İklim değişikliği kırmızı alarm veriyor

BURSA ARENA / Haber Merkezi

Orman yangınları, seller, müsilaj, sıcak hava rekorları, kuraklık… Bunlar dünyanın dört bir tarafında ve maalesef ülkemizde de insanların savunmasız kaldığı doğal afetler. Sebebi artık kesin: Dünya ısınıyor. Bu bizim yüzümüzden. Eminiz. Durum kötü. Fakat düzeltebiliriz. Yüzlerce iklim bilimcisi bir araya gelerek 9 Ağustos´ta yayınladıkları raporla bunu gözler önüne serdi. Ancak tabi ki pandemiden alışık olduğumuz gibi karşıtlar bu arenada da seslerini yükseltiyor.

5 maddede küresel ısınma raporu

Birleşmiş Milletlere bağlı Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (The Intergovernmental Panel on Climate Change-IPCC) 9 Ağustos’ta insan faaliyetlerinin sonucunda orman yangınlarından sellere kadar iklim değişikliğinin fiziksel sonuçlarını gözler önüne seren raporunun ilk bölümü yayınladı. 66 ülkeden 234 bilim insanın katkılarıyla hazırlanmış olan bu rapor 195 hükümet tarafından onaylandı. Böylesine bir bilimsel rapor 2013’ten beri yayınlanmamıştı. Bu rapordan beş önemli çıkarıma göz atalım.

1- Paris Anlaşmasının hedeflediği 1,5 derece ısınma limitini 2040’da aşıyoruz. Son birkaç on yılda görülen ısınma son bin yılda bile görülmemişti. Değişim hızlı ve dünyanın her yanında geçerli. 2013’ten beri karbon emisyonumuz devam etmekte. 1,5 derece artışını aslında 2050 için hedeflemiştik ancak hızla erimekte olan kutuplar dahil olmak üzere veri setleri güncellenince on sene geri çektik. Eğer hemen harekete geçmezsek bu tarih daha geri çekilebilir. Bu on yıl içinde karbon emisyonumuzu ciddi şekilde azaltmalı ve 2050’de sıfırlamalıyız.

2- Yoğun sıcak hava dalgaları, buzulların erimesi, okyanusların ısınması ve asitlenmesi gibi aşırılıkların sorumlusu hiç şüpheye yer vermeden ve tartışmasız insan faaliyetleri. Atmosferi, okyanusları ve toprağı ısıtan biziz. Bu sebep sonuç ilişkisi bilimsel modellemeler ile ispatlandı. İklim değişikliğinin sebebi biziz, aşırı hava durumlarının sebebi de iklim değişikliği. 2020’deki Sibirya sıcak hava dalgası ve 2016’da Asya’daki aşırı sıcaklıklar, insanlar fosil yakıtları yakmasalar olmayacaktı.

3- İklim değişiminin yıkıcı etkilerini bölge bölge analiz edebiliyoruz. İklim modellerimiz kutupların diğer bölgelere göre daha hızlı ısındığını, Kuzey Yarımküre’nin yüksek enlemlerinin dünyanın geri kalanına göre iki ila dört kat daha fazla ısınacağını ön görebiliyor, Muson yağmurlarının zayıflayacağını ve Avrupa’nın kuraklaşacağını da.

4- Geri dönüşü olmayan iklim değişimleri artık mümkün. Örneğin hava sıcaklıkları yükseldikçe ormanlar ölmeye başlar ve karbondioksit emilimi azalır. Bu daha da fazla ısınmaya yol açar. Antarktika’daki buzul kayaların kopması ve erimesinin 2100’de deniz seviyesinin 1 metre, 2500’de ise 15 metre yükselmesine neden olabilir. Bugün iklim değişikliğini kendi gözlerimizle görüyoruz. Orman yangınları buna en belirgin örnek. Amazon ormanları bugün emdiğinden çok karbon salıyor.

 5- Metan seviyesi son 800 bin yılın en yüksek seviyesinde. Terk edilmiş madenler, tarım ve petrol faaliyetlerinden ortaya çıkan metan, küresel ısınmanın çeyreğinden sorumlu ve karbondioksitten 84 kat daha zarar veriyor. Bugüne dek tüm çabalar karbondioksit salınımını sıfırlamaya yönelikti. Metan salınımın hızla azaltılmasının küresel ısınma ile mücadelede anahtar rol oynadığı ilk kez bu kadar vurgulanmış oldu.

Küresel Isınma şüphecileriyle mücadele için ipuçları

Küresel ısınma ile mücadelede şüphesiz en önemli engel son bir buçuk yıl yaşadığımız COVID-19 salgını ve beraberinde getirdiği ekonomik durgunluk oldu. Fakat nasıl ki pandemi sırasında COVID’in gerçek olmadığını savunan ve salgını bitirecek aşıya karşı çıkanlar olduysa, küresel ısınmanın da asılsız olduğunu söyleyen bir topluluk var. Bu iki grubun ortak kümesinin çok kalabalık olduğunu söylememe gerek yok. Bu karşıtların dillerine doladıkları mitlere göz atalım ve bunları çürütelim.

