Grace M. Ellison’un mümkün olduğunca çok renkli oryantalist kişiliğini ve kimliğini açıklamaya çalıştıktan sonra tekrar Turkey To-Day’deki Mustafa Kemal Paşa ile yaptığını iddia ettiği röportaja dönebiliriz:
Grace M. Ellison:
“Başka bir konuyu gündeme getirdim:
"Ama hocalar!"
Mustafa Kemal Paşa: "Hocalar! Haklısınız! Çok uzun zamandır din adamlarının yönettiği bir millet olduk. Muhterem dostlarımız uslu durmayı öğrenmeli. Eğer reddederlerse, her zaman Sultan'a katılabilirler." Bu hafif bir konuşmaydı ve ciddi gözler gülümsüyordu. Ama bu sözlerin ardındaki cüretkâr kararlılığı fark edecek kadar Türkiye'yi ve insanların hocalara kölece boyun eğişini yeterince tanıyordum. Bir geleneğe karşı alaycılık, başarılı olursa muhteşemdir; başarısız olursa gülünçtür. Mustafa Kemal Paşa, gücünden emin olmadan böyle konuşmazdı[1]”.
Bu sözleri Mustafa Kemal Paşa’nın söylemesi belki mümkün olabilir. Fakat konuşmanın devamındaki şu ifade Mustafa Kemal Atatürk’ü tanıyanlar için mümkün değildir:
“Ben şüphelerimi elimden geldiğince dile getirdikten sonra, “Siz dinden söz ediyorsunuz,” dedi. “Benim bir dinim yok; bazen tüm dinlerin denizin dibini boylamasını istiyorum”[2].
Bu cümleyi Atatürk’ün söylemesi mümkün diyenler onun “Manevî Dünyası”nı tanımıyor demektir. Yahut Atatürk inançlı da olsa inançsız da olsa Türkiye Cumhuriyetini kurmuştur hiç fark etmez bu önemli değildir demek kolaycılıktır. Hatta bilerek veya bilmeyerek Türk Milleti’ni Büyük Önderden uzaklaştırma taktiğidir. Özellikle inançsız olanların Mustafa Kemal Atatürk’ü de inançsız gösterme gibi gereksiz bir çabaları vardır. Halbuki Grace M. Ellison da inançlı bir Hristiyan olmasına rağmen samimi arkadaşı Fransız Pierre Loti’nin inançsızlığını buraya monte ediyor onunla yaptığı uzun sohbetleri Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu Mustafa Kemal Paşa ile adeta karıştırmaktadır. Pierre Loti“ Allah yoktur, ahlâk yoktur, kendilerine inanmak ve saygı duymak üzere bize öğretilen değerlerden hiçbiri yoktur[3]” demektedir. Halbuki Laik demokratik Türkiye Cumhuriye’nin kurucusu Atatürk inanç veya inançsızlık kimsenin dinine karışılmayacak bir sistem kurmuştur. Laikliğinde “ladinî” (dinsizlik) değil din ile devlet işlerinin bir birinden ayrı olması ile din ve vicdan hürriyetinin güvence altına alındığını göstermiştir.
Grace M. Ellison tarafından Turkey To-Day sayfa 24’de iddia edilen ifade Atatürk’ün yakın çevresinden verilen örneklerle de bağdaşmamaktadır: “Sabiha Gökçen, Atatürk'ün okuduğu şiirler arasında şu mısraların bulunduğunu aktarır: "Fıtratta tekâmül ezelidir; bu kemale/ Tevrat ile İncil ile Kur'an'la inandım”.[4] Atatürk Selimiye Camii'nde minberle avize arasında durur ve etrafındakilere, "Beyler, hiçbir dine bağlı olmayan kalp istirahattan mahrumdur" diyerek söze başlar. "Bakınız ecdadımız İstanbul'un fethinden tam 125 sene sonra, bu şaheser camiyi İstanbul'da değil de Edirne'de yaptırmış; böylece Edirne'ye mührünü basmış, tapulamıştır. Dahi Mimar Sinan, sanat ve din aşkıyla bu eseri bina etmiştir" der ve mihrapla avize arasında durur. Avize üstünde olan yarım kubbedeki yazıyı okuduktan sonra müftüye, "Hocam, bu ayet Tevbe suresinin 18. ayeti değil mi?" der. Müftü'den "Evet Paşa Hazretleri " cevabını aldıktan sonra tekrar müftüye döner ve "Bana bu ayetin manasını söyleyebilir misiniz?" diye sorur. Müftü Efendi, "Bildiğim kadarıyla bu ayette Allah'ın mescitlerini, camiierini yapan ve imar edenler, Allah'a ve ahiret gününe iman edip, namazlarını kılan, zekatlarını veren ve ancak Allah'tan korkanlardır, onlar doğru yoldadır" der. Atatürk, "Evet ben de öyle biliyorum, " der[5].
