Modern hayatla birlikte (modern tıp) “Ortadoks tıbbı” ortaya çıkıncaya kadar, insanlık tarihi boyunca hiçbir hastalık yok muydu, hiçbir hasta tedavi edilmedi mi, hiçbir ilaç kullanılmadı mı ki; tüm insanlık “adı ilaç olan ama ne işe yaradığını asla araştırmadığımız veya bilmediğimiz kimyasallara mahkum olduk” veya edildik.

Aslında olay çok basit ve açık. Modern hayata geçişle birlikte, “batı karşısında hissedilen aşağılık kompleksinden kurtulma telaşıyla tüm geçmişimizle birlikte geleneksel tıbba da düşman olduk.” Bir yandan geçmişte yapılan tüm uygulamalar “koca-karı ilaçları ve benzeri ifadelerle aşağılanarak unutturulurken,” bir yandan da “sağlık giderleri devletlerin sırtına yüklenerek” insanların her bahaneyle doktora gitmesi, “bedava verilen her kimyasalı ilaç diye kullanması sağlandı.” Neticede sağlığımız; “bütün gayeleri daha çok para kazanmak olan dünya ilaç ve sağlık tröstlerinin” insafına bırakıldı.

Corona bahanesiyle son iki yıldır dünya genelinde yapılan uygulamalar ve insanların çaresizliği göstermiştir ki; “modern sağlık sistemi (Ortadoks tıbbı) hastalıklara çözüm bulmak konusunda reklamı yapıldığı kadar başarılı değil.” Bu durumda birey olarak bizler çaresizliği kabullenip (köleler gibi) çözümü hep başkasından beklemek zorunda mıyız, “kendi sağlığımız için yapabileceğimiz hiçbir şey yok mu?

Tabii ki “bütün hastalıklara karşı yapılabilecek çok şey var,” ancak burada içinde bulunduğumuz kış mevsimi nedeniyle çoğumuzun başına daha sık gelebilecek olan “üst solunum yolu hastalıklarıyla ilgili” önerilerde bulunmak istiyorum.

Günümüzde (geleneksel usullerle çok basit şekillerde çözülebilecek olan ve çoğunlukla virüsler nedeniyle ortaya çıkan) grip, nezle, soğuk algınlığı, faranjit veya bronşit gibi üst solunum yolu hastalıklarının tedavisi için çeşitli antibiyotikler reçete edilir. (İlginç bir şekilde coronaya karşı kullandırılmadı, belki de 8+8 olarak kullandırılanlar daha cazip geldi)

Ancak reçete edilen “antibiyotiklerin tamamı da bakterileri yok etmek üzere tasarlanarak” üretilmişlerdir. Halkımızın pek çoğu reçete edilen bu “antibiyotikleri şifa niyetine kullanırken” (bakteri ile virüs arasındaki farkı bilmediklerinden) antibiyotiğin kendileri için faydalı mı, zararlı mı olduğundan habersizdir. Gereksiz yere antibiyotik kullanımı ise “hem kullananların sağlıklarını tehlikeye atmakta” hem de devletin sırtındaki sağlık harcamalarını gereksiz yere artırmaktadır.

Antibiyotikler 65 yaş altındakilerin çocukluğundan itibaren, sonraki nesillerin ise bebekliğinden itibaren her hangi bir nedenle muhatap olduğu, kullandığı “adı ilaç olan  kimyasal toksinler (zehirler) dir.”  Antibiyotikler sadece bakterilerin neden olduğu enfeksiyonel hastalıklar üzerinde etkilidir. “Virüsler ve virüslerin sebep olduğu enfeksiyonel hastalıklar üzerinde hiçbir öldürücü etkileri yoktur.” Bu nedenle “virüslere karşı kullandığımız antibiyotiklerin tamamı da sağlığımızı ciddi şekilde tehdit etmektedir ve büyük oranda (özellikle sindirim sistemimiz için) zararlıdır.

Sadece; “doğal yollarla çözüm üretemeyip çaresiz kalmamız” (gerekli tetkikler yapılarak hastalık nedeninin bakteri olduğunun kesinleşmesi) halinde “beta mikrobu” olarak bilinen A grubu Beta Hemolitik streptokok bakterileri gibi “bakterilerin neden olduğu enfeksiyonlarda” (çok düşük dozlarda olması kaydıyla) doktor denetiminde kısa süreli olarak kullanılabilir.

Eğer; kendiniz, çocuklarınız ya da yaşça büyükleriniz hasta olmadan önce ani sıcaklık değişimlerine karşı gereken tedbirleri alarak, bağışıklık sisteminizi zayıflatacak düşünce ve davranışlardan uzak durarak, genel beslenme kurallarına uyarak, toksinlerden uzak durarak, aşağıda vereceğim tarifleri (başka tariflerde olabilir) uygulamanız halinde, kış boyunca evinize solunum yolu hastalıklarının çok zor uğrayacağından emin olabilirsiniz.

