Ramazan Hicri takvime göre, dokuzuncu ayın adıdır. Ramazan ayının dinimiz olan İslam inancında büyük bir önemi vardır çünkü Kur'an’ı Kerim bu ayda indirilmeye başlanmıştır ve yine bin aydan daha hayırlı olduğu bildirilen Kadir gecesi bu ay içindedir. Ayrıca İslam inancının şartlarından birisi olan oruç ibadeti de bu ayda tutulur. Bu nedenlerle Ramazan ayı, Müslümanlar için kutsaldır ve on bir ayın sultanı denilmiştir. Cenab-ı Resulullah efendimiz,
Recep ayı Allah’ın, Şaban ayı benim, Ramazan ayı ise ümmetimindir
buyurmuştur. Ümmet olmak, imanî bir değerin şekil ve kıyafet yönüyle taklitçisi olmak değil, o değerle güzelleşip yaşıyor olmaktır. Ümmet, Cenab-ı Resulullah efendimizin, ilmiyle ilim, irfaniyetiyle kemâlat, edebiyle edep, ahlakıyla ahlaklı olmak sonucu tevhit eri olmanın adıdır. O peygamber, tevhit eri olduğundan Kendisinde bulunan erliği tebliğ etti ve adına İslam denildi. Bu sebeple, Allah’tan başka ilah olmadığına şehadet edip bu şehadetle birlikte huzuru Hak’ta yaşamanın adıdır ümmet! İşte Peygamber efendimizin, “Ramazan ayı ümmetimin ayıdır” demesi, içinde Kur’an, İman, Oruç ve Kadir gecesinin bulunmasıyla, ümmetliğin ancak bunlarla hak edileceğine işarettir. Kur’an Ramazan ayında indirilmiş, Oruç bu ayda tutulur, Kadir gecesi yine bu ayda gerçekleşirden ne anlamalıyız?
Kur’an, sadece ne denildiği anlaşılmadan okundukça sevap kazanılan bir kitap değildir. Kur’an insanın dünya yaşamında şehadet içinde yaşamasının rehberidir. Oruç, sadece midenin yemek ve içeceklerden uzak tutulması değildir. Oruç, tıpkı mide gibi, emanetçisi olduğumuz tüm vasıfların dünyalıklardan uzak tutulmasıdır ki sadece Allah rızası için yapılırsa Hak katında makbuldür. Kadir gecesi, insanın kendisindeki kutsiyete ermesi sonucu kendisinde Rabbinin kadrini bilmesi anlamındadır ki bunu başaran insan şehadete ermiş olduğundan artık onun her gecesi Kadir gecesi olur. Kadir gecesi, bizlerin Allah’tan başka ilah olmayışına şehadet edecek olan ve bizi diğer mahlûklardan ayırıp üstün kılan insanî değerlerimizi dünyaya bağlı kılmaktan kurtarıp, insanlığımızı dünya için değil Rabbimiz için kullanmaya erdiğimiz gecedir. Buna aslımıza dönüş denir. İşte ümmet olmak, mecburiyet değil gönül işidir ki Ramazan gönül oluşturma olarak simgelenmiştir. Cenab-ı Resulullah efendimiz, kutsî hadisinde
Nefsine arif olan ancak Rabbine arif olur
buyurmaktadır. Ramazan, nefsimize arifliğimize engel olan şirki arındırma ayıdır. Bu ise anlayacağımız şekilde Kur’an okunması sonucu, anladığımızı yaparak, oruç denilen halktan Hakk’a yücelmeyle, kendi kadrimize erme sonucu tevhit eri olabilmekle mümkündür. Ramazan’ı Ramazan yapan içinde taşıdığı değerlerdir ve bizler bu değerlerle güzelleşmeden Ramazan’ı idrak etmiş olamayız. Ramazan’ı idrak edip yaşayan bir insan, şehadete ermiş olandır. Onun gördüğü, işittiği, fikrettiği Allah’tan başka ilah olmayışıdır.
Yemek yiyor gibi yapıp ağzımızın içinde hiçbir şey yokken çiğneme şeklini yerine getirsek, yemek yemiş ve karnımız doymuş olur mu? Bu soruya verilecek cevap, inanç için de geçerlidir. “Tabiki olmaz, olur mu hiç öyle şey, siz neyin kafasını yaşıyorsunuz şeklinde hem de yüksek sesle cevap verenler, inancın şeklî taklidinde kalıp inanç budur diye bağıranlardır. Ramazan, Allah’ın bize verdiği sorgulama, araştırma, keşfetme özelliklerimizi sadece eşyadan yana kullanmaktan alıp inançtan ve doğrudan yana kullanamaya başlamamızın ayıdır. Cenab-ı Allah, talip olanları, Ramazan’ı yaşama sonucu Kendisinden başka ilah olmadığı gerçeğine şehadet etmişlerden eylesin.




