Venezuela lideri Nicolas Maduro'nun ABD'ye kaçırılmasında hangi uluslararası hukuk ilkeleri ihlal edildi? Maduro'nun ABD'de yargılanmasının yasal zemini var mı?
Amerikan ordusu yaklaşık 150 hava aracının katıldığı birkaç saatlik operasyonla Venezuela'nın tartışmalı Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşini başkent Caracas'tan kaçırarak New York'a götürdü.
Onlarca Kübalı ile Venezuelalının öldüğü belirtilen operasyonun yapılış biçimi ve Maduro'nun ABD topraklarında yargılanmak istenmesi ise uluslararası hukuk bağlamında tartışılıyor.
Hakkında uyuşturucu ve silahla bağlantılı suçlamalardan dava açılan Venezuela liderinin New York'ta hakim karşısına çıkarılması bekleniyor.
Somut kanıt sunulamadı
Washington, Maduro'yu "uyuşturucu çetesi lideri" olarak sınıflandırmış ve yakalanması için başına 50 milyon dolar para ödülü koymuştu. Trump yönetimi operasyon öncesinde Güney Amerika'daki büyük uyuşturucu çetelerini "yabancı terör örgütleri" listesine dahil ederek askeri müdahaleye yasal zemin oluşturmuştu.
Trump, ABD'ye Venezuela'dan taşındığını öne sürdüğü bir tür uyuşturucu olan fentanili "kitle imha silahı" olarak da nitelendiriyor. Ancak Trump yönetimi Venezuela'dan ABD'ye fentanil taşındığına dair şu ana dek somut kanıtlar ortaya koyamadı.
Tüm bu yasal gerekçe oluşturma çabalarına rağmen uzmanlar, Venezuela saldırısı ile ABD'nin uluslararası hukukun temel ilkesini ihlal etmiş olabileceğini belirtiyor.
BM'nin en temel ilkelerinden biri ihlal edilmiş olabilir
Akademisyenler, Birleşmiş Milletler (BM) Şartı'nın 2'nci maddesinin 4'üncü fıkrasına işaret ederek ABD'nin eylemlerinin uluslararası hukuku ihlal ettiğini savunuyor. Söz konusu madde, başka bir ülkenin "toprak bütünlüğüne veya siyasi bağımsızlığına karşı güç kullanılmasını" yasaklıyor.
İngiltere'deki Reading Üniversitesi'nden Küresel Hukuk Direktörü Marko Milanovic, Venezuela'da yaşananlar için "Bu bir güç kullanımıdır. Başka bir ülkeye 150 uçak gönderirseniz, hava savunmasını bombalarsanız, devlet başkanını kaçırırsanız ve onlarca insanı öldürürseniz, bu BM Şartı'nın 2'nci maddesinin 4'üncü fıkrası anlamında güç kullanımıdır" dedi.
Böyle bir operasyonun BM Şartı'nı ihlal etmeden gerçekleştirilebilmesine imkân tanıyan en önemli istisna ise BM Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) askeri müdahaleye yetki vermesi. Ancak Maduro'nun yakalanmasından önce ABD BMGK'dan böyle bir yetki talep etmedi.
Bir diğer istisna ise meşru müdafaa. Ancak ABD'nin Venezuela'ya kıyasla ezici askeri üstünlüğü göz önüne alındığında uzmanlar bu argümanın geçerli olmayacağı değerlendirmesinde bulunuyor. Uzmanlara göre, fentanilin kitle imha silahı olarak tanımlanması, Maduro'nun narko-terörist ilan edilmesi ve ABD'ye karşı komplo kurmakla suçlanması da uluslararası standartlara göre meşru müdafaa gerekçesi olarak kabul edilme ihtimali düşük.

Venezuela lideri Nicolas Maduro ABD'de mahkemeye helikopterle taşındı- Fotoğraf: Adam Gray/REUTERS
Milanoviç, DW'ye yaptığı açıklamada "Meşru müdafaa, silahlı bir saldırının varlığını gerektirir. Uyuşturucu ticareti silahlı saldırı değildir ve tarih boyunca hiçbir zaman silahlı saldırı olarak değerlendirilmemiştir" dedi.
Trump, ABD iç hukukunu da görmezden geldi
Saldırı ayrıca ABD iç hukukunu da ihlâl etmiş olabilir. Amerikan ordusunun yabancı bir ülkeye saldırı düzenlemesi için önce Kongre'den onay alınması gerekiyor. Trump yönetimi saldırı için onay almadığı gibi, önceden Kongre üyelerine bilgi de vermedi.
Saldırı sonrası Florida'daki evinde düzenlediği basın toplantısında ABD Başkanı, Kongre'ye bilgi verselerdi "sızıntılar" olabileceğini savundu ve bunun operasyonun seyrini etkileyebileceğini söyledi.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio da bunu bir "savaş eylemi" olarak değil "hukuk uygulaması" olarak çerçevelemeye çalıştı. Rubio, "Özünde bu, Amerikan adaletinin aradığı iki sanığın tutuklanmasıydı ve Savaş Bakanlığı (resmi adıyla Savunma Bakanlığı) bu süreçte Adalet Bakanlığına destek verdi" dedi.
