Vâsi, her ihtiyacı olana kâfi ve bol miktarda ihsan eden, cümle eşyayı kuşatan, içine alan, içinde bulunduran, kaplayan, cümleye örtü ve zarf olan anlamı içerir ki bu anlam Cenab-ı Allah’ın vâsiliğini tanımlamaktadır. Bakara suresi 115. Ayeti kerimede,

Ve lillâhil meşriku vel magribu fe eynemâ tuvellû fe semme vechullâh innallâhe vâsiun alîm

Doğu da Batı da Allah’ındır. Nereye dönerseniz Allah’ın veçhi işte oradadır. Şüphesiz Allah, vâsidir, hakkıyla bilendir.

denilerek, bu hakikat yani Allah’ın vâsi olduğu vurgulanır. Ayet, “Doğu da batı da Allah’ındır” buyuruyor. Doğu ve batı olarak zikredilişinden anlıyoruz ki yeryüzü, gökyüzü ve ikisinin arasındaki yaratılmış olan her şey Allah’ın yaratması olup Allah’ındır. Devamında gelen “Nereye dönerseniz Allah’ın veçhi işte oradadır” beyanı bizlere, yaratanın Allah, yaratılanın Allah’a ait olduğunu ve nereye dönersek orada bulunduğunu “Vech” kavramıyla bildirmektedir. Vech, suret, yüz, tecelli anlamında kullanılan kavramdır. Ayet bizlere, “Yaratılmışlık Allah’ın yaratması olup Allah’ın tecellisidir ve sizler her nereye yönelseniz baktığınız hep O’nun yarattığı şeyler olduğundan O’nun tecellisidir” demektedir. “Şüphesiz Allah, vâsidir” sözü ise işte tam bu hakikate vurulmuş mühürdür çünkü vasilik Allah’ın, içinde bulunduran, kaplayan olmasına işaret eden kavramdır. Bu sebeple Cenab-ı Allah’ın tecellisi olan yaratılmışlık Allah’ın varlığında, Allah’ın varlığıyla var olan ikincillik değil tevhit üzerine var oluştur. Bu anlatımlarla Cenab-ı Allah ayetinde bizlere,

“Cümle yaratılmışlık Allah’ın yaratmasıdır ve nereye dönseniz görülen her şey Allah’ın varıyla Allah’ta var olan tecellilerdir”

demektedir. Anlamalıyız ki, Allah’ın vâsi, kaplayıp kuşatan olması, iki varlığın aynı and, aynı ortamda var olup bir diğerinin ötekini örtmesi gibi yani bir örtünün başka bir eşyayı örterek kaplaması gibi değildir. Allah’ın vâsi olması, suyun buzu kaplayıp kuşatması gibidir. Buzun kendiliği olarak buz haliyle kendisini var etmesi mümkün olmadığından, sudan ayrı susuz bir buz olamayacağından, buz denilenin ancak suyun varıyla var olabileceğinden, su vasiliğiyle buzu kuşatmaktadır yani buz denileni vara getirip buzla tecelli etmektedir. İşte Allah’ı, yaratmasını, yaratılanın Allah’a ait oluşunu, Allah’ın yarattıklarında vâsi oluşunu ancak böyle anlayabiliriz. Bu sebeple Cenab-ı Allah, Nisa suresi 126. Ayeti kerimede,

Göklerde ve yerde ne varsa tümü Allah'ındır. Allah, her şeyi kuşatandır.

demektedir. Aynı örnekle baktığımızla su, “Buz denilen benimdir ve ben buzu kuşatanım” demektedir. İşte bu hakikat ışığında, Allah’tan başka ilah olmadığı gerçeğine baktığımızda, neden Allah’tan başka ilah olmadığını ve nerede şehadet edeceğimizi anlayabilir ve bu şehadeti gerçekleştirebiliriz. Allah’tan başka ilah olmayışına şehadet etmeyi, Allah’ın vâsi özelliğiyle yarattığı her şeyi kuşatmasıyla, şehadet âlemi olan dünyada yaşarken başarmak, Allah’a inanan biz Müslümanlara farzdır. Su, kendi varı olan buzda kendisinden başka ilah olmadığını vurguluyorsa bizler de buzda sudan başka ilah olmadığına şehadet etmeliyiz. Buzun olmadığı yerde şehadet gerçekleşemez. İsra suresi 60. Ayeti kerimede,

