Mûsâ As. kardeşi Hârûn As’ı kendi yerine vekil bırakıp Tûr Dağı’na gittikten sonra, onlara karşı imansızlığını gizleyen Sâmirî isimli münafık bir yahûdî, Hz. Mûsâ’nın yokluğunu fırsat bilerek halktan altın topladı ve bir buzağı yaptıktan sonra, “Bu Mûsâ’nın ilâhıdır! Fakat Mûsâ, ilahını unuttu!” deyip halktan buzağıya tapmalarını istedi. Sâmirî, sanatkâr bir adamdı. Buzağıyı, içine rüzgâr girdiğinde canlıymış gibi ses çıkartacak şekilde yaptığından, buzağıda açtığı deliklerden giren rüzgârın şiddetine göre buzağıdan sesler çıkıyordu. Sâmirî, “Bakın ilâhınız sizinle konuşuyor!” dedi. Böylece Sâmirî, onun ilah olduğunu iddia ederek, bir kısım yahûdiyi hak dinden uzaklaştırdı. Hârûn As, kendilerini ısrarla uyardı ama dinlemediler. Taha suresi 83-93. Ayeti kerimelerde,

Allah buyurdu ki, “Seni halkından aceleyle ayrılmaya sevk eden neydi ey Mûsâ!” Şöyle cevap verdi, “Onlar da benim izimdeler; benden hoşnut olasın diye sana gelmekte acele ettim ey Rabbim.” Allah, “Fakat” dedi, “Biz senden sonra kavmini sınadık ve Sâmirî onları yoldan çıkardı.” Bunun üzerine Mûsâ öfkeli halde ve hayıflanarak kavmine döndü. Şöyle dedi, “Ey kavmim! Rabbiniz size güzel bir vaatte bulunmamış mıydı? Peki size bu süre çok mu uzun geldi, yoksa Rabbinizin gazabına uğramak istediniz de onun için mi bana verdiğiniz sözden döndünüz?” Şöyle cevap verdiler, “Sana verdiğimiz söze bilerek ve isteyerek aykırı davranmış değiliz; fakat şu kavmin, ziynet eşyalarından bir kısmını yüklenmiştik, onları haram diye ateşe attık; çünkü Sâmirî de aynı şekilde atmıştı.” Derken onlara böğürebilen bir buzağı heykeli yaptı. Ona uyanlar “İşte bu sizin de ilahınız, Mûsâ’nın da ilahıdır fakat o bunu unuttu” dediler. Peki görmüyorlar mıydı ki o heykel kendilerine bir sözle karşılık veremiyordu, onlara zarar veremediği gibi fayda da sağlayamıyordu! Gerçek şu ki daha önce Hârûn onlara, “Ey kavmim! Siz bununla sınanmaktasınız; kuşkusuz sizin rabbiniz o Rahmândır. O halde bana uyun ve emrime itaat edin” demişti. Şöyle cevap verdiler, “Mûsâ yanımıza dönünceye kadar ona tapmaktan asla vazgeçmeyeceğiz.” Mûsâ dönünce dedi ki, “Ey Hârûn! Onların saptıklarını gördüğünde beni izleyip gelmekten seni alıkoyan neydi? Yoksa emrime isyan mı ettin?”

denilerek ve ayrıca, Araf suresi 148. Ayeti kerimde,

Tûr’a giden Mûsâ’nın arkasından kavmi, ziynet takılarından, böğürebilen bir buzağı heykeli yaparak onu ilah edindiler. Görmediler mi ki, o, kendileriyle ne konuşuyor ne de onlara yol gösteriyor? Onu ilah benimsediler ve zalimlerden oldular.

denilerek anlatılır. Buradan anlıyoruz ki insanlar, dünyevî yaşamları içinde dünyaya ait olup kendileri için yine kendilerince önemli ve değerli olduğunu düşündükleri ve önemsedikleri dünyada kalıcılara itibar ettiklerini ve bunları asıl değerin yerine koydukları için, Allah’a iman yerine dünyalıklara yönelip imanlarını dünyalıklara değişebiliyorlar ve Cenab-ı Allah böyleleri için, “Zalimlerden oldular” demektedir.

Allah’ın, “Zalimlerden oldular” dedikleri, Allah’ın razı olduğu kullardan olabilirler mi?

Allah’ın, “Zalimlerden oldular” dedikleri, kulluk adına ne yaparlarsa yapsınlar, tövbe edip imanî değer üzerine olmak için kendilerini zalimlerden yapan dünyalıklara değer verip sevmeyi ve onlara secde edip tapmayı bırakmadıkça, Allah’ın razı olduğu kullardan olabilirler mi?

