Şehadet, işittiğimizi görerek ulaşılan eminliktir. Görünür olanı görmek, bilinir olanı bilmek, işitilir olanı işitmek anlamlarına gelirken, bir Müslümanın iman uğruna canını vermesine de şehadet etmek denilir ki Allah’tan başka ilah olmadığına şehadet etmekle aynı değerde olan çok yüce bir makamdır. Cenab-ı Allah, Ali İmran suresi 166-178. Ayeti kerimelerinde,

İki ordunun karşılaştığı gün başınıza gelen, Allah’ın onayıyla geldi. Bunu, sizden inanıp güvenenleri öğrenmek için yaptı. Bir de münafıklık edenleri bilmek için yaptı. Onlara, “Gelin, Allah yolunda savaşın veya savunma yapın!” denince, “Savaşmayı bilsek, elbette peşinizden geliriz!” demişlerdi. O gün, imandan çok kâfirliğe yakındılar. Kalplerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlardı. Onların neyi gizlediklerini en iyi bilen Allah’tır. Oturdukları yerden, kardeşleri için şöyle diyorlardı, “Bizi dinleselerdi öldürülmezlerdi.” De ki, “İddianızda samimiyseniz kendi ölümünüzü engelleyin!” Sakın Allah yolunda öldürülenleri ölü sanma! Onlar, diridirler; Rableri katında kendilerine rızık da verilir. Allah'ın kendi lütfundan verdikleriyle mutlu olurlar. Arkalarında bıraktıklarından henüz aralarına katılmamış olanlara da “İçlerinde ne korku olacak ne de üzülecekler.” diye müjde vermek isterler. Allah'ın nimetini ve ikramını, bir de Allah’ın müminlerin ödülünü eksiltmeyeceğini müjdelemek isterler. Savaşta yara aldıktan sonra, Allah’ın ve Elçisinin çağrısına koşanlar; onların içinden güzel davranan ve Allah’tan çekinerek korunanlar, büyük bir ödül alacaklardır. Bunlara bazı kimseler şöyle dediler, “İnsanlar, size karşı toparlandı, onlardan korkun.” Bu söz Allah’a olan güvenlerini artırdı ve şöyle dediler, “Allah bize yeter. En iyi vekil O’dur!” Sonra onlara bir kötülük dokunmadan, Allah’ın nimeti ve ikramı ile geri döndüler. Onlar, Allah’ın rızasının peşindeydiler. Allah, büyük ikram sahibidir. O sözü söyleyen Şeytandır. O, sadece kendi yandaşlarını korkutur. İnanıp güveniyorsanız onlardan korkmayın, Ben’den korkun. Ayetleri örtme konusunda yarışanlar seni üzmesinler; Allah'a hiçbir şekilde zarar veremezler. Allah da onlara ahirette bir pay vermemek ister. Onları bekleyen büyük bir azap vardır. İmanı verip kâfirliği alanlar, Allah’a hiçbir şekilde zarar veremezler. Onların hak ettiği acıklı bir azaptır. Ayetleri örten kâfirler, onlara fırsat vermemizin kendileri için bir iyilik olduğunu sanmasınlar. Fırsatı, günahlarını artırsınlar diye veriyoruz. Onların hak ettiği alçaltıcı bir azaptır.

buyurmaktadır. Nisa suresi 69. Ayeti kerimede,

Kim Allah’a ve Resul’e itaat ederse, işte onlar, Allah’ın kendilerine nimet verdiği peygamberler, sıddıklar, şehitler ve salihlerle beraberdir. Onlar ne güzel arkadaştırlar.

denilirken, Ahzab suresi 23. Ayeti kerimede,

Müminlerden öyle kimseler vardır ki, Allah'a verdikleri sözde durdular. Onlardan kimi adağını yerine getirdi ve şehit oldu, kimi de şehitliği beklemektedir. Verdikleri sözü münafıklar gibi değiştirmediler.

denilmektedir. İman yolunda, imanını korumak için, mazlumu koruyup gözetmek için, haksızlığa karşı mücadele için, insanların huzuru için şehadet şerbeti içerek şehitlik makamına yükselen Müslüman bir insan, Allah’a duyduğu inancı gereği yapabileceği en büyük feragati yapmış olurken, dünyevî isteklerden geçmiş, kişisel çıkarlardan geçmiş, kendi rahatını hiçe saymış, hatta anasından, babasından, eşinden ve çocuklarından dahi geçmiştir. Kendisi için yaşamın içinde en önemli olan her şeyden geçme sonucu asıl en önemli olan iman üzerine Allah rızasına erme gayesiyle, Allah’ın rızasından başka hiçbir şey gözetmemiştir. İşte bu sebeple Hak katında saygın bir değeri olacaktır.