An o zamanı, hani sana demiştik ki hiç şüphe yok, Rabbin, insanları çepeçevre kuşatmıştır ve Biz sana gösterdiğimiz rüyayı da Kur’an’daki lanetlenmiş soyu da ancak insanları sınamak için gösterdik ve onları korkutmadayız, fakat bu, ancak onların taşkınlıklarını arttırmakta.

denilmektedir. Rabbimizin biz insanları çepeçevre kuşatması, bizlerin buz misali varlığımızın Allah’tan, Allah’ta olmasıdır. Allah’sız, Allah’tan ayrı bir varlığımızın olması söz konusu değildir çünkü kendimizi kendimiz yaratmadık, yaratıldık! İşte bu gerçeğe cahil olduğundan, Allah’ın vâsiliğini göz ardı edip inkâr ederek, varlığını ikinci bir ilahlık anlamında sahiplenerek şirk edenler ve kendilerine böyle olmadığı bildirilenler, şirklerinde sabit fikirli kalıp Hakk’ı batıl ile örtmeye kalktıklarından dolayı, lanetlenmiş soydan olmaktadırlar. Bu soy, bedenen olmayıp, zihnen gerçekleşen soydur. Şirk anlayışındaki zihniyetin devamlılığıdır. Allah’ın vechini, vâsi oluşunu kendi anlayışında devre dışı bırakıp şirki yaşamayı seçerek Allah’tan başka ilah olmadığına şehadeti dünyada inkâr edip öldükten sonraya atanalardır. Allah’ın vâsi oluşu gerçeği inkâr edilemeyeceğine göre, her yarattığının O’nun veçhi oluşu devre dışı bırakılamayacağına göre, Allah, bizlerden şehadeti yaşarken yapmamızı istediğine göre, tüm bu gerçekleri yok sayıp, devre dışı bırakmak, lanetlenmiş soydan olmaktır.

Bizler, Allah’a inanıp peygamberi Hz. Muhammed Efendimize iman edenler, her nereye dönsek Allah’ın veçhinin orası ve Allah’ın her yarattığında vâsi olduğu ayetlerle bildirilip ispat edilenler ve bizzat Cenab-ı Allah tarafından şehadet ehli olması istenenler, inanç ve iman gereği dünyada yaşarken şehadet ehli olmakla yükümlüyüz çünkü şehadet için gerekli olan ne varsa hepsi verilmişleriz. Yemek yeme özelliğimiz var ve yiyecekler verilmiş dünyada hazır, nefes alma özelliğimiz var ve soluduğumuz nefes dünyada hazır, su içme özelliğimiz var ve dünyada su hazır, biz sadece var olan özelliklerimizi var olanlarla kullanıyoruz. Şehadet etme özelliğimiz var ve şehadet için gerekli olan her şey de hazır çünkü Allah vâsi olduğunu Kendisi beyan ediyor! O zaman, Allah’ın vâsi oluşunda, vâsi olduğu kendimiz ve tüm yaratılmışlıkta Allah’tan başka ilah olmadığına şehadet etmeliyiz. Rum suresi 30. Ayeti kerimede,

Artık, yüzünü tam doğru dine döndür, Allah'ın ilk yarattığı selamet haline ki insanları, o tabii halde, selamet halinde yaratmıştır; Allah'ın yaratışı, din, değiştirilemez; budur en doğru din ve fakat insanların çoğu bilmez.

denilmektedir. Artık yüzümüzü doğru dine döndürmeli ve Allah’ın vâsi oluşuyla Kendi tecellisi olan ve Vech dediğimiz tüm yaratılmışlıkta tevhit üzerine bulunarak, şirkten arınarak, şehadet ehli olmalıyız. Bizler, bu gaye için bu özellikte yaratılmış olanlarız. Sonradan kalbimize, dünyanın şirki bulaştığı için kendi gerçekliğimizden ayrı düşüp şirk ehli olduk. Allah’ın yaratışı değişmez, sabittir, tevhit üzerinedir, çünkü Allah vâsi olarak her yarattığını kuşatmış haldedir. Allah’ın vâsi özelliğine iman edip vâsiliğinde bulunarak, âleme nazar kılan iman ehli kişi, şehadet ehli olmayı başarmış mümin kuldur. Vâsiliği inkâr eden, inkâr ettiği için Allah’ın her yaratılmışlıkdaki vechini reddeden kişi ise kendi şirkinde küfretmeye devam ederken asla şehadete eremeyecektir.

www.ozkangunal.com

[email protected]

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.