Kar şiddetini arttırıyordu. Sokak lambasının soluk ışığı altında kar taneleri adeta birer dolu tanesi büyüklüğündeydiler. Uzun boylu, geniş omuzlu adamın ve yanındaki yine uzun boylu kadının gölgeleri, neredeyse bir metreye ulaşan kar örtüsü üzerine korkutucu bir biçimde düşüyorlardı.

Olabildiğince hızlı yürüyorlardı. Vakit geceydi. O esnada, günlerdir kocasının gelmesini dört gözle bekleyen; saçlarının yarısı beyazlaşan kırk yaşlarındaki kadın, iki çocuğunu seve, okşaya uyutmuş, nohut oda bakla sofa evlerinin penceresine geçip kocasını beklemeye başlamıştı. Gözlerinde tarifsiz bir elem vardı. Bekliyordu beklemesine ancak, içindeki ses, o gece de diğer gecelerde olduğu gibi boşuna beklediğini söylüyordu. Sabahın köründe kalkıp, çocuklarının kahvaltısını pek güzel hazırlayan, onları okula gönderen, sonrasında da bitmek tükenmek bilmeyen ev işlerine kendisini kaptıran kadıncağız, çok geçmeden pencerenin kenarında uyuya kaldı…

Sokak kapısı sert bir biçimde çalınmaya başladı. Yılların yorgunluğu yüz çizgilerine sirayet eden zavallı kadın korkuyla gözlerini açtı. Kapı, sanki, kadın hemen kapının ardında yaşıyormuş gibi hiç durmadan çalıyordu. Kadın, pencereye daha da yaklaştı. Göz ucuyla dışarıya baktı. Gelen eriydi. Sevindi. Çok sevindi. Ancak kocasının yanındaki, gecenin korkutan karanlığında adeta bir heyulayı andıran kadını görünce neşesi, o an yok oldu. Adam, kadının elini tutuyordu. Diğer yandan da öfkeyle kapıya vurmaya devam ediyordu. Kadıncağız koşa koşa sokak kapısına vardı. Kapıya uzanan ellerinin titrediğini anladı bir an.. Boğazına bir şeyler düğümlendi. Kapıyı, neredeyse kırmak üzere olan sinirli adamın bağırtıları arasında zorlukla açabildi. Yüzü gözü, her yerleri kar altında kalmış olan adam ve kadın koşarak içeriye girdiler.

Adam, yuvalarından çıkacak gibi bakan gözleriyle, karısına sert sert baktı ve neredeyse köyün öbür ucundan duyulacak olan kalın sesiyle, “Sen ne kaz kafalı bir kadınsın. Hiç mi kafan çalışmıyor. Saatlerdir kapıda bekletiyorsun..” diye çıkışt. Onu güçlü koluyla kenara itti. Kadıncağız bir yaprak gibi yere yuvarlandı. Yanındaki kadın, kadıncağızın bu halini görünce utanmadan sıkılmadan güldü. Güldüğünde kadının ağzı, yüzünün yarısını kapladı. Kadıncağız, zorlukla yerden kalktı. Oturma odasına geçen kocasının ve onun yanında getirdiği; dev anasını andıran cüssesiyle kadının ardından oturma odasına girdi. Adam ve kadın üzerlerindeki paltoları çabuk çabuk çıkardılar. Karısı sanki onların ketenci köleleriymiş gibi odanın her tarafını ıslatan paltoları ona verdi. Çaresiz kadın hiçbir şey söylemedi. Paltoları alıp onları artık közü iyice azalmış sobanın yanındaki iki sandalyeye astı.