1.Mit: Küresel ısınma insanlardan değil Güneş’ten kaynaklı

Doğrusu: Güneş’ten gelen enerjinin yüz bin yıla kadar süren döngüleri olduğu ve Dünya’nın buzul çağına girip çıkmasına yol açtığı kesin. Fakat bizim bahsettiğimiz ısınma son 150 yıl ve özellikle son 10-20 yıl daha belirgin olmak üzere, bu döngülerin açıklayacağından çok daha fazla. Kaldı ki bu on yılda Güneş en düşük enerji seviyesine düşecek. Bahsettiğimiz enerji düşüşü ise esasen sadece yüzde 0,1 kadar ufak bir oran. Uydularımız sayesinde 1978’den beri atmosferin üst tabakası olan stratosfere sıcaklıkları ölçüldüğünde Güneş’ten gelen solar enerjinin yükseliş eğiliminde olmadığını hatta soğuduğunu görüyoruz. Ancak yeryüzüne baktığımızda ısınma trendi bariz. Bunu açıklayan ise karbondioksit, metan gibi ısıyı tutan gazların yeryüzüne yakın seviyede toplanması. Güneş olsaydı atmosferin her seviyesinde ısınma olurdu.

2.Mit: Dışarısı soğuk, kar yağıyor. Hani küresel ısınma vardı?

Doğrusu: Hava durumu ile iklim arasında fark var. Küresel ısınma dendiği zaman tüm yeryüzünde yüz yıllara dayanan bir değişimden bahsediyoruz. Hava durumu ise belli bir yerde çok daha kısa zaman diliminde gerçekleşen sapmalara deniyor. Hava durumu sizin ruh haliniz ise iklim sizin karakteriniz. Küresel ısınmada soğuk hava olmaz diye bir durum yok, sadece soğuk havalar daha az yoğun ve daha az olasılıkla olur; çetin kışlar azalır. Son yıllarda sıcaklık rekorları soğukluk rekorlarının iki katı kadar fazla gerçekleşiyor.

3.Mit: Karbondioksit seviyesi çok az. İklim değişikliğine sebep olamaz.

Doğrusu: Atmosferde karbondioksit oranı yalnızca binde 0,4. Fakat bu gazın ısıyı tutabilen sera özelliği yüzünden etkileri çok kuvvetli. Küresel ısınmanın aslında -yüzde 60’ı ile- en büyük sorumlusu su buharı. Fakat bir bit yeniği var. Su buharı Dünya’nın sıcaklığını belirlemez, Dünya’nın sıcaklığı tarafından belirlenir. Şöyle ki, atmosferin sıcaklığı, içinde ne kadar su buharı olabileceğini sınırlar. Sıcaklık düştüğü zaman bu buhar iyice yoğunlaşır ve önce bulut sonra yağmur olur. Fakat denkleme karbondioksit gibi yoğunlaşamaz gazlar girince işler değişiyor. Atmosfer bu yoğunlaşamaz gazları limitlemeden içinde tutabilir. Sanayi Devriminden beri biz karbondioksit gibi yoğunlaşamaz gazları arttırarak atmosferin ısınmasına ve bu yüzden daha fazla su buharı tutabilmesine, bunun da sıcaklığı daha da arttırmasına neden olduk; şöyle ki 1800’lere kadar her milyonda 280 partikül olan karbondioksit zamanla 415 partiküle çıktı ve atmosferimiz 1,09 derece daha ısındı. 

 

4.Mit: İklim hep değişir, bu doğaldır.

Doğrusu: Doğal iklim değişikliği Dünya’nın Güneş’in yörüngesindeki değişikliklerden kaynaklı gelen enerjinin değişmesi ve volkanların patlamasından dolayı küllerin Güneş ışığını engellemesinden kaynaklıdır. Ki her ikisi unsur da atmosferin son 50 yılda soğumasına katkı yaptılar. Fizik ısınmanın, fosil yakıt yakarak sera gazlarının artmasından kaynaklı olduğunu gösterdi.

5.mit: Rekor sıcaklık kayıtları hileli ve güvenilmez.

Doğrusu: Dünya çapında NASA, Ulusal Okyanus ve Atmosfer Dairesi, Birleşik Krallık Meteoroloji Servisi, Japon Meteoroloji Servisi, Avrupa Orta Vadeli Hava Tahminleri Merkezi gibi birçok bağımsız kuruluştan gelen veriler rekorları doğrular nitelikte. Dünyanın hem kentsel hem de kırsal bölgelerinde sıcaklık artışları birbirine benzer.