Sabahları aç karnına, bir su bardağı ılık su içerisine yarım limon sıkıp, yaş durumuna göre, (bir çay kaşığından, bir çorba kaşığına kadar) yeterli miktarda hakiki bal katarak içmeyi ya da içirmeyi alışkanlık haline getirin. Hem bünyeyi güçlendirir enerji verir hem de yağ yıkımına destek olur, cildinizi güzelleştirir.

Ev yapımı olması şartıyla aynı karışımı, limon suyu yerine elma ya da alıç sirkesi kullanarak da uygulayabilirsiniz (sirke miktarı da yaş durumuna göre ayarlanmalı ve bir çay kaşığından az, bir çorba kaşığından fazla olmamalıdır). Bal miktarını da yaş ve kilo durumuna göre ayarlamalısınız.

Taze zencefili az bir miktar (kişi başı ortalama bir fındık büyüklüğünde) rendeleyin, çay gibi demleyin. Ilıdıktan sonra içerisine bir limon sıkın, yeteri kadar (bir çay kaşığından – iki tatlı kaşığına kadar) hakiki balla tatlandırarak yudum yudum için ya da içirin.

Rendelenmiş taze zencefili, mevsiminde olması şartıyla (yaş durumuna göre yarım çay kaşığından, bir tatlı kaşığına kadar rendelenmiş olarak) taze sıkılmış limon, portakal, havuç, nar ya da elma suyuna karıştırarak için ya da içirin.

Zaman zaman kırmızı pancar suyu (1/4 oranında olmalı) ile (bulabilirseniz siyah havuç daha etkilidir) havuç suyunu (3/4 oranında) karıştırarak için veya içirin.

Akşamları, ayva yaprağı, ıhlamur, kuş burnu, hibiskus, nar çiçeği, havlıcan, tarçın, ada çayı, papatya, kekik gibi bitkileri, damak tadınıza göre ikişer üçer ya da daha fazla sayıda karıştırıp, çay gibi demleyerek (kaynatmadan) her gün içmeyi alışkanlık haline getirin.

Banyonuz müsait ise, zaman zaman bitki banyosu yapmanız da tüm enfeksiyonel hastalıkların önlenmesinde ve tedavisinde faydalı olacaktır. Enfeksiyona karşı etkili olan, altın otu, ada çayı, fesleğen, gül, lavanta, hanım eli, reyhan, ıhlamur, sarı kantaron, kekik, papatya, karabaş otu, yavşan otu, sığır kuyruğu gibi bitkilerden mevcut olan birkaç çeşidini, (toplam iki avuç dolusu kadar) karıştırıp üzerini suyla doldurup, bir tencerede kaynatın.

Küveti sıcak su ile doldurun. Kaynattığınız bitkilerin suyunu bir elek yardımıyla dolu küvete boşaltıp karıştırın. En az 15-20 dakika içerisinde yatarak hiç durulanmadan çıkın ve kalın bir örtünün altında bir süre dinlenin. Hem virüslerin yok edilmesinde faydalı olacak, hem de ter yoluyla atılan toksinler sizi rahatlatıp, iyileşmenize yardımcı olacaktır.

Ev ya da iş yerinizde ( corona korkusuyla ) çamaşır suyu veya alkolü dezenfektan olarak kullanmak yerine, basit bir difüzör veya buhurdanlık içerisine damlatacağınız 3-5 damla (hakiki) kekik, papatya, okaliptüs, defne, yarpuz veya nane yağı ile “hem ortamı dezenfekte edin hem de güzel kokmasını sağlayın.”

Bunlara rağmen hasta olmuşsanız, ya da hastalığınız düzelmiyorsa kesinlikle beslenmeniz çok bozuk, sindirim sisteminiz iyi çalışmıyor, gerekli mikro gıdaları alamıyor, yediklerinize içtiklerinize dikkat etmiyor veya vücudunuza içki, sigara, glikoz gibi ağır toksinler alıyorsunuz demektir.

Bu durumda ise “endişelenip korkuya kapılmadan” (vaktiniz uygunsa) dinlenerek, beslenmenize biraz daha dikkat ederek, toksinlerden uzak durarak, “kullandığınız doğal karışımları çeşitlendirip kullanım miktarını artırarak” şikayetlerinizin ortadan kalkmasını sağlayabilirsiniz.

Sağlıklı, mutlu ve keyifli bir hafta sonu geçirmeniz dileğiyle….

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.