Adam ve kadın işlemeli sedirin üzerine çöreklendiler. Zerre kadar utanmadan, tıpkı dışarıda olduğu gibi ellerini sedirin üzerinde otururken birleştirdiler. O esnada, gürültüden uyanan biri sekiz yaşındaki, diğeri on iki yaşındaki iki kız çocuğu uykulu gözlerle oturma odasına geldiler. Küçük olan; babasının yanındaki, çevreye küçük görür bakışlarla bakmakta olan kadını görünce şaşırdı. Mahmur sesiyle anneciğine dönerek bu kadının kim olduğunu sordu. Annesi cevap vermedi. Veremedi. Büyük olan, hala el ele tutuşmakta olan ve istiflerini bile bozmayan babasına ve kadına nefret eder bakışlarla bakıyordu. Neden sonra annesi, durumun çocuklarda daha fazla etki yapmasını önlemek için, canından çok sevdiği çocuklarını; onların mis gibi kokan saçlarını öpe öpe, oturma odasının yanındaki odalarına götürdü. Küçük olan pek bir şey anlayamadı. Uykudan yeni kalktığı için toparlayamadı. Ne olup bittiğini fark edemedi. Yastığına başını koyar koymaz tekrar deliksiz bir uykuya daldı. Lakin büyük olan, uyuyan kardeşinin yanında kendisine boynunu bükerek bakan melek annesinin gözlerinin içine baktı. Gözlerinden neredeyse alevler fışkırıyordu. Kendisine sakin olmasını yalvarır bakışlar eşliğinde söyleyen canı anneciğinin sözlerine kulak asmadan, yine soluğu oturma odasında aldı. Yaklaştı. Sedirde kıkırdayan babasının yüzüne öfkeyle baktı. Annesi de koştura koştura onun arkasından gelmişti. Gözlerinden birbiri ardına sicim gibi boşalan gözyaşları eşliğinde babasının gözünün içine bakarak ona: “Kim bu kadın baba, niye onu evimize getirdin, niye onun elini tutuyorsun?..” diye bağırdı. Güçlü bir çocuktu, gözlerini babası olacak bu adamın gözlerinden milim ayırmayarak gelecek cevabı bekledi. Adam gevrek gevrek gülerek, küçük yaşta olmasına rağmen son derece olgun bir çocuk olan kızına eliyle gel işareti yaptı. Kızın bakışları çifte su verilmiş çelik gibiydi. Babasına ne bir cevap verdi, ne de onun yanına gitti. Adam sinirlendi. Sesini yükseltti. Ve yeniden gel işareti yaptı. Dakikalardır kenarda duran ve kanlı yaşlar döken anneciğinin gözleri önündeki çocuk kıpırdamadı bile. Adamın neşesi iyice kaçtı. Yanındaki kadının da öyle. Konuşurken ağzından tükürükleri fırlayan, kalıbını dolduramayan adam, yanındaki kadının omuzuna kolunu atarak önce, tüm olana bitene rağmen sesini çıkarmayan belki de çıkaramayan karısına, sonra da kızının gözlerine bakarak, “Yanımdaki cici annen. Bundan sonra bizimle birlikte yaşayacak. Ev işlerinde annene yardım edecek. Ona iyi davranacaksınız..” Dakikalardır adeta nutku tutulan kadın, bütün cesaretini toplayarak kadınlık onurunun zedelenmesinin verdiği acıyla açtı ağzını yumdu gözünü. Açtı açmasına fakat adam birkaç kez sesini kesmesini söyledi. Kadın dinlemedi. Bunun üzerine yavrucağın gözleri önünde; oturduğu sedirden hışımla kalkarak karısının ağzına sert bir yumruk indirdi. Biçare kadının ağzından kanlar boşandı. Yere yuvarlandı. Kızı anneciğini yerden zorlukla kaldırırken. Dudağı patlayan zavallı kadının ağzındaki kanları bir çırpıda getirdiği pamukla temizledi. Adam siniri geçmiş olarak yanında getirdiği kadının yanına kuruldu. Dakikalardır etrafa, küçük dağları ben yarattım edasıyla bakmakta olan kadının yüzüne bu kez acıma dolu bir ifade yerleşti. Adama kızarak baktı ve gür sesiyle, “Neden vurdun!..” diye bağırdı. Tabii o da nafile..

Kadıncağızın bir geliri yoktu. Beş ev ötede oturan babasına durumu anlattı. Kızının arkasında kapı gibi durması gereken baba müsveddesi adam, kızına evine dönmesini, bunda büyütecek fazla bir şey olmadığını söyledi. Annesinin bütün karşı çıkmalarına rağmen, babası kederli kadına baba ocağının sevgi dolu olması gereken kapısını kapattı. Kadıncağızın kocasıyla yaşamaktan başka yapacağı bir şey yoktu.

Yeni gelen kadın baskın çıkmıştı. Her geçen gün zavallıyı daha fazla eziyordu. Evin bütün işlerini ona yaptırıyor, o ise sadece keyfine bakıyordu. Kadıncağız sırf çocukları için bu dayanılmaz duruma katlanıyordu. Yaşadıklarının etkisiyle psikolojileri iyice bozulan çocuklar, davranış bozukluğu göstermeye başladılar. Adamın ise bu durum umurunda bile değildi. Günler, aylar birbirini takip etti…

..

O gün muazzam bir temmuz sıcağı vardı. Yeni gelen kadın bahçede çay içerken, çocukların annesi her zaman olduğu gibi yemek pişirmekle meşguldü. Kapı çalındı. Kadın ocaktaki yemeği bırakarak kapıya gitti. Açtı. Karşısında takım elbiseli bir adam vardı. Kadın meraklı bakışlarla adama baktı. Adam üzüntülüydü. Bir o kadar da tedirgindi. Yüz ifadesinden konuşmaya nasıl başlayacağını bilemediği açıkça belli oluyordu. Adam, zorlukla konuşabildi: “Hanımefendi, nasıl söyleyeceğimi bilemiyorum ancak söylemek zorundayım. Eşinize bir otomobil çarptı..” Adam söyleyeceklerini bir çırpıda söylemek istercesine devam etti: “Yaşıyor ama çok kırığı var..” Korkudan gözleri yuvalarından fırlayacakmış gibi olan kadın, her şeye rağmen çok üzüldü. O esnada diğer kadın da meraklanıp onların yanına gelmişti. Olanları öğrenince adet yerini bulsun diye üzülüverdi. Adam, kadınları hastaneye götürdü. Kocası kendinde değildi. Karısı hıçkırıklar içinde ağlamaya başladı. Diğer kadın ise duygusuz bakışlarla sargılar içinde yatmakta olan adama bakıyordu…

Bir hafta geçmeden çocukların cici annesi, ev terk etti. Bir daha da gelmedi. Karısı bir yıla yakın bir süre bu ruhsuz adama hizmet etti. Yedirdi. İçirdi. İyileştirdi..  O gün ve her gün “DÜNYA KADINLAR GÜNÜ..” oldu…

...

Evet, ne diyelim şimdi; öyle Amerikan kadınlarının hikayelerine falan bağlanmaya ne gerek efendim, şöyle bir yakın çevrenize biraz dikkatle bakın yeterli.. Anadolumuzun köylerinde, kentlerinde makus kaderine karşı mücadele veren ne kadınlarımız var..

Tüm Kadınlarımızın "Dünya Kadınlar Günü" kutlu olsun..

Ve bu gün, yılın 365 gününde de anlam ifade etsin.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Berrın 1 yıl önce

Işte gerçek bir hayat hikayesi.Kaleminize sağlık....

Avatar
Melih ULUDAĞ 1 yıl önce

Çok sağolun Berrin Hanım.

Avatar
Emsal 1 yıl önce

Yüreğine kalemine sağlık ????