Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Adana

bursaarena.com.tr - Adana haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Adana haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Adana ve Osmaniye art arda sallandı Haber

Adana ve Osmaniye art arda sallandı

Adana’da yaşanan 4,8 ve 4,9’luk iki sarsıntının ardından, Osmaniye'de de 5,2 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Adana'nın Saimbeyli ilçesinde saat 14.19'da 4,8 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının (AFAD) internet sitesinde yer alan bilgiye göre, merkez üssü Saimbeyli olan 4,8 büyüklüğünde sarsıntı kaydedildi. Depremin yerin 7,99 kilometre derinliğinde meydana geldiği belirlendi. Bu depremden 17 dakika sonra Saimbeyli ilçesinde 4,9 büyüklüğünde bir deprem daha meydana geldi. Bu depremin de yerin 8,67 kilometre kilometre derinliğinde meydana geldiği açıklandı. Osmaniye'de 5,2 büyüklüğünde deprem Adana’daki depremlerin ardından saat 14.43’te bu kez komşu il Osmaniye’nin Sumbas ilçesi 5,2 büyüklüğündeki üçüncü bir depremle sallandı. TRT'de yer alan habere göre AFAD, Sumbas merkezli depremin yerin 7 kilometre derinliğinde gerçekleştiğini açıkladı. "Olumsuz bir durum bulunmuyor" İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, sosyal medya hesabındaki paylaşımında, Adana'nın Saimbeyli ilçesinde 4,8, ve 4,9, Osmaniye'nin Sumbas ilçesinde ise 5,2 büyüklüğünde depremler meydana geldiğini hatırlatarak, şunları kaydetti: "AFAD ve ilgili kurumlarımızın tüm ekipleri saha taramalarına derhal başlamıştır. An itibarıyla herhangi olumsuz bir durum bulunmamaktadır. Ekiplerimiz çalışmalarını devam ettirmektedir. Depremden etkilenen vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimi sunuyorum. Allah ülkemizi ve milletimizi afetlerden korusun." "Tüm ihbarları değerlendiriyoruz" Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Adana ve Osmaniye'de meydana gelen depremlerin ardından şu ana kadar olumsuz bir durum bildirilmediğini, tüm ihbarları değerlendirdiklerini bildirdi. Bakan Kurum, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, şunları kaydetti: "Adana ve Osmaniye'de meydana gelen depremlerin ardından gelişmeleri yakından takip ediyoruz. Şu ana kadar olumsuz bir durum bildirilmemekle beraber tüm ihbarları değerlendiriyoruz. Bölgedeki vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum." Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, Adana ve Osmaniye'de meydana gelen depremlerin ardından şu ana kadar bildirilen herhangi bir olumsuzluk bulunmadığını belirtti. Memişoğlu, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, şunları kaydetti: "Adana'nın Saimbeyli ve Osmaniye'nin Sumbas ilçelerinde meydana gelen depremlerden etkilenen tüm vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimi sunuyorum. İlgili tüm kurumlarımızla eş güdüm halinde süreci yakından takip ediyoruz. Şu ana kadar Bakanlık birimlerimize bildirilen herhangi bir olumsuzluk bulunmuyor. Rabb'im ülkemizi ve milletimizi her türlü afetten muhafaza etsin." İletişim Başkanı Burhanettin Duran, Adana ve Osmaniye'de meydana gelen depremlere ilişkin, "İlgili tüm kurum ve kuruluşlarımız, görev ve sorumlulukları doğrultusunda sahadaki tarama ve durum tespit çalışmalarını titizlikle sürdürmektedir." ifadelerini kullandı. Duran, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, şunları kaydetti: "Adana ve Osmaniye'de meydana gelen, çevre illerimizde de hissedilen depremden etkilenen tüm vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. İlgili tüm kurum ve kuruluşlarımız, görev ve sorumlulukları doğrultusunda sahadaki tarama ve durum tespit çalışmalarını titizlikle sürdürmektedir. Rabbim, ülkemizi ve milletimizi her türlü afetten muhafaza eylesin." Osmaniye Valisi Mehmet Fatih Serdengeçti, depremden etkilenen vatandaşlara "geçmiş olsun" dileğinde bulundu. Saha çalışmalarına ilişkin bilgi veren Serdengeçti, "İlimizde hissedilen deprem sonrası ilgili kurumlarımızla ivedilikle koordinasyon sağlanmış olup, şu an itibarıyla herhangi bir olumsuzluk bulunmamaktadır. Yüce Mevla milletimizi her türlü afetten korusun." ifadelerini kullandı.

