Merkezi Paris’te olan “Sınır Tanımayan Gazeteciler” - kısaca RSF-’nin, 1 Aralık 2024- 1 Aralık 2025 dönemini kapsayan son Raporu’ndan not aldığım tespitlere bakıyorum.
Raporda, 2025 yılının gazeteciler için daha ölümcül bir yıl olduğuna dikkat çekiliyor; “Gazeteciler ölmez, öldürülür” cümlesi öne çıkartılıyor. Dünya genelinde gazetecilere yönelik "şiddet ve baskıcı politikaların derinleştiğine" vurgu yapılıyor.
Rapora göre son 12 ayda en az 67 gazeteci işlerini yaparken öldürüldü. Bunların yaklaşık %79’u devlet veya silahlı gruplar ile organize suç örgütleri tarafından hedef alındı. Özellikle Gazze, gazeteciler için en ölümcül bölge oldu.
Dünyada 47 ülkede 503 gazeteci halen tutuklu, 20 gazeteci rehin ve 135'i de kayıp durumda.
Gazetecilerin artık “tarihin tanıkları” olmaktan çıkıp, hedef alınan, pazarlık unsuru veya ortadan kaldırılması gereken kişiler olarak görüldüğü vurgulanıyor. Bu bağlamda baskının sadece ölüm ve hapislerle değil, aynı zamanda gözaltılar, hukuki taciz ve cezasızlıkla da sürdürüldüğü belirtiliyor. Ayrıca rapor, basın özgürlüğü alanında ekonomik baskı ve medya kapanmaları gibi yeni küresel tehditleri de ortaya koyuyor.
İsrail ordusunun gazeteciler için ‘en tehlikeli aktör’ olduğu tanımlanıyor. Son 12 ayda Filistin topraklarında 29 medya çalışanı görev sırasında öldürüldü. Bu sayı Ekim 2023’ten beri en az 220’ye ulaşmış durumda.
Basın özgürlüğü küresel endeksinde, Türkiye 180 ülke arasında 159. sıraya gerilemiş. Buna şaşırmadım doğrusu.. Zira yıl boyunca her hafta olmasa da neredeyse her ay en az bir gazeteci ve yazar gözaltına alındı; bunların bir kısmının tutuklanıp yargılandığını da izler olmuştuk.
Benim isim olarak bildiğim yazı ve konuşmalarını zaman zaman izlediğim Levent Gültekin, Fatih Altaylı ve Murat Ağırel başta olmak üzere sanıyorum 15 civarında gazetecinin, 2025 yılında gözaltına alınıp sorgulandığını hatta tutuklanıp yargılandığını izledik.
Bir yerde bu rakamlar da önemli değil diye düşünüyorum. Esas olan ülke yöneticilerinin gazeteci ve yazarlara bakış açısı, onları nasıl gördüğü ve bu yönden ne kadar hoş görü sahibi olup olmadıklarıdır.
İşte tam da bu noktada ister istemez geçmişe takılıyor insan;
Her ikisini de görev yıllarında çok eleştirmeme rağmen, bugün yeri geldikçe bazı yönleriyle özlediğim iki devlet adamı geliyor aklıma..
Merhum Turgut Özal ve Süleyman Demirel..
Şöyle bir geriye bakınca, Özal’ın basın çalışanlarına yaklaşımının alt yapısında; Basını demokrasinin gereği olarak görme, eleştiriye tahammül, diyalog ve ikna yolunu tercih etme, gazeteciyle insani ilişkiler kurma gibi yeteneklerini görmemek mümkün değil.
*Basın hürdür, tenkit eder; biz de sabırla dinleriz.
*Demokraside herkes konuşacak; yanlış da konuşacak, doğru da.
*Gazeteci soru soracak ki devlet kendini düzeltsin.
*Basınla kavga edilmez, anlatılır.
*Eleştiri bizi zayıflatmaz, doğruysa güçlendirir..
Gibi söylemleri, Onun basınla en az kavga eden bir lider olduğunu öne çıkarmıştır.
Yine Süleyman Demirel de;
*Basın hürdür, susturulamaz.
*Basın, demokrasinin olmazsa olmazıdır.
*Gazeteci yazacak, siyasetçi cevap verecek.
*Türkiye’de basın, demokrasinin nefes borusudur.
*Siyasetçi tenkide tahammül edecek..
Şeklindeki sözleri ve tavırlarıyla; basınla en istikrarlı ilişki kuran bir lider olarak siyaset ve basın tarihimizdeki yerini almıştır.
Her ikisinin de gazetecilere yaklaşımları, sabır, mizah ve tecrübe üzerine kuruludur. Siyasetçilerin ve devlet adamlarının “eleştiriyi tamamen ortadan kaldırmaması, kendilerini eleştirenlerle birlikte yaşama tarzını becerebilmeleri” önemli;
Bir de gelecek nesillerin kendilerinden nasıl bahsedecekleri tabii ki..

Tüm basın çalışanlarının sigortalılık, izin hakkı, ihbar ve kıdem tazminatı ile özellikle özgürce çalışmalarını yasal güvence altına alan 212 Sayılı Basın İş Yasası kabulünün 65. yılındayız.
Yukarıda dünya ve ülkemiz basını hakkında kısaca anlattığım hazin gelişmelerden içimiz buruk olsa da, tüm Gazeteci ve Yazarlarımızın 10 Ocak gününü candan kutlar; daha özgür, daha adaletli, daha sosyal güvenceli ve daha huzurlu bir meslek hayatı sürmelerini dilerim.
Sağlıcakla Kalın.






Üstadım, gazeteciler günümüz kutlu olsun. Saygı ve sevgilerimle. Hoşçakalın, sağlıcakla kalın.