Tarikat, Allah’a gidilen yol anlamında kullanılan kavram olup özellikle içinde bulunduğumuz inanç sistemi olan Müslümanlıkta, özü tasavvufa dayanan ve bazı ilkeler ve uygulamalarla birbirlerinden ayrı kolları olan, Allah’a yaptığı kulluğu yaşama hissiyatını kendisine mahsus şekilde yerine getiren sistem olarak tanımlayabiliriz. Bu sebeple, hissiyat, anlayış, meşrep farklılıklarından çıkmış çok fazla tarikatlar bulunur ve her birisi ilk kurucusuyla anılır.

Tarikatlar, dinî inanç sistemi içinde, yorum ve inancı yaşama hissiyatı açısından farklılıkları olan ve meşreplerin uyuşmasıyla bir araya gelen insanların, içinde olmaktan, bir bütüne, bizliğe dahil olmanın verdiği güven ve huzura dayalı hoşnut olduğu, zahir ve mana olarak her yönü de kapsayan ve her iki yöne de hitap eden yapılardır.

Bir tarikatın içeriğinde, temel esaslar olarak Cenab-ı Allah’ın insanda olmasını emrettiği, insanlığa ait ortak değerler şeklinde genel bir tanımlama yaptığımız Rahmanî sıfatlar ve dinin ibadet kısmının görev ya da borç ödemek şeklinde değil de özveriyle, samimiyetle ve adanmışlıkla yerine getirilişi vardır. Bu temel üzerine inşa edilen binanın ve iç düzenlenmesinin farklılıkları tarikat farkını doğurmaktadır. Ortaya çıkan ve gözle görülür farklar, giyilen kıyafetler, takılan takkeler, tekke ya da dergâh binalarının farkı, uygulanan ibadet ritüeli dışındaki ritüeller farkıdır ve tüm farklılıklarına rağmen bir yönüyle tarikatlar yine bizim kültürümüzdür.

Dini inanç sistemi açısından Allah ile kul ilişkisini yaşamak için camiler varken neden tarikatlar ve şeyhler ortaya çıkmıştır?

Cami, müslüman olan her isteyenin içine girdiği, cami görevlisi önderliğinde veya şahsi olarak ibadetin ritüel kısmını yerine getirdiği bir mekân olurken, bir sürü insanın bir araya gelip yanyana önlü arkalı olması o topluluğa bir bütünlük ve bizlik hissiyatı vermemektedir çünkü orada bulunan herkes, caminin görevlisi dâhi, benlik bilinciyle sadece ibadet bitene kadar bulunmakta ve ibadet bitince herkes aynı ibadet edilme esnasında olduğu gibi sen sen, ben ben zihniyetine geri dönmektedir. İnsan kendisini, bizlik özelliğini hissetmediği yere ait hissedemez.

Cami, dinî emir ve yasakların bilinerek ibadet edildiği yerdir lakin insan yaşamında bunların kontrolünü yapmaz. Camiye gelenler az önce yasakların herhangi birisini yapmış olarak camiye gelmiş olabilir, ki öyle olmaktadır, camiye gelenin kendisini dine uygun hale getirmesi ve böyle yaşayıp yaşanmadığı gözlemlenip, yaşanmıyorsa uyarılar yapılması gerçekleşmediğinden, kişi hem kendi açısından hem de camideki diğer insanlar açısından güven ve sahiplenilme duygusunu hissedemez.

Cami, bir sürü farklı meşrepten insanın bir çatı altına toplanması olduğundan, oraya gelen bir insan kendi meşrebine uygun olmayanlarla bir arada olmaktan ve birlikte vakit geçirmekten sıkılır da ibadetini yapıp bir an önce dışarı çıkma isteğiyle bulunur. Bu sebeple istenilen birliktelik gerçekleşmez.

Cami, genellikle yanlış anlaşılma ve uygulamaların yüzyıllardır devam edişinden kaynaklı olarak sohbet ve muhabbet etme yeri değildir, eden de hoş karşılanmaz. Ciddiyet, somurtmak, resmiyete bürünmek olarak ele alındığından muhabbetin olmadığı, samimiyetin bulunmadığı ortamlardır. İnsan, samimiyet, muhabbet, sevildiğini, saygı duyulduğunu, değer verildiğini hissetmek istediğinden bu bağı camiyle ve cami görevlisiyle kuramaz.

Cami, içine girenin kim olduğunu, halini, derdini, sıkıntısını bilmez, sormaz, ilgilenmez. Bu yüzden zahir ve batın sıkıntısına çözüm, derdine derman olamaz. Cami, içine girene ibadet etme mekânı sunmaktan başka, cami görevlisi ise ardına geçene ibadet ettirmekten başka bir şey yapamaz.