Sahil Güvenlik gemileri 19 Eylül'de vatandaşların ziyaretine açılıyor Haber

Sahil Güvenlik gemileri 19 Eylül'de vatandaşların ziyaretine açılıyor

Sahil Güvenlik Komutanlığı'ndan yapılan duyuruya göre Karadeniz, Marmara, Ege ve Akdeniz bölgelerinde çok sayıda Sahil Güvenlik gemi ve unsuru 19 Eylül Gaziler Günü dolayısıyla vatandaşlarla buluşacak. Sahil Güvenlik Komutanlığı, 19 Eylül Gaziler Günü kapsamında deniz unsurlarının halkın ziyaretine açılacağını duyurdu. Paylaşılan listeye göre, farklı bölgelerde konuşlu birçok Sahil Güvenlik botu ve kolluk destek timi, vatandaşlar tarafından belirlenen gün ve saatlerde ziyaret edilebilecek. KARADENİZ’DEN AKDENİZ’E GENİŞ KATILIM Karadeniz Bölge Komutanlığına bağlı unsurlar arasında Artvin/Hopa’daki TCSG-307, Giresun’daki TCSG-95, Samsun’daki TCSG DOST, Ordu/Fatsa’daki TCSG-97, Kastamonu/İnebolu’daki TCSG-96, Bartın/Amasra’daki KB-80, Zonguldak’taki TCSG-86, Düzce/Akçakoca’daki KB-35 ve Bitlis/Ahlat’taki KB-21 yer aldı. Marmara ve Boğazlar Bölge Komutanlığı kapsamında ise Kocaeli/İzmit Marina’daki TCSG-15, Kırklareli/İğneada’daki TCSG-93, Bozcaada’daki TCSG-16, Gökçeada’daki TCSG-91 ve Edirne/Enez’deki TCSG-308 vatandaşların ziyaretine açılacak. EGE VE AKDENİZ’DE DE KAPILAR HALKA AÇILACAK Ege Deniz Bölge Komutanlığına bağlı olarak Çanakkale/Küçükkuyu’daki TCSG-28, Balıkesir/Burhaniye’deki TCSG-6, İzmir/Emir Çakabey İskelesi’ndeki TCSG-109, Aydın/Kuşadası’ndaki TCSG-311 ve Muğla/Marmaris Belediyesi İskelesi’ndeki TCSG-904 ziyaret edilebilecek. Akdeniz Bölge Komutanlığı bünyesinde ise Antalya/Kaş Setur Marina’daki TCSG-20, Finike’deki TCSG-104, Kaleiçi Yat Limanı’ndaki TCSG-105, Alanya’daki TCSG-915, Mersin/Bozyazı’daki TCSG-309, Taşucu’ndaki TCSG-305, Mersin/Erdemli’deki TCSG-34, Adana/Karataş’taki TCSG-22 ve Hatay/İskenderun Şehir İskelesi’ndeki TCSG-304 halka açık olacak. Komutanlık, söz konusu ziyaretlerin bölgeye göre 09.00-17.00 ve 10.00-17.00 saatleri arasında gerçekleştirileceği belirtildi.