Grace Mary Ellison çevresindeki Pierre Loti gibi bir takım inançsız insanların cümlelerindeki çağrışımlarla nasıl bir yansıtma yaptıysa şüphe uyandıran bir Mustafa Kemal Paşa portresi çizmek istemiştir. Türkiye’de Rıza Nur gibi şiddetli Atatürk düşmanı bir muhalifle Grace Ellison’ın “Ankara’da Bir İngiliz Kadını”( Bir İngiliz kadını Gözüyle Kuva-i Millîye Ankarası) eserinin bir yayınevi tarafından birlikte basılması ise hayli düşündürücü ve şaşırtıcı bir durumdur.

Türkiye’de Dr. Rıza Nur’un “Hayat ve Hatıratım” (1922’ye kadar kısım), British Museum, Türkçe Yazma Eserler Bölümü, Lonrda, 1929., ile Grace Ellison’ın “Ankara’da Bir İngiliz Kadını Eserinin Birlikte basılmış Hali[6].

Grace M. Ellison’ın Ankara’da Osmanlı Bankasında bir öğlen yemeğine daveti: Soldan sağa doğru M. Boghetti (Osmanlı Bankası Direktörü), Bnb. Oeillet (Yarbay Mouigin’in sekreteri), Bayan Grace Ellison, Haydar Bey (Van Milletvekili) ve Yarbay Mougin[7]
“Rıza Nur, Atatürk ile anlaşamadığı için 1926 yılında Türkiye’yi terk ederek Fransa’ya yerleşmiştir. Rıza Nur, “Hatıralarını” Atatürk daha hayatta iken kaleme almış, Fransa'da yaşamasına rağmen yayımlatmamıştır. 1935 yılında British Museum'a teslim ettiği anılarının 1960 yılına kadar yayımlanmama şartını koşmuştur. Özetle, Rıza Nur, anılarını yayımlamak için Atatürk' ün vefat etmesini beklemiştir[8]”. Rıza Nur’un “Hayat ve Hatıram[9]” adlı eseri Atatürk’e karşı yalan ve iftiralarla dolu iken Mustafa Kemal Atatürk “Nutuk” isimli eserinde Rıza Nur hakkında özellikle Türkçülerin de fazla üstünde durmadığı şu hadiseyi 8 Teşrinisani (Kasım) 1924 tarihli Meclis görüşmelerine dayanarak aktarmaktadır:
“Maliye Vekili Mustafa Abdülhalik Bey[10], izahatına başlamadan evvel, Rıza Nur Beyden, zabıttaki sözlerinden bazılarının izahını istedi. Rıza Nur, Bey, Yanyalıların Türklüğünü meşkûk (kuşkulu) gösterecek tarzda ifadelerde bulunmuştu. Abdülhalik Bey, Rıza Nur Beyin, zehabını şu suretle tashih etti: Doktor bey, "altı yüz sene evvel, Arnavutluğun bir kısmından olan Yanya’ya giden ecdadımızın orada, bıraktıkları ansali başka bir töhmetle itham ediyor. Hem kim? Maalesef öyle muhterem bir arkadaşım ki, altı seneden beri mutaassıp bir milliyetçi olmuştur. Daha evvel değildi. Kendi daha iyi bilirler. Ben, o Yanya’lı dedikleri adam, Türklük için silahla mücadele ederken, kendileri bilakis "Türklük aleyhine" isyana teşvik etmiştir." Filhakika Rıza Nur Beyin siyasi hayatında, birçok mücadelâta iştirak ettiği malum idi. Bu iştirakleri, milliyetperver olarak Büyük Millet Meclisi devrinde ona hizmet ve faaliyet sahaları gösterilmesine, mani telakki edilmemişti. Fakat Türklerin Rumeli’den çıkarılması gibi, her Türkün kalbinde ebedi ve elim bir hicran yaşatan büyük felaket hadisesinde müfrit milliyetperver Rıza Nur Beyin Arnavut asileri ile beraber, Türkler aleyhinde, faaliyette bulunduğunu bilmiyorduk. Buna ıttıla (öğrenince) hâsıl olunca, Büyük Millet Meclisini hakiki bir hayret ve dehşet istila etti[11]. Desteklediği bu isyanı tutarsızlıkları yanında İttihat ve Terakki düşmanlığı ile de bilinen Rıza Nur “Hayat ve Hatıratım”da savunmaya çalışmaktadır. II. Meşrutiyetin