İnsan, bir yönüyle beşerî varlık olurken diğer yönüyle manevî varlıktır. Maneviyatı inanç sistemine yönelik olurken beşeriyeti bedenselliğinden kaynaklı dünyaya yöneliktir. Bu sebeple dünyaya yönelmiş olan beşeriyeti sonucu, yaşamsallığını devam ettirmek için gereksinimlerini karşılamak zorundadır. Bu gereksinimler, mecburiyet olup yaşamsallığın devamı için yapılması gerekenlerdir ki yemek yiyip su içmek, giyinmek, barınmak, nefes almak, uyumak ve tüm bunları günümüz koşullarında elde etmek için para kazanmaktır. Gereksinimler yaşamak için lazımdır ve ihtiyaç kadarı nimet olurken hırs sonucu ihtiyacı gidermenin dışına çıkıp, dünya sevdalısı zalimlere dönüşmek fitnedir. İşte tüm bunlar beraberinde tüketmek kavramıyla isimlendirilen, ihtiyacı gidermenin dışına çıkılmışlığın sonucu sahip olma hırsını beraberinde getirir. Tüketim ihtiyacı gidermek değil, sahip olma hırsını tatmin etmektir. Cenab-ı Allah, Araf suresi 31. Ayeti kerimede,

Ey Ademoğulları, her Mescid yanında ziynetlerinizi takının. Yiyin, için ve israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez.

buyurarak bizleri tüketim toplumu olmamamız konusunda uyarmaktadır. İsra suresi 26-27. Ayeti kerimelerde de,

Akrabaya hakkını ver, yoksula ve yolda kalmışa da. İsraf ederek saçıp savurma çünkü saçıp-savuranlar, şeytanın kardeşleri olmuşlardır; şeytan ise Rabbine karşı nankördür.

buyurarak, tüketim toplumu olmanın Kendisine nankörlük olduğunu idrakimize sunmaktadır. Bu ayetin idrakimize sunulması gösteriyor ki tüketim toplumu olmanın, Allah’a isyan etmek anlamına geldiğini “Bilmiyorduk” diyemeyeceğiz.

Günümüzde sürdürülen dünyevî yaşam, parayı merkeze alan sadece beşeriyeti önemseyen tek taraflı bir yaşam türüne dönüştüğünden dolayı, tüketmek yaşamın amacı haline gelmiştir. İnsanlık, tükettiği oranda yaşadığını zanneden, anlık sahip olma tatminliğini mutluluk zanneden ve bu sayede kendi manevî yönünü yok sayarak yarımlaşan canlı haline dönüşmüştür. Amaç, ihtiyacını gidermek dışında sahibi olmak şekline evrilmiştir ki insan sadece kendisini düşünen, bencil, egoist birisi haline dönüşerek önce kendisine sonra etrafına zalim olmuştur. “Benim istediğim olsun, ben sahibi olayım, ben tatminliğimi yaşayayım da gerisi ne olursa olsun” anlayışının hâkim olduğu insan, geri dönüşü olmayan en değerli şeyi olan zamanını boşa tükettiğinin farkında olmadan, önce kendisini sonra en yakınlarını daha sonra da etrafını üzerek yaşar. Unutulmamalıdır ki bir başkasının üzüntüsü üzerine yaşanan tatminliğin hasarı yine o kişi için zulümdür.

Evet, tüketim toplumu olduk! Her şeyi çılgınca tüketiyoruz. İhtiyacımız olup olmadığına bakmadan tüketiyoruz. Tükettikçe doymuyor daha fazla tüketiyoruz. Eşyaları tüketiyoruz ki bu bizi eşyaya bağımlı ve hizmetkâr yapmaktadır. Yiyecek ve içecekleri tüketiyoruz ki bu bizi yiyecek ve içeceklere bağımlı yapmaktadır. Kıyafetleri tüketiyoruz. Evleri, arabaları, bilgiyi, fikirleri, insanları tüketiyoruz. En önemlisi zamanı ve kendimizi gereksiz birçok şeyi tüketiyoruz. Yaşamın içinde manaya ait olan insanî yönümüzü yok sayarak bulunduğumuzdan dolayı mananın yerini dünyeviliklerle doldurmaya çalışarak tüketim bağımlısı oluyoruz ama bilinmelidir ki mananın yerini hiçbir dünyevilik dolduramaz.