Yasa dışı bahis ağına yine bir darbe! 5 milyar TL'lik para trafiği ortaya çıkarıldı Haber

Yasa dışı bahis ağına yine bir darbe! 5 milyar TL'lik para trafiği ortaya çıkarıldı

Adana merkezli 23 ilde düzenlenen jandarma operasyonlarında, yasa dışı bahis faaliyetleriyle bağlantılı 47 şüpheli yakalandı. Soruşturmada yaklaşık 5 milyar TL'lik para hareketliliği tespit edilirken, çok sayıda taşınır ve taşınmaz mal varlığına tedbir uygulandı. ANKARA (İGFA) - İçişleri Bakanlığı, Adana merkezli 23 ilde yasa dışı bahis suçuna yönelik geniş çaplı operasyon düzenlendiğini açıkladı. Operasyonlarda, yaklaşık 5 milyar TL'lik para hareketliliğiyle bağlantılı olduğu belirlenen 47 şüpheli gözaltına alındı. Jandarma Genel Komutanlığı Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı, Adana Cumhuriyet Başsavcılığı ve MASAK koordinesinde yürütülen çalışmalar kapsamında, şüphelilerin bilişim sistemleri üzerinden yasa dışı bahis sitelerinin panel yönetimini yaptığı ve suç gelirlerinin transferine aracılık ettiği tespit edildi. Adana merkezli 23 ilde “Yasa Dışı Bahis” suçuna yönelik Jandarmamız tarafından düzenlenen operasyonlarda 5 Milyar TL para hareketliliği tespit edilen 47 şüpheli yakalandı. Jandarma Genel Komutanlığı Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı, Adana Cumhuriyet Başsavcılığı ve… pic.twitter.com/r4T414Qd3K — T.C. İçişleri Bakanlığı (@TC_icisleri) June 9, 2026 Operasyonlar kapsamında şüphelilere ait 1 paravan şirket, 23 konut, 29 araç, 13 arsa ile 4 bin 742 banka hesabı ve 6 kripto para hesabına tedbir kararı uygulandı. İçişleri Bakanlığı, vatandaşları mağdur eden suç örgütlerine karşı mücadelenin güvenlik güçlerinin koordinasyonuyla kararlılıkla sürdürüleceğini vurguladı.

Plastik atık: Türkiye Avrupa'nın çöp deposu mu? Haber

Plastik atık: Türkiye Avrupa'nın çöp deposu mu?