ilanından sonra “Kabine mevkie geldiği vakit Arnavut asiler Yakovalı Rıza, Üsküp mebusu Said Hoca vesair reisler ile Üsküp'ü işgal etmiş bulunuyorlardı. Oradan Selanik'e inmek istiyorlardı. İkinci intihap (seçim) zamanında ben Sinop'ta Rıza Bey ile besalaştığım (yemin-ahitleşmek) esnada Yakovalı isyan yapıp Abdülhamid'i Selanik'ten kurtarmak, tekrar tahta çıkarmak fikrinde olduğunu bana söylemişti[12]. Ben böyle bir şeye razı olamayacağımı kati bir surette bildirmiştim. Günlerce söyledim ve nihayet ikna ettim. Bunu yapmamayı yalnız İttihatçılar'ı devirmek şartiyle yeminleşmiştik ve Arnavut usulü üzere besa yaptık idi. Ben ne bileyim, Arnavutlar'da besa olunca dönülmezmiş derler. Yakovalı, Abdülhamid'i pek severdi. Hamid onun velinimeti idi. Kendisi Yakova eşrafından ve pek nüfuslu idi. Ben, Arnavut isyanının muhtelif reisieri ile muhabere(haberleşme)de idim. Üsküp'e geldikleri vakit artık telgrafla açık muhabereye başladık. Arnavutlar Selanik'e inmeğe teşebbüs ettikleri haberi gelince derhal anladım: "Bu, Yakovalı'nın işidir" dedim. Telaş ettim. Felaket olacak. Hükümet de telaş etti. Ben yine paçaları sıvadım. Muhabere, muhabere; Yakovalı'yı bu fikirden vazgeçirdik. Bu bapta Said Hoca'nın çok tesiri ve hizmeti oldu[13].
Hüseyin Cahit benim asilerle muhaberemi haber almış, bir telgrafımı elde etmiş.bunu Tanin'de neşretti. Bu, sonra beni asmaları için mükemmel bir vesika idi. Mustafa Kemal de bundan iki yıl evvel Nutkunu neşrettiği vakit benim aleyhime bunu kullanmıştır. Şükür ki aramış, taramış bula bula bunu bulmuş. Kusurum bu olsun! Çok yüzü ak insan imişim. Hem, ayol bunu saklamadım ki. Mütareke iptidasında İstanbul'da yani yedi yıl evvel neşrettiğim ve Hürriyet ve İtilaf adındaki eserimde Arnavutlar'ı isyana teşvik ettiğimi ben kendi elimle yazdım. Bu kusur değil, iftiharım sebebidir. Zalemeye karşı isyan haktır ve kahramanlıktır. Arnavutlar o vakit bu devletin tebaası idi. İstiklal veya bir düşman namına isyan etmediler. Devleti, İttihatçılar'dan kurtarmak için isyan ettiler. Harb-i umumi neticesi haklarını ve hakkımı ispat eder. Hem ben Yakovalı'yı Selanik'e inmekten men etmek gibi büyük bir hizmet de yapmışımdır. Hizmet hizmet içinde. Millî hareket esnasında ( ... ) en mühim işleri bana verirdi. Sanki benim Arnavutları isyan ettirdiğimi bilmiyormuş da Mustafa Abdülhalik adında her devrin dalkavuğu ve Arnavut biri söyleyince mi öğrenmiş imiş. ( ... ) Mızrak çuvala sığmadı. Benim o eserimi okumayan mı kaldı[14]. .. Kendi de okumuş. Birkaç kere Ankara'da bahsini etti idi. ( .... ) Devlete karşı güya isyanı zemmetmek istiyor. ( .... ) Halâskârlar isyanında sen de dahildin. Selanik'te Galip Paşa (Eksi Emniyet-i Umurniye Müdürü) ile beraber askeri bizim lehimize ayaklandırdınız. ( ….. ) Sen Enver'i çekemez yerine geçmek için onu devirmek isterdin; bunun için de bir düzine orduyu ayaklandırmaya çalışırdın. İsyan kötü ise orduyu siyasete alet edip ayaklandırmak bunun ( ... ) nev'idir. Sen bunları, ( ... ) birçok yaptın. Mesela, dahası var, Harb-i umumi esnasında İzzet Vebip Paşalar ile Enver aleyhine isyan teşebbüsüne girdin[15]. ( ..... ) ……….
