Tapmak kavramı halk arasında fiilen ibadet etmek, önünde secde etmek olarak tanım kazanmıştır. Bu tanıma göre Peygamber Efendimiz döneminde, kendi elleriyle yaptıkları heykellerin önünde secde edilişi gibi bir tapınma yapılmadığından, şeklen ibadetin de yalnız Allah’a yapılıyor olduğu zannından dolayı insanlar, gerçek anlamıyla bir tek Allah’a tapmadıkları halde Allah’tan başkasına tapmadıkları yanılgısı içindedirler.

Tapmak kendi gerçek anlamıyla, ilah olarak tanımak, kulluk etmek, sevmek, zikretmek, hizmet etmek demektir. O zaman insanlık, neyi ilah olarak tanımlıyor yani neye güveniyor, neyi seviyor, neye hizmet ediyor, neyi zikrediyorsa taptığı tam olarak odur!

Gerçekte bunları sevdiği için kalbinde para, dünya, mal mülk, makam, evi, işi, emmaresi, egosu olan ve bunlara hizmet eden, değer ve öncelik veren insanın, şeklen ibadet içinde olması, kalbindeki ve bedenindeki farkını doğurur ki kalben bunlara taparken bedenen Allah’a tapıyor oluşu en büyük zalimliği ve sahtekârlığıdır. Enam suresi 56. Ayeti kerimede,

De ki, “Allah'ı bırakıp da taptığınız şeylere tapmam bana yasak edildi. Ben sizin arzu ve isteklerinize uymam. Yoksa, sapıklığa düşer ve doğru yolu bulanlardan olmazdım.”

denilerek bu hakikat ifade edilir. Ayette, “Allah’ı bırakıp” ibaresini doğru anlayamazsak, insan oluşumuzdan gelen tapınmak özelliğimizi şirke düşürmüş, zalimlerden olmuş oluruz. Allah’ı bırakmak, Allah’a kul olabilelim diye yaratılışımızda bizlere verilen tüm insanî değerler olan sevmek, güvenmek, değer vermek, zikretmek, hizmet etmek, düşünmek, irade etmek, akletmek, sorgulamak, araştırmak gibi değerlerimizi gelip geçici dünyalıklar için, emmare için, ego için kullanmaktır.

Bizde sevme özelliği, Allah’ı sevelim diye vardır.

Bizde, değer verme özelliği, Allah’a değer verelim diye vardır.

Bizde zikretme özelliği, Allah’ı zikredelim diye vardır.

Bizde bilme özelliği, Allah’ı bilelim diye vardır.

Bizde irade özelliği, Allah’ı isteyelim diye vardır.

Şimdi, bakıyoruz ve görüyoruz ki bizler bu özelliklerimizle,

Seviyoruz ama neyi?

Değer veriyoruz ama neye?

Zikrediyoruz ama neyi?

Biliyoruz ama neyi?

İstiyoruz ama neyi?

Eğer cevabımız Allah değilse taptığımız da Allah olmuyor. Cevap, tuttuğumuz takımı, işimizi, parayı, makamı, gücü, malı gibi egomuza hitap eden gelip geçici dünyalıklarsa bir an önce onlara tapmayı bırakıp Allah’a yönelmeliyiz çünkü dünya fani ve ölüm geldiğimiz huzura geri dönüştür.

Bizler, parayı seviyor, paraya değer veriyor, para için zulmanî vasıflar olan yalan söylemek, çalmak, hak yemek, görevi kötüye kullanmak gibi vasıflar içine girmeyle zulmaniyete düşüp kendimize ve etrafımıza zarar veriyorsak, ayette, “Sizin arzu ve istekleriniz” denilerek dikkat çekildiği gibi dünya arzusuna kapılmış bir halde felakete doğru hızla gidiyoruzdur. Araf suresi 37. Ayeti kerimede,

