Malumunuz; salgın hastalık günlerini yaşıyoruz.

Sokağa çıkma yasağı vardı, evdeydim.

Böyle olunca akıllı telefon elimizden düşmüyor, Facebook, Twitter, Youtube ve sair ve sair… Onlar da kesmiyor, dolayısıyla ne bulursam; metinse okuyorum, videoysa izliyorum, resimse bir eleştirmen edasıyla dikkatlice gözlemliyorum.

Tamamen tesadüf eseri; “Uzaylılarla, Neandertal ve Denisovalıların genetik karışıklığı” gibi bir konuyla karşılaşınca bütün algılarım açıldı.

“Neandertal” ismini okuyuşumla birlikte, beynim de “Ne anlarsın sen bu işlerden?” sorusu tetiklenince, yandı keten helva… Tabi böylece konu ile ilgili bir inceleme yapmak da boynumun borcu oldu.

Belki siz de, “neden, ne gerek var ki” falan diyeceksiniz, ben de “kafama taktım mı, meselenin sonuna kadar giderim ki” diye yanıtlayacağım. Hadi… Hadi… Takılın bana.. Biraz uzak geçmişe doğru, ilginç olabilecek bir tura çıkalım.

Modern insanın oluşmasında; evrim, mutlaka var olan bir süreçtir. Böyle kesin bir kanıya nereden mi vardım? İnsanın vücudunun tamamını değil, sadece beynini inceleyip geçirdiği evrelere tanık olduğunuzda; sanırım, siz de buna inanırsınız.

Başka şeylere mi inanmak istiyorsunuz, başım gözüm üstüne… Kimler, nelere inanmak istiyorlarsa inansınlar.

Tek ricam var; kendi düşüncenizin doğru olduğunu ispatlamak için insanları cezalandırmaya, özgürlüklerinden etmeye, öldürmeye kalkmayın. Mümkünse beyinleriniz, akıllarınız, vicdanlarınız savaşsın.

Herkes biliyor ki (bilmiyorsa da öğrensin); tarihin en etkili komutanlarından, en etkili siyasetçilerinden olan, benim de kendisini aynı zamanda bir düşünür olarak kabul ettiğim, Mustafa Kemal Atatürk’ün de dediği gibi “Ulusun hayatı, tehlikeye girmedikçe; savaş, bir cinayettir..”

Bir Acıpayam seyahatimizde, dinlenmek için durduğumuz bir alanda tanıştığımız genç arkadaşımızın bahsettiği bir konu geldi aklıma… Neydi o? “Birbirine paralel iki evren üzerinden alan değiştiren insanın, dünyaya giriş kapısının bulunduğumuz Acıpayam bölgesinde olduğu, gelen ilk insanın mükemmel olduğu, sonra yavaş yavaş nitelik ve niceliklerini kaybettiği” konusuydu.

Dünya üzerinde şu ana kadar bulunmuş olan iki adet “yıldız çıkış kapısı” varmış, sizin haberiniz var mı? Benim oldu. Yıldız çıkış kapılarının, hangi enerji ile çalıştığı bilinmiyormuş ki; işin doğrusu, şu ana kadar dünya üzerinde öyle bir enerjinin varlığından da, insanoğlunun haberi yokmuş. Yıldız çıkış kapılarının imalatında kullanılan madenlerin bir kısmının da dünya üzerinde mevcut olmadığı, yine daha doğru olacak ki, o madenlerin henüz bulunmadığı biliniyormuş. Yıldız çıkış kapısı, yıldızlar arasındaki seyahat süresini minimum seviyeye indiren bir seyahat başlangıç kapısıymış. Bu yıldız çıkış kapılarının biri Kuzey Kutbunda diğeri ise Irak’ta bulunmuş. Her ikisinin de gizemli bir şekilde Amerika Birleşik Devletlerine kaçırılmış olduğu söylenmektedir. Hangi taşı kaldırsak altından yankiler çıkıyor.

Konu karışıyor ama mübarek Ramazan, bir şey içmedim, sohbet ediyoruz, lütfen konumuza odaklanalım.

Neandertaller, kırk bin yıl önceye kadar, Avrupa, Orta ve Kuzey Asya’da yaşamış arkaik sapiens türü insanlardır. Neandertaller; ilk fosilleri, 1856 yılında Almanya’da Neander Vadisi’nde bulunduğu için, adlarını, bu vadiden alıyorlar. Yaşadıkları bölgelerde, Musteryen stili diye adlandırılan stille yapılmış, 160 bin yıldan daha genç olan taştan yontmalı aletler bırakmışlardır. Bilimsel adı “Homo Neanderthalensis” olan Neandertal, Homo Sapiens'in bir alt türüdür. Homo Sapienslerle yani bizlerle Neandertaller arasındaki DNA bağı “binde dokuz yüz doksan yedi”dir ki; bu oran Neandertal'e en yakın tür olarak bilinen şempanzelerde “binde dokuz yüz seksen sekiz”dir.

