kimliğini İskitlerden (M.Ö 8.YY) , Türk boylarını bayrak altında toplayarak teşkilatlı ilk devlet olmayı Hunlardan, bölge hâkimiyeti kurma becerisiyle ilk kez devlet ismini kullanmayı Göktürklerden, 745 -840 yılları arasında Orta Asya’ya gelerek yerleşik yaşama geçmeyi öğrenen Uygurlardan bugünkü sosyal karakterleri kazanmışlardır.

Kronolojik olarak Orta Asya’ya geliş sırası: İskitler > Hunlar > Göktürkler > Uygurlardır.

Türklerin sosyal karakterleri, yerleşik düzenle gelen yaşam tarzlarının etkisiyle göçebelikle gelen savaşçı ruhu değişime uğramıştır.

Uygur Türkleri ve Diğer Türkler Arasındaki Temel Farklar:

Uygurlar: Tarih boyunca yerleşik hayata erken geçmişlerdir Tarım ve vaha kültürünü ehlileştiren bir medeniyete sahiptirler İnançları iki şekilde şekillenmiştir. Manizm ve Budizm. Kâğıt-matbaa teknolojisini erken kullanmışlar, zengin edebiyat ve sanat eserleri (duvar resimleri, minyatür) bırakmışlardır.

Diğer Türkler: Kazak, Kırgız, Türkmen gibi topluluklar daha çok göçebe veya yarı-göçebe bozkır kültürüne dayalı bir yaşam sürmüşlerdir. Daha çok İslamiyet öncesi Gök Türk geleneği ve sonrasında İslam medeniyeti etkisinde gelişmişlerdir.

Özetle; Uygurlar, Türk Dünya’sının tarihsel süreçte yerleşik, şehirleşmiş, sanatsal ve entelektüel yönü güçlüdür. Uygurların, Çin Halk Cumhuriyeti'nin Doğu Türkistan Bölgesinde azınlık statüsünde yaşamakta olup, asimilasyon politikaları ve kültürel baskı altında yaşadıklarını biliyoruz. (Wikipedia)

Bu bilgilerden sonra Türklerin sosyal karakter özelliklerini ve ideolojik görüşlerini de bu doğrultuda yerini bulduğunu söyleyebilir miyiz? Yani yaşam felsefemiz ve inançlarımızı seçerken siyasi olarak kendimizi nereye konumlandırmalıyız? Acaba köklerimizden gelen savaşçı ve mücadeleci ruhumuzu siyasetin sağı veya soluna mı koymak gerekir? Ya da Uygurların bizlere bıraktığı yerleşik yaşamın düzeni, sakinliği, sanata, akla bilime ve üretime dayalı anlayışta mı kendimizi konumlandırmalıyız. Bu konumlandırmalar Türklerin genetik ve sosyal yapılarını etkilemiştir.

Türklerin var oluşundan beri gelişimini frenleyen karakter özelliklerinin olumsuz etkileri çok olmuştur.

Alanya Akademik Bakış Dergisi’ndeki araştırmada “Türklerin gelişimini frenleyen” en önemli özellikleri şöyle sıralanmış; Özgüven eksikliği, hüzün, olaylara ve kişilere duygusal yaklaşım, kısa vadeli düşünme, taklit, işin kolayına kaçma, otoriterlik ve güce eğilim, toplumsal görevdeşlik (görevdeşlik) oluşturamama, eleştiriye tahammülsüzlük, gösteriş düşkünlüğü, öz denetim zayıflığı, saldırganlık eğilimi olması.

Göçebelik, bir düzensizliği kapsadığı için ilerlemeyi sağlatamaz. Savaşçı ve mücadeleci olma ise, özgürlükçüdür. Göçebeliğin getirdiği sosyal anlamda uyum zorlukları getirmekte, yerleşik yaşamın getirdiği düzen ve sakinlik ise, topluluğun sosyal hayatını ilerletmeyi ve bunun yanında her alanda üretimi ve çağı da yakalatma fırsatı vermektedir. Her ikisinin de artı ve eksi yönleri var.

Aslında iki farklı özelliği Türklerin karakterine adapte etmeyi Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve önderi Atatürk başarmıştır. Bu denge doğanın denge yasasına da uymaktadır. Canlılar doğar, büyür ve ölür, eşyalar eskir ve evrenimizdeki düzensizlik artar. Bu düzensizlik kimyada entropi ile ölçülür. Sistemdeki düzenli faydalı enerji azaldıkça, faydasız düzensiz enerji olan entropi artar.

Dünyamızda da ve ülkemizde de entropi enerjisi artmıştır. Düzenden düzensizliğe geçilmiştir. Bu düzensizliğin yaratıcıları, menfaatleri uğruna siyasi ideoloji adı altında insanları sağcı veya solcu diye yaftalamaları onlar için en kolay yoldur.

İnsanları sağcı ve solcu yaftalamalarının arkasındaki esas gerçekler ne yazık ki sömürülmedir, kullanılmadır.

Bu bağlamda, 40 yıldır ülkemizi terör eylemleriyle, dağlarda yaşayıp 40 bin kişinin ölümüne neden olan PKK’ya ve bebek katili Öcalan’a emek savunucusu ya da ülkesini seven solcu diyebilir miyiz?

Ya da Türk’lerin doğru olan (sonradan icat edilen değil) İslam’ı kabul ettiği, hak, hukuk, adaleti savunan, liyakate inanan, ülkesini milletini sevenlere faşist ya da sağcı diyebilir miyiz?

Ülkemizde, bu ideolojiler ne yazık ki yanlış tanımlanıp yanlış konumlandırılıyor. Önemli olan insan kalıp, ahlaklı olabilmektir.

Büyük kurtarıcı Başbuğ Atatürk, Türklerin sosyal karakter özelliklerini iyi tahlil ettiği için hem Kurtuluş Savaşı’nda bize zafer kazandırdı, hem de Türk Toplumunu uygar ülkeler seviyesine çıkarmak için devrimler yaptı. Onun anlayışında bir bütünlük vardı. Etnisiteye önem verseydi “Ülkenin sınırları içinde yaşayan kendini Türk hisseden herkes Türk’tür.” demezdi. Bundan alınan gocunanlar var ise hala göçebelikten ve ilkel düşünce tarzından kurtulamamışlardır.

Türklerin gelişimini frenleyen özgürlüğüne ve bağımsızlığına göz dikenler için Atatürk, Gençliğe Hitabe”sinde tam da bunu söylüyor.

"Muhtaç Olduğun Kudret Damarlarındaki Asil Kanda Mevcuttur."

01.05.2026

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
150