Boston merkezli Northeastern Üniversitesi anayasa hukuku uzmanı olan Jeremy Paul, Rubio'nun argümanının "makul" olabileceğini ancak Trump'ın Venezuela petrolüyle ilgili açıklamalarının bu savunmayı tamamen boşa çıkardığını söyledi. Paul, DW'ye verdiği demeçte şunları belirtti:
"Onu yakaladık, artık gözaltında ve New York'ta yargılanacak. Bu noktada her şeyin bitmesi gerekirdi. (...) Trump'ın petrol sahaları, ülkeyi yönetme ve Venezuelalı yetkililerle çalışma konusundaki tüm açıklamaları, Dışişleri Bakanı Rubio'nun ortaya koyduğu gerekçeyi tamamen çökertiyor. Bu ifadeler bütünüyle tutarsız."
Monroe Doktrini gitti, "Donroe Doktrini" geldi
Trump, Maduro'nun ele geçirilmesi için düzenlenen baskını, ABD'nin beşinci başkanı James Monroe'nun 1823'te ilan ettiği ve Latin Amerika'nın ABD dışındaki diğer güçlerin nüfuzuna kapalı olduğunu savunan Monroe Doktrini'nin güncellenmiş hâli olarak tanımladı.
Operasyon sonrası yaptığı açıklamada Donald Trump, "Monroe Doktrini büyük bir mesele. Ama biz onu çoktan aştık, hem de fazlasıyla. Artık buna 'Donroe belgesi' diyorlar" diyerek politika ilkesine kendi adını ekledi.
Washington merkezli bağımsız düşünce kuruluşu Carnegie araştırmacısı Oliver Stuenkel, DW'ye yaptığı değerlendirmede, müdahalenin Monroe Doktrini'nin yeniden canlandırılması olarak görülebileceğini söyledi.

ABD'nin Venezuela'ya saldırısına tepki gösterenler kadar Nicolas Maduro'nun devrilmesini kutlayanlar da var. Fotoğrafta, operasyon sonrası Florida'da Trump'a teşekkür mesajları bulunan dövizler taşıyan Venezuelalı muhalif bir grup görülüyor- Fotoğraf: Giorgio Viera/AFP/Getty Images
Stuenkel, "ABD, yakın çevresi olan Latin Amerika'yı, Güney Amerika'yı kendi etki alanı gibi görüyor. Maduro'yu; Küba, İran, Rusya ve Çin ile stratejik yakınlığı olan bir rahatsızlık unsuru olarak değerlendiriyor" diyor.
Panama örneği: Manuel Noriega'nın devrilmesi
Maduro'nun meşruiyetinin tartışmalı olduğunu vurgulamakla birlikte hukuk ve siyaset uzmanları yakalanma biçiminin ciddi endişe yarattığını belirtiyor.
Maduro'nun yakalanması, tam 36 yıl önce, eski ABD Başkanı George H.W. Bush'un döneminde Panama diktatörü Manuel Noriega'nın devrilerek Florida'ya getirildiği tarihe denk geldi. Noriega, ABD'de şantaj, uyuşturucu kaçakçılığı ve kara para aklama suçlamalarıyla yargılanmıştı.
O dönem de bu eylem, uluslararası hukuku ihlal ettiği ve Kongre onayı alınmadığı gerekçeleriyle sert biçimde eleştirilmişti.
Panama lideri örneğinde olduğu gibi, Maduro'nun avukatlarının da tutuklamanın hukuka aykırı olduğu iddiasıyla itiraz etmesi bekleniyor. Avukatlar, Maduro'nun egemen bir devletin başkanı olarak yargı dokunulmazlığına sahip olduğunu da savunacak. Ancak hukuk uzmanlarına göre bu argümanın başarı şansı düşük.
Ker-Frisbie Doktrini: Maduro ABD'de yargılanabilir
Her ne kadar Venezuela saldırısının Kongre onayı olmadan gerçekleşmiş olması anayasal kaygılara neden olsa da Maduro artık ABD topraklarında bulunduğundan mahkemelerin yargılamaya onay vermesi bekleniyor.
Nasıl yakalandığından bağımsız olarak Ker-Frisbie Doktrini, yabancı bir liderin Amerikan mahkemelerince ABD topraklarında yargılanmasını mümkün kılıyor. Bu uygulama uluslararası hukuk açısından çok tartışmalı olsa da ABD iç hukuku açısından geçerli.
Öte yandan Noriega örneğinde olduğu gibi, ABD'nin Maduro'yu da meşru bir lider olarak tanımadığına dikkat çekiliyor. Zamanında Noriega'yı suçlayan iddianameyi hazırlayan emekli federal savcı Dick Gregorie, Maduro için, "Eğer onu devlet başkanı olarak tanımıyorsak, dokunulmazlık iddiası da ortadan kalkar" diyor.
Cumhuriyetçi Trump'tan önceki ABD Başkanı, Demokrat Joe Biden'ın yönetimi de seçimlerde usulsüzlük yapıldığı gerekçesiyle Maduro'yu meşru lider olarak görmediklerini açıklamıştı.
DW, AP, AFP, Reuters / MA,MUK,HS




