Çok geçmeden, “2005 yılında tüm dünya Kuş Gribiyle tanıştı.” Yine TV ler de günlerce bilim insanlarının tartışmalarını, “felaket senaryolarını(!) dinledik.” Acaba “virüs insandan insana bulaşır hale gelir mi korkusuyla aylar yıllar geçti.” Ancak kabak köylünün elindeki zavallı tavukların, horozların, ördeklerin başında patladı. “Milyonlarca kümes hayvanı, astronot görünümlü beyaz giyimli, “virüs düşmanı” bilgili adamlar tarafından canlı canlı çuvallara doldurulup itlaf edildi…”
Neticede ülkemizin tavuk üretimi; “35-42 günde kesilmesi zaruri hale gelen, genetiğiyle oynanmış, yiyenlerin endokrin sistemini bozacak derece de hormonlu, antibiyotikli ama virüssüz(!)” tavuk yetiştiren 7-8 firmanın eline kaldı. Çok geçmeden “Kuş Gribi de görevini tamamlamış olmalı ki” ortadan “kaybolarak(!) gündemden çıktı…”
“Nisan 2009 yılında eyvah, domuz gribi çıktı” dediler. Yine bilim insanları, yine “pompalanan endişe, telaş, korku.” Özgürlükleri elinden alınmasa da halk yine panikledi. Neyse ki çok geçmeden domuz gribi aşısı bulundu ve başta doktorlarımız olmak üzere, tüm sağlık çalışanları uzattılar kollarını şırıngaya(!) Aşıların içindeki ağır metaller ve diğer kimyasalların yan etkileri hiç hesaba katılmadan yapılan reklamlar sonucu, insanlarımız “bize sıra ne zaman gelecek, bize aşı yok mu” diye isyan eder hale geldiler…
“Yeteri kadar aşı pazarlanıp yerlerine ulaştıktan sonra” (medyaya yansımayan daha neler oldu bilmiyoruz) “domuz gribi de görevini tamamlayarak piyasadan çekildi(!).”
Yaklaşık üç yıl sonra, 2012 yılının Eylül ayında Suudi Arabistan’da “develerden bulaştığı iddia edilen MERS Virüsü” ortaya çıktı. Özellikle Katar, Umman, Ürdün, Kuveyt, Yemen, Lübnan, İran, İngiltere, Fransa, Tunus İtalya, Malezya, Filipinler, Yunanistan, Mısır, Amerika Birleşik Devletleri, Hollanda ve Cezayir’de görülen Mers Virüsünden 11 Haziran 2014 tarihi itibarıyla, “Dünya genelinde 699 hasta tespit edildi ve bu hastaların 209’u hayatını kaybetti.”
Özellikle şeker, kronik akciğer, böbrek yetmezliği ve bağışıklık yetmezliği hastalarının daha çok etkilendiği rapor edildi ve “MERS Virüsü de sessizce piyasadan çekildi(!).” (Gündemde kaldığı sürece kapalı kapılar ardında neler oldu bilmiyoruz.)
Çok geçmeden, 2019 yılı sonunda aniden Çin’de bir virüs ortaya çıktı. “Adına önce korona” dediler. Baktılar ki bu “korona 1960 lı yıllardan bu yana tanınıyor, biliniyor,” hemen adını korona ailesinden Covid-19 olarak değiştirdiler.
Tüm medya kuruluşlarında gösterilen “covid 19 filminin(!) fragmanında, sokaklar pat diye yere düşen, çırpına çırpına ölen insanlarla dolup taşmaya başladı.” Bu korkunç (!) virüs dünya genelinde hızla yayılmaya başladı ve 2020 yılı Mart ayında ülkemize de teşrif buyurdular(!).
Fragmanlar kullanılarak, bilim insanları ve sağlıktan çok anlayan köşe yazarları tarafından “medya aracılığıyla pompalanan yoğun korku sayesinde, neredeyse tüm ülkelerin yönetimi,” çok kısa sürede dünya genelinde oluşturulan “Dünya Sağlık Örgütü’ne bağlı bilim kurullarının eline geçti.” Bir süre sonra Bilim Kurulları ne derse hükümetler onu uygular hale geldiler…
Bu korkunç(!) virüse karşı temiz hava almamıza engel olan ve maksimum iki saat içerisinde mikrop yuvasına dönen maskeler, “kanser dahil birçok hastalık nedeni olan alkol veya çamaşır suyundan oluşan dezenfektanlar, insanların birbirini mikrop gibi görmesine neden olan mesafe ile iş yerlerinin kapatılıp orta ve küçük esnafın batma, günlük kazanıp günlük yiyen milyonlarca emekçinin aç kalma nedeni olan sokağa çıkma yasağını” tedbir olarak uygulattırdılar. “Köpek gezdirmek serbest bırakılırken, çocukların eve hapsedilmesinin hangi mikropların bulaşmasını engellediğini halen anlamış değilim…”
Ülke olarak “covid 19 fragmanında gösterildiği gibi sokaklarda pat diye düşüp çırpına çırpına ölen bir tek koronalı görmememize rağmen,”
-Sokağa çıkma yasağı,
-Maske takma zorunluluğu,
-Belirli bir mesafeden fazla insanların birbirine yaklaşma yasağı (Bu yasak nedeniyle, camiler de namaz kılmak için bir araya gelen Müslümanlar bile birbirini mikrop gibi görmeye başlamıştı.) gibi tedbirlere halkımız tarafından (aklımızı, mantığımızı bir kenara bırakarak) sadece bilim kurulu istiyor diye” (yasaklar tamamen kaldırılıncaya kadar) fazlasıyla uyuldu…
Öyle ki “Dünya genelinde ortalama olarak her yıl 60.000.000 insanın ölümüne neden olan bütün hastalıkları unuttuk.” Tek derdimiz covid 19 ve varyantları oldu. “Yaklaşık iki yıl süre de bu virüsün bulaşmadığı kimse kalmadı.” Ancak “covit 19 virüsü ülkesine ve insanına göre davranıyor gibiydi. Mesela ABD’nin, Avrupa’nın, Türkiye’nin anasını ağlatırken, Afganistan gibi, Bangladeş (Bengaldeş) gibi, Suriye gibi, Filistin gibi “gariban ülkelere pek dokunmuyordu (!).”
(Devam edecek)




