Her kafadan bir sesin çıktığı, milli disiplinin dağıldığı ve siyaset dilinin kızıştığı bir ortamda ülkemizi aydınlık bir geleceğe taşıyamaz, dağ gibi biriken çok ciddi sorunların altından kalkamayız.

Baksanıza, şu son depremin yaralarını beraber saracağımıza, birlik içinde hareket edeceğimize daha enkazı kaldırmadan kavgaya tutuştuk. Milletin yüreği yanıyor, koca bir nüfusu kaybetmişiz, yüzbinlerce insanımızın evi barkı her şeyi gitmiş, ülkenin tamamı felaket bölgesine yardım için seferber olmuş. Biz kalkmış yönetim suçlusu arıyor, önümüze gelene giydiriyoruz. Şimdi hesap sormanın sırası değil. Onun da zamanı gelecek ve tüm ihmallerin, kusurların, sorumsuzlukların hesabı elbette görülecek. Bugün yardım gayreti içinde olan milletimiz, sırası geldiğinde sandıkta kesecek cezayı. İstediğimiz kadar seçimi geciktirmeye çalışalım, ne yaparsak yapalım, bu bedel ödenecek mutlaka.

Şimdi dillerimizi, akıllarımızı, şefkat ve merhametlerimizi iyi kullanma zamanını yaşıyoruz. Üslubumuza, ses tonumuza çok dikkat etmeliyiz. Yaraları sarmayı geciktirecek, zorlaştıracak tutum ve davranışlardan kaçınmalıyız. Asker geç gitti, Afad iyi çalışmadı, Kızılay çok rötarlı gözüktü ortalıkta, organizasyon feciydi söylemlerini şimdi bir yana bırakalım. Asker daha fazla ne yapabilir, sahra çadırlarının kurulmasını daha nasıl kolaylaştırır, güvenlikte daha nasıl etkili olur, köylere ulaşımda ve yardım götürmekte gücünü nasıl daha fazla kullanır? Kızılay’ın daha süratli hareket etmesini, yardıma muhtaç yerlerde daha fazla aş ocağı açmasını ve çadır kurmasını nasıl sağlayabiliriz? Afad’ın eksiklerini nasıl tamamlayabiliriz?

Konteynerleri doğru yerlere mi koyuyoruz? Toki zemini sağlam ve uygun yerlere mi yapacak yeni mahalleleri? Buraların altyapı çalışmalarını hemen başlatmak gerekmez mi? Bunları kolaylaştıracak destek fikirlerimizi söylemeliyiz. Hatay’ı boşaltmamanın, insanımızı oradan göçe zorlamamanın çarelerini bulmalıyız. Bunlara kafa yormalı ve ortak akılda buluşmalıyız. Yangını benzinle söndüremeyiz. Depremin yaralarını bu akıl, üslup ve hareketlerle çabuk saramayız. Öyle bir felaketle karşı karşıyayız ki depremler devam ediyor ve hala yeni yıkıntılar yaratıyor. Böyle bir ortamda öfkeleri, kızgınlıkları, siyasi hesapları filan biryana bırakmalı, hepimiz önce depremzedeleri sonra da birbirimizi kucaklamalıyız.

Bir elin nesi var, iki elin sesi var.. Ne güzel söylemiş atalarımız. Şimdi iki elin sesini duymamızın tam da sırası işte. İktidar savunma saldırıları yapmasa, muhalefet de ona yol gösterici, yardım edici bir politika izlese kötü mü olur? Hiç değilse şu sıralarda buna tanık olsa milletimiz, iyi olmaz mı? Daha kolay çözemez miyiz sorunlarımızı, daha kolay kaldıramaz mıyız enkazları, daha etkili biçimde saramaz mıyız yaralarımızı? Sadece siyasetçilerimizden değil, medyamızdan da beklemek zorundayız bu vatanseverliği.

Günlerdir istifa gözlüyoruz. Görevlerini gereği şekilde yerine getirmeyenlerin makamlarını boşaltmalarını bekliyoruz. Bazıları ellerini ovuşturarak, siyasi geleceğini hesaplayarak bekliyor istifaları. Bırakın şimdi bu işleri, bırakın kafa kopartma ve kelle isteme çığlıklarını. Her şeyin bir zamanı ve sırası vardır. Şimdi enkazları kaldırmanın ve yaraları süratle sarmanın heyecanını yaşayalım. Bu arada Üniversitelerimizi, okullarımızı nasıl açık tutarız, eğitimi nasıl aksatmayız? Bunları eleştirerek, kusur görerek değil, güzel bir dille anlatarak, ikna yolunu deneyerek de halledebiliriz.

Ahhh!.. Şu dilimizi iyi kullanmayı bir becerebilsek…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.