Bu soruyu zaman zaman kendimize soruyoruz sanırım. Nasıl sormayalım ki! Her gün olumsuz bir olayla karşılaşıyoruz. Her gün birkaç canlı öldürülüyor. Son afla salıverilen 50 bin adi suçlu, olayların üstüne tuz biber ekti. Böylece sokaklarımız iyiden iyiye güvensizleşti.
Nitekim güya cezasını çekip çıkmış bir suçlu, çıkar çıkmaz birlikte yaşadığı kadını öldürdü. Artık onun gibi suçlular aramızda dolaşıyor. Cinayet ve hırsızlıkların artacağına kesin gözüyle bakabiliriz. Siyasi suçlular yani düşünenler içeride. Çıkmalarına ilişkin herhangi bir ümit ışığı da yok. Elbette korku salarak yönetmek yönetenlerin kolayına geliyor.
Bununla ilgili araştırmalar var. Kafese konan iki fareye elektrik verilince elektriğe değil birbirine saldırıyorlar. Acının kaynağını kesemeyeceklerini düşünerek. İnsana en yakın canlı olarak çoğu deneyler farelerle yapılır. Benzer olaylar insanlar üzerinde de benzer sonucu verir.
Kapitalist dünya sanayi devrimi sırasında, gelirini (karını) artırmak için başka ülkelerden ucuz iş gücü temin ederek, yeni gelen işçilerle eskileri birbirine düşürmüş, olayları ellerini ovuşturarak izlemiştir. Aynı durum neoliberal ekonominin uygulandığı ülkemizde de söz konusu. Ülkemize çeşitli nedenlerle ve çeşitli şekillerde sokulan yabancılar, yerli halkın işlerini elinden almış, kendi iş yerlerini vergi ödemeden açmışlardır. Bu da yetmezmiş gibi Türkleri kendi vatanında yabancı sayarak, iş yeri camına ‘yabancılar işe alınmaz’ yazısı yazmışlardır.
Sonuç olarak farelerin birbirine saldırması gibi asıl nedenle mücadele yerine, insanlar birbirine saldırmaya başlamıştır. Emekli aylıklarının azlığının EYT’lilere yüklenmesi buna küçük bir örnektir. Deyim yerinde ise yatay mücadele yapılmakta, mağdurlar birbirini rakip görmektedir. Üstelik üst düzey yöneticiler israfı sonuna kadar yaparken, yabancı ülkelerin milyonlarca dolarlık borcunu silip, uçak hibe ederken. Birbirine düşman edilen yurttaşlar en yakınındakine “yatay şiddet” uyguluyor. Patrona gücü yetmediği için öfkesini yanındakine yöneltiyor. Komşusuna, eşine, iş yerindeki arkadaşına, trafiktekine, çocuğuna, hayvana vb.
Peki, bütün bunlar sizce neden oluyor? Cevap kısa. Bilinçsizlikten! Tarikat eğitimi ile beyinleri yıkanan, öbür dünyaya hazırlanan bireyler, bir yerde patlıyor. Oysa felsefi eğitimle düşünen beyin yetiştirilirse insanlar düşünür, iş birliği yapar, birbirine saldırmak yerine elektriği vereni önlemeye çalışır. Konu yine dönüp dolaşıp nitelikli, çağdaş, bilimsel eğitime geliyor.
Einstein “eğitim, gerçeklerin öğretilmesi değildir. Düşünmek için aklın eğitilmesidir” diyor. Düşünmeyi öğrendiğimiz gün, sorunları da anlayıp çözebiliriz.




