Irkçılık karşıtı başarılı bir dram, ‘Barbarları Beklerken’ vizyonda

BURSA ARENA / Haber Merkezi

Kolombiyalı Ciro Guerra’nın ilk Hollywood filmi ‘Barbarları Beklerkenvizyonda.

Filmin senaryosu bizzat Nobel Edebiyat Ödülü sahibi J. M. Coetzee’nin elinden çıkma. Ciro Guerra bu beşinci filminde ilk kez ülkesi dışına açılıyor. Bu ilk İngilizce filminde genç Kolombiyalı yönetmen, uluslararası bir oyuncu kadrosu ve iki Oscar’lı İngiliz görüntü yönetmeni Chris Menges ile birlikte çalışma şansını buluyor. Mükemmel bir sinematografi eşliğinde Guerra, destansı romanın taşıdığı mesajları ve eleştirileri aktarmada başarılı olmuş.

Şalom'dan Victor Apalaçi'nin değerlendirme yazısında anlatıldığı üzere;

‘Barbarları Beklerken / Waiting For The Barbarians’Kolombiyalı genç yönetmen Ciro Guerra’nın Nobel Edebiyat Ödülü sahibi yazar John Maxwell Coetzeenin aynı adlı romanından alınan, bizde vizyon şansı bulan son filmi. İki filmi ülkesinin Oscar adayı seçilen Guerra’nın ‘Göç Mevsimi / Bird of Passage’ı iki yıl önce En İyi Yabancı Film dalında son dokuza kalmıştı.

1981 Rio de Oro doğumlu genç yazar-yönetmen-yapımcı Ciro Guerra, kariyerinin bu beşinci uzun metrajlı filmiyle ülkesi dışında ilk kez çalışma imkanını buluyor. Uluslararası bir teknisyen ve oyuncu kadrosuyla, Hollywood’da film çeviren Guerra’nın, bu dışa açılma hamlesinden yüzünün akıyla çıktığını söylemek mümkün.

Sömürgeciliği eleştiren bir dram   

J. M. Coetzee, epik romanını ‘imparatorluklar varlıklarını sürdürmek için sürekli hayali düşmanlar üretirler’ gerçeğinden hareket ederek yazmış. Senaryonun bizzat eserin yaratıcısı tarafından kaleme alınması Ciro Guerra için büyük şans. Kendisine altın tepsi içinde ikram edilen bu zengin içerikli senaryonun, mükemmel bir sinematografi ve oyuncu yönetimiyle hakkını veren Kolombiyalı yönetmen, romanın taşıdığı mesajları ve eleştirileri aktarmada başarılı olmuş.

Coetzee’nn romanı hayali bir yerde geçse de, 1970’lerin Güney Afrika’sının sosyal ve politik yaşamından esintiler taşıyor. Romanda faşist totaliter rejimin temsilcileri, Albay Joll ve Yüzbaşı Mandel otoriter ve acımasız davranışlarıyla, yabancılara karşı duydukları nefreti sık sık dile getirirler. Roman (ve film) emperyalist şiddete, sömürgeciliğe tavır koyarak, az gelişmiş ülkelerde yıllardır oynanan siyasi olaylara dikkatleri çekiyor.

Metafor yüklü romanında Coetzee, Güney Afrika’da ırksal ayrımcılığı savunan apartheid (ayrılık) rejimi ustalıkla eleştiriyor. Yerli halka zulmeden sömürgeci rejimlerin acımasızlığı insanlık tarihinin utanç sayfaları arasında yer alır. Güney Afrika Cumhuriyeti’nde, o dönemde yaşayan, ırk ayırımına karşı mücadele eden Siyah Bilinç Hareketinin kurucusu, Pretoria’da ölü bulunan Steven Biko’nun, Coetzee’nin romanının yazılışında ilham kaynaklarından biri olduğu biliniyor. 

Hümanist, şiddet karşıtı bir komutan

20. yüzyılın en iyi kitapları arasında yer alan, yazarına Nobel kazandıran roman, yeri ve zamanı belli olmayan, tüm zamanların öyküsü diyebileceğimiz ‘Barbarları Beklerken’in başkahramanı hümanist, şiddet karşıtı, sanata ve arkeolojiye ilgi duyan, sömürgeciliğe karşı bir yargıçtır (Mark Rylance). Uçsuz bucaksız toprakları olan (adı ve yeri belirtilmeyen) bir imparatorlukta, kimsenin bile varlığından haberdar olmadığı bir bölgede barbarların ayaklanma çıkaracağının duyulması üzerine, acımasızlığı ile nam salmış Albay Joll (Johnny Depp) ve beraberindeki askerler bu sınır karakoluna gönderilir.