Türkiye, Çin'in piyasadan çekilmesinin ardından önemli bir atık ithalatçısı hâline geldi. Peki Avrupa'nın çöpüne Türkiye'de ne oluyor? İthal çöpler kurallara uygun dönüştürülüyor mu? 5 Haziran Dünya Çevre Günü'nde plastik kirliliği küresel ölçekte tartışılmaya devam ederken, Türkiye'nin Avrupa'dan ithal ettiği plastik atıklar da yeniden gündemde. Çin'in 2017 yılında plastik atık ithalatını büyük ölçüde yasaklamasının ardından küresel atık ticaretinin rotası değişti. Uzun yıllar Avrupa ve Kuzey Amerika'nın plastik atıklarının önemli bölümünü alan Çin'in piyasadan çekilmesiyle yeni varış ülkeleri ortaya çıktı. Türkiye de bu süreçte önde gelen ülkelerden biri oldu. Bugün Türkiye, Avrupa'nın başlıca plastik atık varış noktalarından biri konumunda. Ancak İstanbul Politikalar Merkezi (İPM) tarafından yayımlanan ve çevre bilimci Prof. Dr. Sedat Gündoğdu tarafından hazırlanan yeni politika notu, tartışmanın artık yalnızca ne kadar plastik atık ithal edildiğiyle ilgili olmadığını savunuyor. Çalışmaya göre asıl soru, Türkiye'ye gelen bu atıkların ne kadarının gerçekten geri dönüştürüldüğü, ne kadarının çevreye karıştığı ve mevcut sistemin bunları ne ölçüde izleyebildiği. Rapor, plastik atık ticaretini yalnızca ekonomik bir faaliyet olarak değil; "kirlilik transferi", "çevresel adaletsizlik" ve "ekolojik güvenlik" sorunu olarak ele alıyor. Çalışmanın ortaya koyduğu tablo, Türkiye'nin küresel plastik ticaretindeki rolüne ilişkin yerleşik varsayımları da sorguluyor. Atık ticareti mi "atık sömürgeciliği" mi? Politika notu, plastik atık ticaretini yalnızca bir geri dönüşüm faaliyeti olarak değil, ülkeler arasındaki çevresel ve ekonomik eşitsizlikle bağlantılı bir mesele olarak ele alıyor. Rapora göre, gelişmiş ülkeler kendi sınırları içinde yönetmek istemedikleri atıkları daha düşük maliyetlerle "küresel güney" ülkelerine gönderiyor. Bu nedenle atık ticareti uzun yıllardır "atık sömürgeciliği", "ekolojik emperyalizm" ve "çevresel adaletsizlik" kavramları üzerinden tartışılıyor. Çalışmada, 1980'lerde ABD'den çıkan tehlikeli atıkların Haiti'ye ve okyanuslara boşaltılmasıyla sonuçlanan Khian Sea vakası ile Nijerya'daki Koko skandalı hatırlatılıyor. Bu olayların daha sonra Basel Sözleşmesi'nin ortaya çıkmasına zemin hazırladığı belirtiliyor. Rapora göre, bugün plastik atık ticareti de benzer bir tartışmanın merkezinde bulunuyor. Türkiye'nin son yıllarda Avrupa'dan gelen plastik atıkların önemli bir bölümünü kabul etmesi yalnızca bir geri dönüşüm politikası olarak değil, küresel atık akışlarının parçası olarak değerlendiriliyor. Çin sonrası yükseliş Rapora göre Türkiye'nin plastik atık ithalatındaki yükselişi, Çin'in 2017 sonunda aldığı ithalat yasağının ardından hızlandı. Çin öncesi dönemde Avrupa Birliği'nden sınırlı miktarda plastik atık alan Türkiye, yasağın ardından birkaç yıl içinde Avrupa'nın başlıca varış ülkelerinden biri haline geldi. Politika notunda yer alan bilgiye göre, Türkiye'nin plastik atık ithalatı 2018'de 437 bin ton iken, Ticaret Bakanlığı'nın AB teknik çalıştayında paylaştığı verilere göre 2024 yılında yaklaşık 1,29 milyon tona ulaştı. Bu büyüme genellikle Türkiye'nin güçlü geri dönüşüm sektörü ve plastik sanayisinin hammadde ihtiyacıyla açıklanıyor. Ancak rapora göre ithalattaki artış tek başına geri dönüşüm kapasitesindeki gelişime işaret etmiyor. Türkiye'nin aldığı plastik atık miktarı, ülkenin kendi atık yönetim performansıyla birlikte değerlendirildiğinde farklı bir tablo ortaya çıkıyor. Türkiye kendi atığını ne kadar yönetebiliyor? Türkiye yılda yaklaşık 32-33 milyon ton belediye atığı üretiyor. Bu atıkların yaklaşık 3,3 milyon tonunu plastikler oluşturuyor. Buna rağmen rapora göre belediye atıklarının yüzde 80 ila 90'ı hâlâ düzenli depolama sahalarına gönderiliyor veya düzensiz biçimde bertaraf ediliyor. Bu durum, Türkiye'nin kendi atıklarını yönetmekte yaşadığı yapısal sorunların devam ettiğine işaret ediyor. Rapor ayrıca geri dönüşüm oranları konusunda da dikkat çekici bir farklılığa işaret ediyor. