Aydınlanma aklı ve bilimi tek yol gösterici olarak kabul etmesi bakımından yüce bir değerdir. Bu yanıyla aydınlanma insanın insanlaşma yolunda yürüdüğü bir yol ve bir süreçtir. İnsanın kendi aklı, deneyimi, insansal olanaklarıyla özgürleşmek, kendini geliştirmek ve hayatını değiştirmek için çaba gösterdiği bir süreç.

Yaşadığımız bu coğrafyada kimi antikçağ filozofları, bilim insanları aydınlanmanın ilk kıvılcımlarını tutuşturmuş. Didim’de yaşamış ve felsefenin babası olarak kabul edilen Thales deney ve gözlem yaparak doğayı açıklamaya girişmiş. Efes’te doğup yetişen Heraklitos’a göre evrende egemen olan yasa akıldır. “Aynı ırmakta iki kez yıkanamayız” diyen Heraklitos bir oluş içerisinde sürekli bir devinimin olduğunu söylemektedir. Sayının herşeyin başlangıcı olduğunu düşünen, telli çalgılarda titreşen telin uzunluğu ile titreşim sayısı ve çıkan sesin tonu arasındaki ilişkiyi keşfeden matematikçi Pythagoras Sisam’lıdır. O dönemde Pythagoras’ın bunu keşfetmesi oldukça ilginç değil mi? Felsefe, bireyin mutlu olmasını sağlayacak olanakları, araçları araştırmalıdır diyen deneyimci akımın öncüsü Epikuros bir dönem Lapseki’de yaşamıştır. Tıp biliminin babası Hippokrates Kos’ludur. Yine tarih biliminin kurucusu Herodotos Bodrum’da yaşamıştır. Datça’lı olan Eudoksos antikçağın en önemli astronomlarından birisidir. Strabon Amasya’lıdır, coğrafya ve tarih bilimlerine büyük katkı yapmıştır. Erdemi en üstün değer olarak gören, yalınayak ve hırpani bir kılıkla gündüzleri elinde fenerle “insan arıyorum” diye dolaşan Diyojen Sinop’ludur. Felsefe tarihinin en önemli filozoflarından birisi olan Aristoteles’in Assos’ta yaşadığını biliyoruz. Anadolu topraklarında yaşayan daha birçok filozof ve bilim insanını saymak mümkün. Görüldüğü gibi bir dönem bilimin ve felsefenin kökleri bizim topraklarımızda yeşermiş ve serpilip gelişmiş. Şurası açık ki, bu düşünürlerin hemen hepsi yaşamlarında akıl, mantık, şüphe, araştırma, sorgulama, düşünme, olgu, deney, gözlem gibi kavramları önemsemişler ve başlattıkları aydınlanma kıvılcımları 17. ve 18. yüzyılda Batı Avrupa’da aydınlanmacı gelişmelerin alt yapısını oluşturmuş. 18. yüzyıl aydınlanmasının geri planında başta doğa bilimleri ve matematik olmak üzere diğer disiplinlerdeki gelişmeleri görmek mümkün. Ortaçağ karanlığından sonra Rönesans ile birlikte akla ve bilime güvenme düşüncesi ön plana çıkmış, her alanda birçok keşif ve buluşlar yapılmış. Bu yüzyılarda bilim insanlarının yaptıkları çok ciddi araştırmalar, buluşlar insanlığa bir ümit ve iyimserlik kaynağı olmuştur. Demek ki, Batı Avrupa’da aydınlanma yüzyıllarca oluşan bilimsel ve felsefi bir birikim üzerinde kimlik kazanmış.