Güya bu meseleyi nutkunda benim Türkçü geçindiğim halde Arnavutlar'ı Türkler aleyhine isyan ettirdiğim şekline sokmak istemiş! Yüzü astarına uymamış. Türkçü olan Arnavut isyan ettirmez mi? Arnavutlar o vakit bu devletin tebaası idi. Biz yalnız onları değil, o işte nice Türkleri de ayaklandırdık. Sen Halâskâr işine ittiba edip Selanik'te içtima yaptığımız vakit kimbilir teşvik ettikleriniz zabitler arasında kaç tane Arnavut vardı. İnsan birisine bir şeyi isnad etmek için iptida o şeyin kendisinde olup olmadığını düşünmelidir. Var iken yapmak hayadan nasibi yok demektir. Bir de İttihatçılar, Balkan İttifakına Arnavutluk isyanının sebep olduğunu ileri sürüp bizi telin etmişlerdi; fakat bu ittifak sonradan öğrenildi ki bu isyandan çok evveldir. Keza Balkan Harbi de bu isyan esnasında olmadı. İsyan bitti neden sonradır ki harp patladı. Demek bu isyanın harbin bitmesi üzerine de tesiri olmamıştır. ( ... ) Mustafa Kemal! Bil ki bu bana leke değil, iftihar ... Zaleme aleyhine ne ele geçerse ayaklandırmak sevaptır, vazifedir[16]”.
Herhalde böyle bir mazaret ancak Rıza Nur tarafından gösterilebilirdi. Çelişkilerle dolu yaşantısı ve kullandığı ifadelerdeki akıl ve mantık dışılık “Hayat ve Hatıratım” kitabının her cildinde müşahade edilebilmektedir. Atatürk düşmanlarının birinci el kaynak dedikleri de bu hezeyan yığınıdır.
Yazının devamı için tıklayınız
______________________________________
[1] Grace Mary Ellison (1928), a. g. e., s. 24.
[2] A. g. e., s. 24.
[3] Nurullah Çetin, a. g. e., s. 98.
[4] Abdurrahman Kasapoğlu, Atatürk’ün Kur’an Kültürü, İlgi Yayınları, İstanbul, 2006, s. 427.
[5] A.g. e., s. 428-429.
[6] Rıza Nur&Grace Ellison, İlk Meclisin Perde Arkası (1920-1923), Örgün Yayınevi, İstanbul, 2007. Türkiye’de Dr. Rıza Nur’un Hayat ve Hatıratım (1922’ye kadar olan kısım), British Museum, Türkçe Yazma Eserler Bölümü, Lonrda, 1929., ile Grace Ellison’un “Ankara’da Bir İngiliz Kadını” Eserinin Birlikte basılmış Hali
[7] Rıza Nur&Grace Ellison, a. g. e., s. 633. Ellison G.M , Bir İngiliz Kadını Gözüyle Kuva-i Millîye Ankarası, Milliyet Yay, Trkç: İbrahim S.Turek, İst.1973.
[8] Ali Rıza Özdemir, Atatürk ve İslam, Kripto Yayınları, Ankara, 2019, s. 109-110.
[9] Rıza Nur, Hayat ve Hatıratım, III. Cilt, Yayına Hazırlayan: Abdurrahman Dilipak, İşaret Yayınları, İstanbul, 1992.
[10] 1881 Yanya doğumlu
[11] M. Kemal Atatürk, Nutuk, II. Cilt, 1920-1927, Türk Devrim Tarihi Enstitüsü, İstanbul, 1970., s. 885-886.
[12] Rıza Nur, Hayat ve Hatıratım, I. Cilt, Yayına Hazırlayan: Abdurrahman Dilipak, İşaret Yayınları,İstanbul, 1992., s. 369-370.
[13] A. g. e., s. 370.
[14] A. g. e., s. 370.
[15] A. g. e., s. 371.
[16] A. g. e., s. 371.