Dikkat ettiyseniz oranlar birbirine çok yakın… “Zaman zaman birbirimize, alaylı bir şekilde, ‘şempanze’ diye seslenmesek iyi olur” diye düşünüyorum, çünkü ‘şempanze’ olma ihtimalimiz oldukça yüksek… Burada gülümsüyorum tabi ki…

Neandertallerin bacakları kısa, vücutları büyüktür. Bizlere göre boyları kısadır. Kafataslarının içinde, beynin oturduğu bölümdeki boşlukları, bizlere göre daha fazladır. Beyinleri de bizim beyinlerimizden büyüktür.

Denisovalılar, Homo Sapiensler ile aynı soyu paylaşırlar. Denisovalıların soyları tükenmiştir. Fiziksel özellikleri ile ilgili bilgiler bulunmamaktadır. Çağdaşları gibi Denisovalıların da aletler yaptıkları tespit edilmiştir. En az altmış bin-kırk sekiz bin yıl öncesine kadar Sibirya’nın Altay Dağlarındaki Denisova Mağarası'nda yaşamışlardır. On binlerce yılı aşkın bir süredir yaşadıkları Altay Bölgesi onların ana yurdu olarak tanımlanmaktadır. Denisova Mağarası'nda yakın zamanda bulunan diş, bilinen Denisovalı birey sayısını toplamda dört katına çıkarmış ve insan türünün zaman aralığını yüz-yüz elli bin yıl öncesine götürmüştür. Hızla incelenen bu insan türü, şimdiye kadar Orta Asya'da bulunan en eski insan kalıntıları arasında yer almıştır.

Rusya, Kazakistan, Çin ve Moğolistan'ın birleştiği noktada olan Sibirya'nın Altay Dağları'nda yer alan geçmişi iki yüz seksen bin yıl öncesine kadar uzanan Denisova Mağarası'nda; mağaranın hem Neandertaller hem de Homo Sapiensler tarafından kullanıldığını gösteren kalıntılar bulunmuştur.

Yaklaşık bir milyon yıl önce bilinmeyen bir arkaik insan grubunun Neandertallerle melezleşmesiyle, Denisovalıların farklı kola ayrıldıkları ve ayrıca bugün Güneydoğu Asya ve Okyanusya'da yaşayan Malezyalıların ataları olduğu bilinmektedir. Bu en son tespit edilen gelişme Güneydoğu Asya'da, Altay Dağları'ndan uzakta olduğuna dair bulguları işaret ettiği için Denisovalıların bilinen yerlerinden daha da uzağa yayılmış olabilecekleri düşünülmektedir.

Avustralya’nın kuzeydoğusunda, Güney Pasifik bölgesinde yaşayan Melanezyalıların DNA’sında, daha önce tanımlanmamış ve soyu tükenmiş bir insan türünün izleri bilimsel olarak tespit edilmiştir.

Evet şimdi; Neandertaller, Denisovalılar ve Melanezyalıların melezleşme hikayesine gelelim.

Neandertal Genom Projesi 2010 yılında, Neandertal'in ırk karışımı sebebiyle modern insanın gen yapısını da değiştirmiş olduğunu ortaya çıkarmıştır. Irk karışımı tahmini olarak 50 ila 60 bin yıl önce yaşandığı tespit edilmiştir. Sahra Altı Afrika dışında yaşayan modern insanın birçoğunda Neandertal genomu örnekleri görülmüştür. Konu ile ilgili yapılan bilimsel çalışmalar sonucunda bu melezleşmenin üç evrede gerçekleştiği tespit edilmiştir.

İlk evre; Afrikalı olmayan modern insanların (kim bu insanlar-uzaylılar mı) Afrika’yı terk etmelerinin ardından gerçekleşmiştir.

İkinci evre; ata Melanezyalıların kollara ayrılmasından hemen sonra gerçekleşmiştir ki; bu insanlar daha sonra Denisova insanları ile de karşılaştılar.

Üçüncü evre; Neandertal ve Doğu Asya atalarını kapsamaktadır.