Yıllardır kalenin güvenliğinden sorumlu olan sulh yargıcının otoritesini sarsan bu durum, yerlilere karşı büyük bir zulüm, katliam ve zorbalıkla sonuçlanır. Gözünü kıpmadan adam öldüren Albay Joll’a göre göçebelerin hepsi barbardırlar; sabır, baskı ve işkence, gerçeği öğrenmenin geçerli tek yöntemidir. Filmde olaylar sulh hâkiminin bakış açısından anlatılır.

Güzel metresiyle (Gretta Scacchi) sakin bir hayat yaşayan, yerel halkla iyi niyete dayalı sağlam ilişkiler kuran, insancıl ve sevilen bir komutan olan sulh yargıcı, Albay Joll’un katliama varan müdahalesi karşısında dehşete düşer. Ailesi öldürülen, iki bacağı kırılan, gözleri kör edilen bir yerli kızı (Gana Bayarsaikhan) himayesine alır.

 Olayların durulmaması üzerine, komutan ve askerleri bir görev için kaleden ayrıldığında sınır karakoluna yeni bir birlik atanır. Genç Yüzbaşı Mandel (Robert Pattinson), düşmanla işbirliği yaptığı gerekçesiyle, eski komutanın tüm yetkilerini elinden alır. Yargıç, kör kızı yaşadığı köye teslim etmek için yerinden ayrılmıştır. Kalenin bulunduğu toprakların asıl sahiplerinin yerel halk olduğuna, kendilerinin çölde imparatorluk kuran geçici misafirler olduğuna inanıyordur. Yargıç perişan bir durumda yeni düzene uyum sağlamaya çalışıyordur. Ancak düzenin sağlanması için bundan fazlasına ihtiyaç duyulacaktır.

Umut veren genç Kolombiyalı

Ciro Guerra parlak kariyerinin üçüncü filmi, konusu Amazon Ormanlarında geçen ‘Yılanın Kucağında / Embrace of The Serpent’ (2015) macera filmiyle ülkesini Oscar’larda temsil etti. Üç yıl sonra uluslararası başarıyı yakaladığı ‘Göç Mevsimi / Pajaros de Verano’ (2018) ile Yabancı Dilde En İyi Film Oscar’ı kategorisinde son dokuza kaldı. Mahalli rengi yansıtmada başarı kazanan bu egzotik film, 1970’lerin Kolombiya’sında kabile reisinin onayını almadan uyuşturucu kaçakçılığı işine giren bir adamın öyküsünü anlatıyordu.  

Guerra’nın beşinci filmi ‘Barbarları Beklerken’de çalışma fırsatını bulduğu deneyimli İngiliz kameraman Chris Menges (78) En İyi Görüntü Yönetmeni dalında iki kez Oscar kazandı: ‘Öldüren Tarlalar / The Killing Fields’ (1985) ve ‘The Mission’ (1987).

Filmin mükemmel oyuncu kadrosunda, Steven Spielberg’in ‘Casuslar Köprüsü / Bridge of Spies’ (2015) ile tanınan, ünlü Shakespeare oyuncusu İngiliz aktör Mark Rylance, dürüst ve hümanist komutan rolünün hakkını veriyor. Beyazların yerlilere uyguladığı zulmün temsilcisi Albay Joll rolünde karizmatik aktör Johnny Depp,  siyah üniforması ve ilginç güneş gözlüklerinin ardına saklanmış gaddar komutan rolünde, her zaman olduğu gibi çok başarılı. Son yılların (‘Tenet’ dâhil) en usta yönetmenlerin filmlerinde yer verdikleri, Hollywood’un yükselen değeri Robert Pattinson oyuncu kadrosunun başarısını tamamlayan aktör oluyor. İşgalci yönetimlerin ‘barbar’ olarak tanımladıkları yerel halkın temsilcileri Moğol oyuncular tarafından canlandırılıyorlar. Gözleri kör edilen yerli kızı Moğol model, TV ve film oyuncusu Gana Bayarsaikhan oynuyor

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.