Zaman kavramı, en kısası saniyenin 1 trilyonda biri olan “sonsuzluğun” ifadesidir. İnsanoğlunun gözlemleyip ulaşmaya çalıştığı gökyüzünün yüzde 27’si ötesindeki bilinmezliğin, karanlığın, Güneş kütlelerinin, sınırsız yıldız ve gezegenlerin kümelendiği Ana Rahmi’dir...
Zaman;
Yaratılıştan bu yana uzay boşluğundaki yıldız ışıklarının henüz dünyaya erişmediklerinin akıl almaz adıdır. Tıpkı dokuz ay on günlük bebeği doğurup, olgunlaştırdıktan sonra toprak ana ile buluşturan Ana Rahmi gibi,
Toprakla buluşacağı kaçınılmaz olan her insanoğlu gibi, evrendeki tüm nesnelerin de buluşacağı kutsal kitapların hükmüdür,
Çıkarcı ve muhteris beyinlerin hiç ölmeyeceklermiş gibi işlediği günahların sorgulanacağı çağıdır,
Dönülmez tövbelerin, pişmanlıkların yarar sağlamadığı insanoğlunun not defteridir,
“İyi insandı, iyi bilirdik” kanı ve dualarının ne kadar yargı terazisinde karşılık bulacağının mahkeme ilamıdır,
Açılıp kapanacak kısalıkta gözkapakları kadar olan yaşam sürecinin kısa biyografisi ve özetidir,
Birey ve ulus kitlelerinin yoğrulup şekillendiği ve öğütülüp iskelete dönüştüğü hazan mevsimidir,
Ayıklanma ve aklanma sonsuz sürecinin eleği olan yargı kürsüsüdür,
Dünya yapay zeka programlarının, ilahi zeka programları karşısında ki acziyeti ve diz çöküşüdür...
Özetle;
Hiç kimseyi zamanın sonsuz evresinde gerçekleşecek yargı kararları ile korkutmak istemeyiz.
Pozitif yanıyla zaman iki yavuklunun yüreklerinde sevgi şimşeklerinin çaktığı andır.. Kiminin samanlıkta kiminin mutlulukla kordon boyunda dolaşmasıdır,
Çocuklukta kırlarda zıplamaktır, ağaçlara tırmanmaktır, avlu ve sokaklara çizilen zevkine doyulmaz seksek ve kovalamaca oynamaktır,
Ağaçlar arası kurulan salıncaklarda “uçtu uçtu kızım uçtu, oğlum uçtu“ doyulmaz hazzın ifadesidir,
Bazen de yedi yıl evlat özlemi ile yanıp tutuşan aşıkların 15 günlük ölen bebekleri için “Kara bahtım kem talihim / taşa bassam iz olur” türküsüdür,
Allahuekber Dağları’nda şehit düşen yavruya yakılan “İki keklik bir kayada ötüyor..” Anne feryadıdır,
Yunus Emre’nin “Yiğit iken ölenlere yanar içim, gök ekini biçmiş gibi” mısrasıdır.
Aylak haylaz ve tembellerin yan gelip yatanların tüketip bitiremediği; üretken, çalışkan, doğru yaşam çizgisi ile kucaklaşanların, hızlıca ve süratle sayısız eserler bıraktığı sürecin adıdır; Bilgi Okyanusu’nda kulaç atanların hiç yorulmadığı,
Yaratana teşekkür borçlu insanların, cömertçe ve sınırsız yürek sevgileri ile tüm canlı ve cansız varlıklara kucak açtığı süreçtir “zaman”..
Özetle zaman bir dönme dolaptır; İnenlerin binenlerden, binenlerin inenlerden çok daha yoğun sayıda olduğu..
Ya iki ayaklı insanoğlu kimdir?
Ben, Sen, O.. Biz, Siz, Onlar..
…
Bu saydıklarım da iki tür ve seviyelidir.
Beyin ve yüreği aydın ve irfan olanlar,
Beyin ve yüreği çakal ve sırtlan olanlar..
Yaşam yolculuğunda rastlarsınız bu iki aykırı yapıya..
Günümüzle devam edelim;
Ayağı çukurda yaşlı dünyamızın haline bir bakın.. Bilgiye dayalı olgunluk ve tevazunun kişilik ve kimliklerini süslediği, güzel yürekli insanlar sevgi, saygı yüklüdür. Bunlar günümüzde de böyledir. Onlar, bilgiye dayalı olmasa da aile edep ve asaleti kimliğine yansımış irfan sahipleri de seçkin insanlardır..
Bilgiye dayalı da olsa kişilik ve kimliği sadist düzeyde ve “hep benim dediğim olur” diyen bazı kabadayı ve canavar ruhlu insanlar da, günümüzde soykırım yapan savaş suçlularıdır.. Bugün o soysuz eşkiyalar dünyaya hakim.. Geçmişte, günümüzde ve muhtemelen gelecekte de dünya egemenliğini çoğu kez elinde tutan ve tutacak bu alçaklar.
İşte bu alçak Vandalların amorf beyinleri de, kan içmeye, soykırıma, mazlumları katletmeye, sömürmeye endeksli gibi. Yürek denilen aziz organ bulunmaz bu o haysiyetsiz bedenlerinde.. O nedenle sevgi, merhamet, insani değer, farkındalık meziyetlerinden yoksundurlar..
Daha dün Cumhuriyetçilerden istifa ile ayrılan birinin; “Talibanı biz silahlandırdık” ifadesi, bu alçaklığın itirafı değil midir?
Kendimiz dahil, çevremiz, ülkemiz ve dünyadaki bireyleri ve olayları, “insanlık” analizinden geçirerek yorumlayıp değerlendirmeliyiz. Sömürüler, cinayetler, savaşlar, soykırımlar belki o zaman sonra erer..
Ne yazık ki çağımızın muhteris yöneticileri, günümüzde, savaş yoluyla sömürüye dayalı kirli ve soysuz emellerine ulaşmak için düşmanlıkları durmadan körüklemekte..
Oysa toprakla buluşacağı güne ve zamanın sonsuzluğuna inanan demokrat insan sürekli BARIŞ ve PAYLAŞMA yanlısıdır.. Ne kadar farklı din ve kültürden de olsa tüm varlıklara saygılıdır.. Şiddet, savaş ve soykırım canavarlığına başvuramaz bu meziyetleri taşıyan..
Var mı böyle bir lider vahşi egemen güç yönetimlerinde? Diye sorduğumda,
Dedi ki YOH YOH...
...
Yazarın tüm yazıları için






Tebrik ederim ağbey.. Bilim, edebiyat, tarih ve siyaset ancak bu kadar güzel şekilde bir araya getirilebilirdi. Emeğine gönlüne sağlık.