İnsan türünün farklı grupları, çeşitli zamanlarda çeşitli yerlerde toplanmış ve de melezleşmişlerdir. Böylelikle her yerde genetik yapıları değişmiştir. Bizim, hep yararlı Denisovalılığımız, bu düşünceyi desteklemek adına büyük ölçüde katkıda bulunmaktadır. Çünkü Neandertallerden Afrikalı olmayan modern insanlara (%2 Neandertal soyu) gen akışı zaten bilinen bir şeydi. Şimdi ise bu gen akışı dışında Neandertallerden Denisovalılara, bilinmeyen arkaik insanlardan Denisovalılara ve tahmini elli dört bin-kırk dört bin yıl önce Güneydoğu Asya Adaları ve Okyanusya'da yaşayan günümüz Melanezyalılarından Denisovalılara gen akışı olduğu artık bilinmektedir (%2-4 Denisova soyu). Bu Denisova bileşeni ayrıca etkisi azalmış halde Amerika ve Asya topraklarına geçmiş ve alçak seviyelerde her yere göç etme isteği ve seyahat tutkusu nedeniyle genellikle modern insanlar arasında yaygınlaşmıştır.

Çok karıştık değil mi?

Ama bunlar bilimsel gerçekler…

Sizce Atatürk, “Mu Kıtası” ile ilgili araştırmalar yapılmasını neden istemişti ki?

Türkler ile “Mu Kıtası”nın ne bağlantısı vardı? Mu Kıtasının dünya dışı varlıklarla bir bağlantısı var mıydı? Biz Türklerin veya biz dünya insanlarının uzaylılarla ırksal bir karışımımız var mı?

Arada “türü bilinmeyen bir arkaik insan” diye geçen tür, hangi tür?

Bir insan türü mü? İnsanlık tarihi içinde bahsetmiş olduğumuz; piramitleri inşa edenler, yıldız geçitlerini yapanlar, bugün bile çözmekte güçlük çekmiş olduğumuz Mu uygarlığını, Atlantis uygarlığını, Sümer uygarlığını, Etrüsk uygarlığını kuranlar, zaman zaman Tanrı diye, zaman zaman yarı Tanrı diye nitelendirdiğimiz insanlar uzaylı mıydılar, yoksa uzaylılarla bir bağlantıları var mıydı?

O kadar zeki uygarlıklardan sonra bugün birer mağara adamı gibi davranışlarımız mantıklı mı? Evrim gelişmeyi değil de geri dönüşü mü simgeliyor? Kafamda deli sorular…

İyi ki varsınız ki; sizlerle paylaştım yoksa kendimi yine bir çıkmazın içine soktum. “Aslında bu çıkmazdan, çözümü bulmadan çıkmamak gerekiyor” diye düşünüyorum. İşimiz gücümüz bilim olmalı…

Bir gün, bütün detayı ile insanoğlunun dünyadaki / evrendeki yolculuğu ortaya çıkacaktır. “Nereden geldik, nereye gideceğiz” sorusunun iki tane cevabı olamayacağını biliyorum. Ve o tek cevabı da merak ediyorum..

Selam olsun; Neandertallere, Denisovalılara, Melanezyalılara, Afrikalı olmayan modern insanlara ve araya kaynak yapmış olan bilinmeyen arkaik insan türüne…

Bilim sayesinde salgın hastalık günlerini atlatacağız.

Fırsat bu fırsat ki; sağlık çalışanlarımız tarih yaptılar, vakti gelince bu tarihi yazanlar da çıkacaktır. Sağlık çalışanlarımıza sonsuz teşekkürlerimi sunarak yazımı sonlandırıyorum…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Demet Özen 11 ay önce

Hem gelenler hem gidenler vardır.O yüzden evrim hem ilerleme hemde gerilemeyi sağlıyor olabilir..Bizim bildiğimizden başka bir sürü boyut olduğu ileri sürülüyor..

Avatar
Şermin / Frankfurt 11 ay önce

Atamız ilgilendyse boşuna degildir. Kaldığı yerden devam.. Deniz beyin de bu konuya meyili ve araştırması vardı. Konu o kadar ciddi demekki..

Avatar
Ali Çekirdek 11 ay önce

Boş ver değerli yazarım. iyi yazmışsın. O utanmadan, ayyaş dedikleri Atamız, bu bilimleri nasıl incelerdi, bilsinler. Emeğine sağlık bileğine kuvvvet.

Avatar
Erkan B. 11 ay önce

Atatürk, çok sayıda konularda olduğu gibi Mu uygarlığını da kitaplardan incelediği doğru. Ancak insanın her okuduğunu onun inancı gibi göremezsiniz. O da okumuş amma ve lakin ciddiye almamış. Alsaydı bir konuşmasındyer verir, türk tarih kurumunu görevlendirir, Konuyu öne çıkartırdı. O, Önemsememiştir. Onun için bu tür sıyrık yaklaşımlarda Ulu Önderimiz Atatürk’ün adını malzeme yapmayın, kirletmeyin. Size yakışmıyor.