Şimdi, “Bu hadise Musa As döneminde Musa kavmine aittir, bizi bağlamaz” dersek, Kur’an’ın içinde bulunan ve bize hitap edilen ayetlerin içinden ayrım yapmış ve işimize gelmeyenleri ötekileştirmiş oluruz! “Bu hadise eskiden yaşanmıştır, günümüzde bizimle alakalı değildir” dersek, o zaman da Kur’an’ın canlı, yaşayan ve her devre hitap eden kutsal bir kitap oluşunu devre dışı bırakıp Kur’an’ı öldürmüş oluruz. Eğer, bu hadiseyi Cenab-ı Allah, Kur’an’ı keriminde Kendisine inanan bizlere anlatıyorsa o zaman hadisenin ve uyarının muhatabı bizler oluyoruz ve anlatılan kulluk sorumluluğu üzerimize düşen farzdır!

Nedir altın buzağı ve buzağının ses çıkartması?

Nedir bizlerin bu buzağıya tapması?

Altın buzağı bir simgedir ve bu simge, tüm dünyevî olan, altın, gümüş, elmas, para, mal mülk gibi maddi zenginlikler olurken makam, mevki, itibar, güç ve zulmanî vasıflar olan öfke, gurur, kibir, haset, kıskançlık, cimrilik gibi özelliklerdir. Bunların tümü dünyada bulunan dünyaya ait olan ve arınılması gereken kalp kirleridir, tapılan putlardır. Bu putların ses çıkartması, onların kalbimizde oluşturduğu emmareye ait tatmin ve onlara olan sevgimiz ve zulme çeken cezbeleridir.

Bizler, sevgimizi, değer verişimizi, hizmet edip secde edişimizi bunlara yönelttiğimizde onları ilah edinmiş, tapmış oluyoruz. Parayı kendi ilahlığımızı ilan için kullanmaya, kendimize ve etrafımıza parayla zulmetmeye, zarar vermeye başlamış oluyoruz. Para bizim için öncelik haline geldiğinden güvendiğimiz de sığındığımız da sevdiğimiz de tek para olmaktadır. Mal ve mülk hırsına kapılıp bir avuç toprağa sığacakken ve ardımızda bırakacakken, ömrümüzü mal çoğaltmaya adamamız ne acıdır ki buzağıya tapıp zalimlerden olmaktır. Kendi egomuza yenik düşüp ego için yaşamak, bize verilen makam ve görevi halka hizmet yerine kendi nefsanî çıkarlarımız için kullanmak ve makamın ve görevin kötüye kullanılması ve gücüyle halka eziyet etmek, çalmak, dolandırmak, hak yemek, gasp etmek yetim malını zimmetimize geçirmek, buzağıya tapıp zalimlerden olmaktır.

Ey buzağıya tapınıp zalimlerden olan! Bilmelisin ki, kendi iç dünyanda, kalben buzağıya tapınırken bedenen namaz kılman, oruç tutman, hacca gitmen, Kur’an okuman sana fayda sağlamayacak aksine küfrünü ve zalimlerden olmanı arttıracaktır. Zalimlerden olmayı bırakıp Allah’ın razı olduğu, iman üzerine, imanî ve rahmanî değerle yaşamaya başlamadan, Allah’ın nasip ettiği dünyevilikleri Allah rızası için kullanmaya başlamadan, makamı ve görevi adaletle halka hizmet etmek için kullanmaya başlamadan rızalığa ermek mümkün değildir. Benlik, egonun ürünü olup ben merkezli, tek taraflı sadece buzağıya taparak sürdürülen yaşam bizleri şirk içinde küfür üzerine tutan ve zalimlerden kılan yaşamdır. Egoist olmayı bırakmamak, şirk için buzağıya tapınmayı bırakmamak olup zalimlerden olmayı bırakmamaktır.

Bizler, Allah’tan başka ilah olmadığına şehadet etmekle yükümlü olan Allah’ın muhatap aldıkları olarak, buzağıyı ilah olarak görmekten geçerek kendimizde ve her yüzde Allah’tan başka ilah olmadığına şehadet ederek Allah’ın emrini yerine getirmiş, razı olduğu kullarından olabiliriz. Buzağıyı ilah olarak benimseyen ve buzağıya tapanların, Allah’tan başka ilah olmadığı gerçeğine şehadet etmeleri ve böylece Allah’ın razı olduğu kullardan olmaları asla mümkün değildir.

www.ozkangunal.com

[email protected]

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.