O halde, Allah’a karşı yalan uydurup asılsız iftira ve iddialar ortaya atanlardan veya O’nun ayetlerini yalanlayanlardan daha zalim kimdir? Kitaptan kendilerine bir pay erişen ve bilgiç geçinip dini hükümleri dejenere eden bunlardır. Nihayet elçilerimiz, hayatlarına son vermek üzere kendilerine gittiklerinde onlara diyecekler ki, “Allah'tan başka taptıklarınız nerede?” Diyecekler ki, "Onlar bizi bırakıp kayboldular” Bunlar, gerçekten nankör kâfirler olduklarına dair kendi aleyhlerinde şahitlik yapacaklardır.

denilerek bizlere uyarı yapılmaktadır ve bizler de bu uyarıyı dikkate alıp yaşamalıyız çünkü tapmak yaşamın içinde belli zamanlarda belli şekilleri yerine getirmek değil, yaşamın her anında tümünü kapsayan insanî eylemdir. Ayetin, “Yoksa, sapıklığa düşer ve doğru yolu bulanlardan olmazdım” denilerek devam edişi, Allah’tan gayrılara tapmaya devam ettiğimiz sürece doğru yol olan Allah’a kulluk yoluna giremeyeceğimize, aksine içinde bulunduğumuz yolda, gayrılara taparak yaşamayla devam edeceğimize ve yolun sonunda seçtiğimiz zalimliğimizin bizi helak edeceğine işarettir.

İnsan, bilinçli varlık olarak bulunur yaşamın içinde ve bilinciyle vardır. Seçebilen, seçtiği yolda yürüyebilen olma özelliğimiz dünyada sadece insan olan bizlere mahsus olduğundan aynı zamanda mesuliyet giydirmektedir. Mesuliyetimiz Allah’a tapan, Allah’ın kullarından olmaktır. Evet, bizler insan olarak Allah’a tapmayı seçip bu uğurda yaşayabilmeyi de gayrılara tapıp gayrılar için yaşayabilmeyi de seçip neyi seçtiysek ona tapabilecek olanlarız. Lakin seçimlerimizin sonuçları bizi mutlaka bulacaktır.

İşlerine öyle geldiği için İblisin yolunda İblise kul olanlar, dini alet ederek kendilerince uydurdukları şekilde klasik kader anlayışındaki gibi, insanın her yaptığının Allah’ın onun için yazdığı kader oluşu diye bir şey yoktur. İnsan asıl kader olan kendisinin ve diğer her şeyin yaratılmışlığı içinde seçtiği gibi yaşam sürendir ve bu yaşamdan sorumludur.

İşine öyle geldiği için, emmaresi öyle istediği için, egosu bu şekilde tatmin olduğu için, Allah’tan gayrılara taparak gerçekleşen yaşam böyle olmasını seçen insanın suçudur! Hem böyle olmasını iste ve böyle yaşa hem de bu benim kaderim, Allah benden böyle yaşamamı istedi, kaderimi böyle yazdı demek, Allah’a ve Peygamberine ve Kur’an’a küfürdür, iftiradır, hakarettir. Eğer dediğiniz gibi olsaydı, Allah peygamberlerini ve kitaplarını göndererek insanlığı Kendisine tapmaya davet etmez, gayrılara tapanların sonunun azap olduğunu zikretmezdi. Tüm insanlık olarak artık, Bakara suresi 144. Ayeti kerimede,

Biz, senin yüzünü çok defa göğe doğru çevirip durduğunu görüyoruz. Şimdi elbette seni hemen hoşnut olacağın kıbleye döndürüyoruz. Artık yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir. Ey müminler, artık her nerede bulunursanız, yüzünüzü onun yönüne çevirin. Şüphesiz, kendilerine kitap verilenler tartışmasız bunun Rablerinden bir Hakk olduğunu elbette bilirler. Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir.

denildiği gibi yüzümüzü Allah’a dönmeli ve Allah’a tapmalıyız. Kulluk, dünyada yaşarken kendimizde her yüzde Allah’tan başka ilah olmadığına şehadet edip bu şehadet üzerine yaşamaktır ve yolu Allah’tan başka şeye tapmamaktır. Allah’tan başka şeylere tapmayanların şehadeti gerçekleşirken henüz şehadeti olmayanlar, gayrılara tapmaya devam ediyordur.

www.ozkangunal.com

[email protected]

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.