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı verilerine göre, belediye atıklarında geri kazanım oranı 2017'de yüzde 13 iken 2022'de yüzde 30'a yükseldi, 2024 için ise yüzde 36 hedefi açıklandı. Ancak Dünya Bankası'nın 2022 yılı için hesapladığı geri dönüşüm oranı yüzde 11,9 olarak kaydedildi. Çalışmada bu farkın yalnızca teknik bir istatistik meselesi olmadığı, aynı zamanda sistemin şeffaflığı ve performansının nasıl ölçüldüğüne ilişkin soru işaretleri yarattığı belirtiliyor. Raporun dikkat çektiği temel çelişki ise şu: Kendi belediye atıklarının çok büyük bölümünü hâlâ depolama sahalarına gönderen bir ülke, dışarıdan gelen milyonlarca tonluk plastik atık akışını çevresel açıdan güvenli biçimde yönetebiliyor mu? Ne kadar atık geldiği bile net değil Plastik atık ticaretine ilişkin verilerde de tutarsızlıklar söz konusu. Birleşmiş Milletler'in Comtrade veri tabanı, Eurostat, Basel Action Network, PAGEV ve Türkiye Ticaret Bakanlığı'nın açıkladığı rakamlar birbirinden farklı sonuçlar ortaya koyuyor. Örneğin 2024 yılı için Basel Action Network, Avrupa Birliği'nden Türkiye'ye gönderilen plastik atık miktarını 426 bin ton olarak hesaplıyor. PAGEV aynı yıl HS 3915 kodlu plastik atık ithalatını yaklaşık 678 bin ton olarak açıklarken, Türkiye Ticaret Bakanlığı 2024 yılı toplam plastik atık ithalatını yaklaşık 1,29 milyon ton olarak bildiriyor. Çalışmaya göre bu farklılıkların nedenleri arasında gümrük kodlarındaki sınıflandırma sorunları, raporlama tarihleri arasındaki farklılıklar, yeniden ihracat işlemleri ve yanlış beyanlar yer alıyor. Bu farklılıklar, plastik atık ticaretinin gerçek boyutunun ve izlenebilirliğinin değerlendirilmesini güçleştiriyor. Türkiye'ye ne kadar plastik atık girdiği konusunda net bir tablo ortaya koyulamaması, sistemin izlenebilirliğine ilişkin daha büyük soru işaretleri yaratıyor. Çünkü miktarın kendisi konusunda belirsizlik bulunurken, bu atıkların ne kadarının geri dönüştürüldüğünü veya çevreye karıştığını doğrulamak daha da güç hâle geliyor. Bu nedenle çalışma, plastik atık ticaretindeki veri şeffaflığını başlı başına bir yönetişim sorunu olarak değerlendiriyor. Atıklar tesis kapısından girdikten sonra ne oluyor? Politika notunun en güçlü eleştirilerinden biri mevcut denetim sistemine yönelik. Türkiye'de atıkların hareketi Mobil Tehlikeli Atık Takip Sistemi (MoTAT) üzerinden izleniyor. Sistem, atıkların gümrüklerden veya üretim tesislerinden lisanslı geri dönüşüm tesislerine kadar olan yolculuğunu takip etmeyi amaçlıyor. Antalya'da bir atık merkeziFotoğraf: Mustafa Ciftci/AA/picture alliance Ancak rapora göre sistemin önemli bir kör noktası bulunuyor. MoTAT, atığın tesise ulaştığını gösterebiliyor ancak tesis içine girdikten sonra ne olduğuna dair ayrıntılı bir izleme mekanizması sunmuyor. Başka bir ifadeyle sistem, atığın kapıya kadar olan hareketini izliyor, ancak içeride gerçekten geri dönüştürülüp dönüştürülmediğini, ne kadarının ürün haline geldiğini, ne kadarının atık olarak kaldığını veya yasa dışı biçimde bertaraf edilip edilmediğini ortaya koyamıyor. Rapora göre bu durum, ithal edilen plastiklerin yakılması, yasa dışı dökülmesi ya da kayıt dışı biçimde sistem dışına çıkarılması gibi risklerin tespit edilmesini güçleştiriyor. Bu nedenle çalışma, tesislere giren her kilogram atığın çıkan ürün ve bakiye atıklarla eşleştirildiği gerçek zamanlı bir "kütle dengesi" sisteminin kurulmasını