İşte tüm bu acı ama gerçek sebeplerden dolayı caminin, insanı muhatap almadığını, insanın beklentilerine cevap olmadığını, bir bütüne dahil olma, bizliği yaşama, kendini güvende hissetme, muhabbet etme ve edilene katılıp dinleme arzusunu gideremediğini, insanla ilgilenip beşerî yaşantısını düzenleyip kontrol etmediğini, sevilme, değer verilme, saygı duyulma hissini yaşatmadığını görüyoruz. İşte burada devreye tarikatlar girmektedir ki tarikat sadece bunları yapmanın ötesini de içerir! Din inanç sisteminin düzenlenmesi olup, inancı yaşamak kalben adanmışlık içermektedir. Bu adanmışlık, kendisini ibadetin özveriyle ve her türlü dünyevî kayıtlardan arınmayla yerine getirilince gerçekleştiği düşüncesiyle uygulanmak istediğinden, zaman kaydından kurtulmuş bir ibadet kişinin kendisini özgür hissetmesiyle mümkün olduğundan, meşrebine göre dahil olduğu tarikatta bunu yaşamaktadır.

İnsan, her durumda kendisini gözeten, koruyan, yol gösteren ve yöneten ve onaylayan bir lidere ihtiyaç duyduğundan bu lider tarikatta şeyh olmaktadır. Bir futbol takımında lider teknik direktördür ve lider olmadan futbol takımı olamaz. Bir okulda lider öğretmendir ve lider olmadan eğitim olamaz. Bir camide lider hocadır ve lider olmadan olmaz. Bir konserde lider şeftir ve lider olmadan olmaz. Hastalansak, hastaneye gitsek doktor lazım ama bir de hastanenin baş hekimi olan lideri vardır ve lider olmadan hastane yönetilemez yani olamaz. Neden lidersiz olamaz?

Futbol ortada, nasıl oynanacağı biliniyor, 11 tane futbolcu da var, neden lider olmadan olamıyor? Okul orada, ders belli, kitaplar var, müfredat hazır, neden lider olmadan eğitim olamıyor? Hastane var, doktor var, ilaç var, hasta gelmiş, doktor muayene etmiş, reçetesini vermiş, lider neden var?

İşte bu sorunun cevabı, neden şeyh var sorusunun cevabı olmaktadır. Mesele tarikat ve şeyh olması değildir çünkü özü itibariyle tarikat da şeyh de inanç sistemi içinde mevcut bulunan, olması gereken, bulunması zararlı değil faydalı olan olgulardır. Birbirlerine saygı duyan, anlayış gösteren, yardım eden, destek olan, eğitim ve ahlak yönüyle adaletle bulunan, insanlara faydası olan, elinden tutan, yardım eden, yol gösteren, bizlik bilincinde hoşgörü ve merhamet üzerine yaşayan bir tarikatın ve şeyhin insanlığa ne zararı vardır? Her sistemde çürükler çıktığı gibi bu sistemde de çürükler olmaktadır maalesef lakin şartlı bakış ve sabit fikirlilikten arınmış bir bakışla baktığımızda gerçekler görülecektir. İdeolojik zehirle zehirlenmiş bilincin türettiği yok etme anlayışı çözüm değil, sorunun kendisidir. O zaman önce dürüst olalım!

Hastasını kandırıp istifade eden doktor hiç mi olmadı? Tüm hastaneleri kapatalım, doktorluğu yasaklayalım çünkü içlerinden görevini kötüye kullanan çıkıyor!

Öğrencisine zararı dokunan öğretmen hiç mi olmadı? Tüm okulları kapatalım, öğretmenliği yasaklayalım çünkü içlerinden görevini kötüye kullanan çıkıyor!

Görevini kötüye kullanan cami görevlisi, avukat, hâkim, muhasebeci olmuyor mu? Hepsini yasaklayalım!

Tarikatlar özü itibariyle sağlıklı, faydalı, insanın inanç yönüne hitap edip dokunan ve yanında olan, bizlik bilincini oluşturan, adanmışlığın yaşandığı ve lideri bulunan sistemlerdir. Bir sistemin bu değerlerden yoksun olması, saygı, sevgi, merhamet barındırmayıp ötekileştiren anlayışla çalışması o sistemi tarikat yapamaz. Böyle olanlar, tarikat ismini ve sistemini kötüye kullanan ve gayesi insanlığı, dini, bozmaya çalışanlardır ve itibar edilmemelidir. Bilinmelidir ki, neyin doğru veya yanlış olduğunu anlamanın en kısa ve net yolu,

“İnsanî olmayan herhangi bir şey İslamî olmaz.”

www.ozkangunal.com

[email protected]

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.