Yaşamsallığımızın kolaylığı için üretilen eşyaların tümü biz daha rahat yaşayalım, zaman kazanalım ve kazandığımız zamanı daha iyi insan olabilmek için kendimizi geliştirelim diye vardır gerçek anlamıyla ama bizler o eşyaların her zaman en son ve daha iyisine sahip olmak hırsının kölesi olarak sahibi olma gayesini taşıyarak anlık tatmin için alıp tatminliğimiz bitince bir kenara atarak tüketmiş oluyoruz. O eşyayla hayatımızı kolaylaştırmak yerine ona sahip olma isteğiyle yaşıyor, kendimize ve eşyaya zulmediyoruz.

Yemek yiyip içmek ihtiyacın giderilmesinin dışına çıkmış bir anlayışla sürekli israf içinde tüketiyoruz. Allah’a isyan olan, fazlasına sahip olma hırsına kapılmış bir halde yeteceğinden çok daha fazlasıyla gözümüzü bile doyuramıyorken yediğimiz ve içtiğimiz her şeyde yiyip içemeyenin de hakkı olduğunu göz ardı edip yok sayıyoruz. Bizim paylaşmak yerine tüketmek adına çöpe attıklarımız yüzünden, bizim yüzümüzden aç kalan insanların vebalini önemsemesek de bir gün karşımıza çıkacak olduğu gerçeğini reddetmek fayda sağlamayacaktır.

Kişiliğin ve saygınlığın fikirlerden, üretmekten, gelişimden değil de giyilen kıyafetlerden oluştuğu yanılgısındaki insan, sürekli kılık kıyafetleri de tüketmektedir. İhtiyaç fazlası giysiler, ayakkabılar, çantalar, dolaplar dolusu fazlalık ne kadar giderebildi anlık tatminliği? Onlar için harcanan paralar gelişimin, fikirlerin, kişiliğin boşluğunu doldurabildi mi, nereye kadar tüketmek?

En büyük, en lüks, en pahalı, marka ve ismi olan bir evde sırf hava atmak adına hayatın boyunca borç ödeyerek yaşamak değer mi? Evi ev yapan sen misin yoksa seni sen yapan ev mi? Başımızı sokacak, yaşamsallığımızı devam ettirmemizi sağlayıp bizi güvende tutacak bir ev, işimizi görecek bir araç neden yeterli değil? Neden insan dünyada kalıcılara köle olur da kölesi olduğunun kendisini efendi yapacağını zanneder?

İnsanlar harcana harcana tükenmedi mi? Dostumuz olması, sevdiğimiz olması, arkadaşımız olması gereken insanlar, kişisel çıkarlar için, anlık tatmin ve menfaatler için tüketilmekteler ki bu sebeple insanları tüketen insan, dünyada koca bir boşlukta tek başına, yapayalnız kalmış vaziyettedir ve bu gerçeği tüketemez hale gelince görecek kadar da kördür.

İnsan! İki yönü olan canlıdır ve onu insan yapan ikinci yönü ve asıl olan manevî yönüdür. Maneviyattan yoksun olan insan, henüz insan değil, sadece canlıdır. Diğer canlı mahlûklar gibi canlıdır, görür, duyar, ses çıkartır, gücü vardır, ilmi vardır, yer içer, uyur, tuvalete gider, eşleşir ürer ama sadece bu kadar. İnsanı insan yapan, diğer canlı mahlûkların yapamadığı gibi en güzel evlerde oturmak, en güzel kıyafetleri giymek, en güzel arabalara binmek, en son teknolojik aletleri almış olmak değildir. Özüne yani gayesine bakarsak onlar da kıyafetli, onlar da evde oturuyor, onlar da bir yerden bir yere gidebiliyorlar. İnsanı insan yapan maneviyatıdır, Allah’a kulluğu, Allah’a yakınlığıdır ki bu dahi anlaşılması gereken bir konudur çünkü, Allah’a inanıp ibadet ettiği iddiasında bulunan hatta şeklen ibadet ettiğini gördüklerimiz dahi tüketim içinde Allah’a isyandadırlar. Allah’a kulluk yapan, tüketimden kurtulup Allah’a isyandan vazgeçen, Allah’ın emri üzerine israf etmeyendir. Allah’a isyan ederken, Allah’tan uzakken yapılan ibadetler sırtımızda taşıdığımız ağır yükten, odundan başka bir şey değildir.

İnsanlık olarak bir an önce tüketmekten vaz geçip, gerçekten insan olarak yaşamaya başlamak hem beşerî yönde hem de manevî yönde bizlerin tek kurtuluşudur. Hele ki içinde bulunduğumuz bu zorlu ve birbirimize her zamankinden daha çok ihtiyacımız olduğu bu günlerde, daha çok yardımcı olacakken!

Özkan Günal

www.ozkangunal.com

[email protected]

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.