öneriyor. Sertifikalar yeterli mi? Raporun dikkat çektiği bir diğer konu da denetim ve sertifikasyon mekanizmalarının etkinliği. Çalışmada örnek olarak Düzce'deki 2B Plast vakasına yer veriliyor. Rapora göre tesis, Alman makamları tarafından geri dönüşüm yapabilecek kapasitede olduğu gerekçesiyle onaylanmıştı. Ancak daha sonra tesis faaliyet göstermediği hâlde Almanya'dan plastik atık sevkiyatlarının sürdüğü ortaya çıktı. Politika notu bu örneği, mevcut sertifikasyon sistemlerinin sahadaki gerçek durumu her zaman yansıtamayabileceğinin göstergesi olarak değerlendiriyor. Çalışmaya göre sorun yalnızca yeni kurallar koymak değil, bu kuralların sahada uygulanıp uygulanmadığını sürekli ve bağımsız biçimde doğrulayabilmek. Adana'dan gelen uyarı Raporun teorik tartışmayı somut verilerle desteklediği yerlerden biri Adana. Türkiye'de ithal plastik atıkların önemli bir bölümünün işlendiği kentte yapılan araştırmalar, geri dönüşüm süreçlerinden kaynaklanan mikroplastik kirliliğine işaret ediyor. Çalışmada aktarılan saha verilerine göre, geri dönüşüm tesislerinin aşağı akışında yer alan sulama kanallarındaki mikroplastik yoğunluğu, yukarı akıştaki noktalara göre 132 kata kadar çıkabiliyor. Araştırmada saatte 5,3 milyardan fazla mikroplastik parçacığının su sistemlerine karıştığı belirtiliyor. Bu bulguların önemi yalnızca sucul ekosistemlerle sınırlı değil. Rapora göre söz konusu suların tarımsal sulamada kullanılması, mikroplastiklerin tarım topraklarına ve gıda zincirine taşınmasına yol açabiliyor. Bu nedenle çalışma, bazı geri dönüşüm süreçlerinin aslında yeni çevresel riskler yaratabildiğine dikkat çekiyor. Yangınlar ve yasa dışı döküm iddiaları Öte yandan rapor, son yıllarda plastik geri dönüşüm tesislerinde meydana gelen yangınlarda belirgin bir artış yaşandığına dikkat çekiyor. Rapora göre plastik geri dönüşüm tesislerinde çıkan yangınların sayısı 2017'de yıllık 6 vakadan 2022'de 125 vakaya yükseldi. Çalışmada, bazı yangınların geri dönüşüme uygun olmayan atıkların bertaraf maliyetlerinden kaçınmak amacıyla kasıtlı olarak çıkarıldığı yönündeki iddialara da yer veriliyor. Bu tür yangınların yalnızca ekonomik kayıplara yol açmadığı, aynı zamanda son derece zararlı gazların atmosfere yayılmasına neden olabileceği vurgulanıyor. Rapor ayrıca Adana başta olmak üzere bazı bölgelerde tespit edilen yasa dışı döküm ve açıkta yakma uygulamalarının toprakta kalıcı organik kirletici birikimine yol açtığını belirtiyor. AB'nin yeni kuralları çözüm olacak mı? Avrupa Birliği'nin yeni Atık Sevkiyat Tüzüğü, plastik atık ticaretine ilişkin kuralları önemli ölçüde sıkılaştırıyor. Yeni sistem kapsamında Türkiye gibi OECD ülkelerine yapılacak sevkiyatlar daha sıkı bildirim ve onay süreçlerine tabi olacak. AB ayrıca çevreye uygun yönetim standartlarını karşılamayan ülkelere yönelik ihracatı durdurma yetkisini de elinde bulunduracak. Ancak politika notu bu düzenlemelerin tek başına yeterli olmayabileceğini savunuyor. Çalışmaya göre, sorun yalnızca mevzuat eksikliği değil. Asıl mesele, denetimin nasıl yapılacağı ve kuralların sahada ne ölçüde uygulanacağı. Türkiye'nin plastik atık ithalatı tartışması artık yalnızca ne kadar atık alındığı sorusuna değil, bu atıkların gerçekten neye dönüştüğü, ne kadarının çevreye karıştığı ve mevcut denetim sisteminin bunu ne ölçüde izleyebildiği sorularına odaklanıyor. Bu nedenle çalışma, Türkiye'nin küresel plastik ticaretindeki rolüne ilişkin temel bir soruyu yeniden gündeme getiriyor: Türkiye, Avrupa'nın plastik atıklarını geri dönüştüren bir merkez mi, yoksa giderek küresel plastik kirliliğinin yükünü taşıyan bir ülke hâline mi geliyor? Pelin Ülker / DW

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.