6.mit: İklim modelleri yanlış.

Doğrusu: 1970 ile 2007 arasında 2017 yılına kadar olan seneler için yapılan iklim tahminlerine bakıldığında 17 modelin 14’ünün gerçekleşenle tutarlı çıktığı görüldü. Bu modeller insan aktiviteleri sonucunda artan gaz emisyonlarını dikkate almıştı. 2000 yıllarından sonraki modellerin hepsi yağışların azalacağını, kasırgaların kuvvetleneceğini öngördü. Öte yandan hava durumu modelleri mükemmellikten çok uzak. Bu örneğin, İstanbul’da yılda yağacak yağmuru doğru bilememek anlamına geliyor.

7.mit: Büyük Solar Minimum geliyor ve Dünya soğuyacak.

Doğrusu: Güneş patlamalarında ve Güneş lekelenmelerinde minimum seviye olan Büyük Solar Minimum devresine girmekteyiz. Bu devre birkaç on yıldan birkaç yüz yıla kadar sürecek. Fakat bu düşünüldüğünün aksine küresel ısınmada yalnızca NASA hesaplamalarına göre üç yıllık gaz emisyonunun yaratacağı ısınmayı sıfırlamaya yeterli olur. 

8.mit: Bilim insanları küresel ısınmanın gezegenimizi 2030’da yıkacağını söylüyor.

Doğrusu: Bilim insanları değil, politikacılar ve medya bu söylemde bulunuyor. 2018’de 2030’a kadar karbondioksit emisyonunun yüzde 45 düşmesi gerektiği, 2050’de sıfırlanması gerektiğini belirtildi. Ancak bu koşulla küremiz 1,5 derece daha ısınma eşiğinin üzerine çıkmayacak. 1,5 dereceyi aşarsak, katastrof olacak demek değil ancak geri dönüşü olmayan- bazı ekosistemlerin yok oluşu gibi- sorunlarla karşılaşabiliriz. Deniz seviyesinde yaşayanlar için katastrofik sonuçlar olurken yukarılarda yaşayanlar için böyle bir dram olmayacak.

Biz ne yapabiliriz?

Dünyanın dört bir tarafında son yıllarda yazın çıkan yangılara Türkiye de eklendi. Gözümüzle küresel ısınmanın sonuçlarını görüyoruz. Sibirya’da şu anda yaşanan yangını boyutları akıl almaz boyutlarda, bu yılki dünyadaki tüm yangınların toplamından fazla. Yazın ortasında Çin, Hindistan, İngiltere ve İsviçre’de yaşanan aşırı yağışların benzeri Karadeniz’de yaşandı. Kaliforniya’da sıcaklıklar 56 dereceyi gördü. Değişim zor ama şart aksi taktirde bu ekstrem durumlara her yıl alışmak zorundayız.

Reçetemiz acı: Daha az çocuk yapmalı, arabasız yaşamalı, uçak yolculuklarını azaltmalı ve vejetaryen bir diyet uygulamalıyız. Şu anda ortalama bir Amerikan vatandaşı senede 16,1 ton karbon emisyonu salıyor. 2050 hedefi bunu 2,2 tona indirgemek. Araba kullanmamak senede 3 ton daha az karbon salmanızı sağlar. Haftada yalnızca bir porsiyon et yemek 2050 sıfır karbon emisyonu hedefi için bireysel olarak atabileceğiniz iddialı ama çok hayırlı bir adım olurdu. Diyelim ki evinize mükemmel bir yalıtım yaparak yakıt giderlerinizi epey azalttınız. Hoş, bu parayla trans Atlantik bir uçuş gerektiren bir tatile çıkarsanız Dünya’ya karbon emisyonu anlamında hiçbir iyilik yapmamış olursunuz. Et tüketimini azaltmak, bisiklet kullanmak, araba paylaşmak atabileceğiniz adımlardan bazıları. Bunlar tek tek kulağa etkisiz gibi gelse de toplandığında etki yaratacaktır.

Kasımda yapılacak Glasgow’daki COP26 (Conference of the Parties) küresel iklim zirvesinde hükümetlerin çok daha etkili adımlar atması bekleniyor. Bu 2015 Paris Anlaşmasından sonraki en önemli buluşma olacak. Kömür kullanımını sonlandırmak, ormansızlaştırmayı durdurmak, elektrikli araçlara geçmek ve yenilenebilir enerjiye yatırım yapmak gibi çok daha etkili adımlar atmaya söz verilmesi bekleniyor.

Şalom

Kaynaklar:

https://www.ipcc.ch/site/assets/uploads/2021/08/IPCC_WGI-AR6-Press-Release_en.pdf

https://climate.nasa.gov

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.