Antikçağ aydınlanması sınırlı bir alanda kalırken, 18. yüzyıl aydınlanması bütün Avrupa’ya sıçramış ve 1789 Fransız Devrimiyle doruk noktasına ulaşmış. Bir kez daha altını çizelim, 18. yüzyıl aydınlanma felsefesi insan gerçeğine akılla ve aklın bir aracı olan deney ile yönelme, doğa, insan ve hayat ile ilgili bütün bu konuları akılla aydınlatmayı isteme olarak tanımlanır. Aydınlanma felsefesinin temel dayanakları olan ve insanlığın ilerlemesine zemin oluşturan “laiklik”, “özgürlük”, “eşitlik”, “insan hakları”, “uluslaşma”, “yurttaşlık” , “demokrasi”, “evrensellik” gibi kavramlar Fransız Devrimiyle bütün dünyaya yayılmış. Mustafa Kemal Atatürk gençliğinden beri çok kitap okuyan, araştıran, sorgulayan, derin düşünen, çok kapsamlı insan anlayışına- sevgisine sahip olan özgün ve özgürlükçü bir kişilik. O’nun karakterini özgürlük ve bağımsızlık fikirleri biçimlendiriyor. Üstüne üstlük bir kaç yabancı dil bilmesi ve özellikle Fransızcaya hakim olması aydınlanma değerlerini çok iyi içselleştirmesinde önemli bir etken. John Stuart Mill, Montesquieu, J. J. Rousseau, R. Descartes, Kant, Auguste Comte, Leon Mariller ve Karl Popper gibi düşünürleri kendi dillerinde okuyor. Sabiha Gökçen anılarında Atatürk’ün kendisine Platon’un “devlet” adlı eserini dört kez okuduğunu, okudukça Platon’a olan saygısının arttığını söyler. Mustafa Kemal’in üstün kişilik özellikleri, okuma sevgisi aydınlanma değerlerini özümsemesinde elbette çok önemli nedenler. Özellikle kişiliğinin bu değerler üzerinde oluşmuş olması kendisini aydınlanmanın taşıyıcısı yapacaktı. İşte Atatürk böyle bir donanımla aydınlanma kıvılcımlarını Anadolu’da yeniden tutuşturdu. Nasıl tutuşturmasın ki? Bu topraklar öylesine zengindi ki, yaklaşık iki bin yıl sonra aydınlanmanın tohumları 13. ve 14. yüzyılda Anadolu’da tekrar yeşermişti. Bu yüzyıllarda yaşamış Anadolu bilgelerinde aydınlanmanın bir başka boyutu olan “içsel aydınlanma” görülüyordu. İçsel aydınlanma bilgelikti, bilgelik yolu kendini bilmekti. Kendini bilme bir tür “uyanış”, “ içsel aydınlanma” ve “bilincine varmaktı”. Bu yol Sokrates’te “Kendini bil”, Mevlâna’da “Kendinden kendine sefer eyle”, Pir Sultan Abdal’da “Uyur idik uyardılar, diriye sardılar bizi” sözleriyle kendini gösteriyordu. İlerlemeye açık, yenilikçi hoşgörü kültürü Atatürk’ün aydınlama değerleriyle örtüşüyordu. Örtüşmesi de çok doğaldı. Ortaçağ Avrupası karanlığı yaşarken, Hacı Bektaşi Veli “Okunacak en büyük kitap insandır”, “En yüce servet ilimdir”, “İlimle gidilmeyen yolun sonu karanlıktır”, “Bizim nazarımızda, kadın erkek farkı yoktur”, “Bilim, gerçeğe giden yolları aydınlatan ışıktır”, “İncinsen de incitme” gibi özlü sözleriyle Anadolu’ya ışık tutuyordu. Yüzyıllar öncesinden Yunus Emre “ Gel kardeşim barışalım; yâd isek, bilişelim; dünya kimseye kalmaz” söylemiyle insana barışın ve kardeşliğin güzelliği hatırlatıyordu. Yine Yunus; “Yetmiş iki milleti bir bilmeyen, insan değil” biçimindeki insan anlayışıyla insanlığa eşitlik, hak, adalet gibi değerleri haykırıyor ve ayrımcılığa karşı çıkıyordu. Atatürk’ün dünya görüşü aydınlanmanın bu iki farklı kaynağını oluşturan değerlerin bütününden besleniyordu. Bundan ilham alarak bu büyük insan 1919’da Anadolu’ya ayak bastı ve Anadolu’nun yurtsever insanlarından da destek buldu. Milli Mücadeleyi başlatarak aydınlanmanın ilk kıvılcımlarının başladığı bu toprakları işgal altından kurtardı. Sonra da aydınlanma devrimlerini tek tek hayata geçirdi. Baş Öğretmenin yaşamının bütün aşamalarında aklı ve bilimi tek yol gösterici olarak gördüğünü bir kez daha vurgulayalım. Deha okuduğu 5000’e yakın kitapları ve araştırmalarını kaynak alarak “Ben hiçbir kesin yargı, hiçbir dogma bırakmıyorum. Benim yolumdan gidenler akıl ve bilimin yolundan gitmelidirler” sözüyle bize aklın ve bilimin yolunu gösteriyordu. “Bir gün benim sözlerim bilimin doğrularıyla ters düşerse siz bilimin yolunu takip edin” yaklaşımıyla bilim anlayışını ve bilimin doğrularına olan inancını ortaya koyuyordu. Bu büyük insan eleştirel akılcıydı, o dönemde hiçbir liderin göremeyeceği, düşünemeyeceği doğruları görüyor ve onları bize söylüyordu. Atatürk’ün okuduğu yazdığı kitaplara, araştırmalarına, ortaya attığı bilimsel tezlere bakıldığında onun bir araştırmacı, bir düşünür, bir bilgin ve bir filozof olduğunu söylersek yanılmış olmayız. O bir Baş Öğretmendi, anlama öğrenme tutkunu bir devlet adamıydı. Büyük elçilere kitap siparişleri verir, yurt dışından koli koli, sandık sandık kitap gelirdi. Hiç uyumadan günlerce okur, çalışır ve birçok konuda bilimsel araştırmalar yapardı. Olağanüstü entelektüel bir yeteneğe sahipti, öğrenir ve öğretirdi. Atatürk’ün bu üstün niteliklerinin tamamının döneminin başka devlet adamlarında görmek mümkün değildir. İşte Atatürk fikirleriyle, gerçekleştirdiği devrimlerle Türk Aydınlanma Devriminin kurucu öznesidir, bu yanıyla da o 20. yüzyılın en aydın ve en aydınlanmacı devlet adamıdır.

Hürriyet ve istiklal benim karakterim” diyen Atatürk bir strateji dehasıydı, matematikçiydi. “Matematik aklı” sayesinde, Ankara’ya dayanan Yunan Ordusu er, makineli tüfek, top, uçak, kamyon ve oto sayısı olarak Türk Ordusu’ndan oldukça fazla olmasına rağmen paramparça oldu ve soluğu Ege’nin sularında aldı. Türk milletinin bağımsızlık ve özgürlüğünü kazandığı Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nin 98. yıldönümü yaklaşırken Ulu Önder, Baş Öğretmen seni her zaman özlemle, sevgiyle, saygıyla ve minnetle anıyoruz. Hatıran önünde en derin saygıyla eğiliyoruz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Meriç Bilgiç 1 ay önce

gözlerim yaşararak okudum. yazara da teşekkurler. bizler Atatürk nesliyiz. vicdanımız onun vicdanıdır, aklımız onun. baş öğretmen, başkumandan.