Hemen hemen hepimiz severiz eski Türk filmlerini, hatta siyah beyaz olanları dahil. Genelde konuları sıcak aile yaşantısını anlatan o güzelim filmler. Kış günü yanan o sıcacık sobanın etrafında toplanan aile bireyleri. Sıcak sohbetleri ve birimiz hepimiz, hepimiz birimiz mesajı veren samimi filmler. Bugün dahi bir fotoğraflarını görür görmez ismini ezbere hatırladığımız oyuncular.

Açık hava sinemalarının olduğu dönemlerde bizlerin de ucundan kulağından yakaladığımız o günler, komşu ailelerle toplanıp gidilen o sinemalar ne güzeldi.. Bugün de televizyon kanallarında defalarca izlemekten bıkmadığımız, her seferinde ilk kez izliyormuş gibi keyif aldığımız o güzel yerli filmler.

O günkü teknoloji ve yetersiz imkanlarla çekilmiş olsalar da, bizim zevkle izlediğimiz o sıcacık oyuncular.. Hulusi Kentmen, Necdet Tosun, Adile Naşit, Mürüvvet Sim, Nubar Terziyan ve diğerleri gibi..

Bir anımı hiç unutmam. Daha İlkokul 5.sınıf öğrencisiydim. İstanbul'da yaşayan dayımın oğlu evlenecekti. şimdi hayatta olmayan sevgili dayımız, zengin, varlıklı ve tanınmış bir iş adamıydı.

Düğün için Ankara'dan annem, babam, kardeşlerim hepimiz birlikte yola çıktık. Sabaha karşı İstanbul'a ulaşmıştık. Akşam olacak düğüne bir hazırlıktır gidiyor, düğün evinde bir telaş. Ve kısa zamanda hepimiz şık giysilerle... hani tabiri uygunsa şıkır şıkır olduk.

Düğün salonunda ailece hazır ve nazırız. Saat ilerledikçe konuklar gelmeye başladı. Fakat sanki film setinde gibi hissetmemek mümkün değil.

Türk filmlerinden tanıdığımız birçok isim davetli olarak gelmişlerdi; Hulusi Kentmen'den, Kayhan Yıldızoğlu'na... Kadir Savun'dan, Suzan Avcı'ya birçok isim var. Gerçekten çok heyecanlıydım.

Herkes kendilerine rezerve edilmiş masalara giderken, rahmetli Hulusi Kentmen ve eşi bizim masamıza geldiler. Daha sonra büyükler sohbet etmeye başladı, ben de çocukluğun verdiği şaşkınlıkla hayran hayran bakıyorum.. O filmlerde gördüğümüz babacan komiser, aile babası, bahçıvan, fabrikatör olan bu amcaya..

Bir ara benimle de sohbet etmeye başladı, ismimi, okulumu falan sorarak.. Esprili, babacan, kaytan bıyıklı ve gülünce elmacık kemikleri parlayan güler yüzlü Hulusi amca.

Birden,

-Küçük kız benimle dans eder misin.. dedi.

-Hayır, teşekkür ederim.. dedim fakat o ısrar ediyordu;

-O zaman çarliston yapalım..

-Hayır teşekkür ederim..

Annem ve babamdan izin aldı Hulusi amca.. Fakat ben yine istemiyorum.

Oysa nedenini bilmiyordu; Bizler telaşla evden çıkıp, düğün salonuna gelmek için otomobile binerken, o yepyeni ayakkabımın topuğu kırılmıştı. Ve ben düğün boyunca masadan kalkmadan anne babamın yanında oturmalıydım. Bunu da söyleyemedim kendisine.. O da baktı olmayacak, vazgeçti ısrar etmekten.

Aslında piste çıkıp diğer çocuklar gibi eğlenmek, Hulusi amcayla dans etmek isterdim.. olmadı işte. Bugün olsa diğer ayakkabımı da çıkarır, yalınayak dans ederdim herhalde. O gece, çocukluğun verdiği minik yüreğin mahcubiyetiyle, sanki ayıpmış gibi, diyemedim “ayakkabımın topuğu kırıldı” diye...

Halen içimde böylesine güzel ve unutamadığım bir anı olarak yer aldı, o dans edemediğim güzelim düğün gecesi. Sizleri de unutamayız mekanı cennet Hulusi Kentmen amca ve diğer Yeşilçam kahramanlarımız.. Sizleri de unutamayız..

Sağlıkla, saygıyla, sevgiyle kalın.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.