İnanç sistemi içinde yer alıp, ibadetler üzerine bulunurken, dünyevî çıkarlarını, mevki ve makamı, parayı, gücü, Allah’ın rızasından daha önde tutanlar, Allah’ın rızası olmadık işler içinde bulunanlar, yasaklanmış zulmanî vasıflar doğrultusunda yaşayanlar, çalanlar, dolandıranlar, zulmedenler, görevini kötüye kullananlar, şehitlik mertebesine yücelmiş olanların, Allah rızası için tüm bunları elinin tersiyle itip değer vermediklerine bakarak utanmalı ve tövbe etmelidirler. Şehitler, iman uğruna, din adına, insanlık adına canlarını verirlerken, bizler imanımızı Allah’ın rızası üzerine yaşayalım diye bu feragati yapmaktadırlar! Bir insan, şehitlerin feda ettiği tüm dünyalıklar için imanından taviz veriyor hatta imanını satıyorsa, dini menfaatlerine alet ediyorsa, dürüstlükten, adaletten, merhametten, sevgi ve saygıdan uzak, bencil ve egoist bir şekilde ibadetlerin sadece şeklî yönünü yerine getiriyorsa ve bir de bunu da insanları kandırmak için kullanıyorsa, kıldığı namazların, tuttuğu oruçların, gittiği hacların tümü için tövbe etsin ve sıfırdan bir daha ama bu sefer şehitlerimizi örnek alarak Allah’ın rızası doğrultusunda kulluğunu yerine getirsin.

Allah’tan başka ilah olmadığına görerek emin olma şehadeti ile Allah rızası için canını vermek olan şehitliğin aynı kavramla zikrediliyor olmasında anlaşılması gereken çok büyük bir kutsiyet vardır. Her iki değer için de aynı kavramın kullanılması bizlere, Allah’tan başka ilah olmadığına şehadet etmek için şehadet şerbetini içmek gerektiğini, ancak şehadet şerbeti içenlerin Allah’tan başka ilah olmadığına şehadet edeceğini göstermektedir. Bu tevhidî hakikat ışığında şehadet şerbeti içmek, tıpkı zahiri şehitlik gibi iman yolunda Allah rızası için yani gayrı ilah olmadığına görerek ulaşılan eminlik için kendimize görelerden geçmektir. Bakara suresi 170. Ayeti kerimede,

Onlara, “Allah'ın indirdiğine, Kur’an’a tâbi olun, Kur’an’ı uygulayın” denildiğinde, “Hayır. Biz Kur’an’a değil, gördüğümüz, bildiğimiz atalarımızın yoluna, hayat tarzına, onların uygulaya geldikleri eski âdetlere, geleneklere uyarız” derler. Atalarının akılları hiçbir şeye ermiyor olsa da onlar Hak yolu tercih etmemişler, doğruyu, aydınlığı, refahı bulamamışlarsa da mı, onların yolundan gidecekler?

denilerek anlatılan, atadan gelen, adet ve gelenek üzerine sürdürülen, tevhit olan İslam’la alakası olmayan şekil ve kıyafetle sınırlı olan her türlü dinî anlayış ve yaşantıdan geçmek de şehadet şerbeti içmektir çünkü bu eskiye ölmektir. Cenab-ı Resulullah Efendimizin,

Ölmezden önce ölünüz

hadisi şerifi bu şehadete işarettir. Bizler, bizim için canını veren şehitlerimize olan minnet borcumuzu ancak İslam’ın tevhidiyle, samimi bir şekilde Allah’ın rızasını gözeterek ibadetlerimizi yerine getirme ve iman üzerine yaşamayla Allah’tan başka ilah olmadığına şehadet edip bu şehadet üzerine kalmayla ödeyebiliriz. Allah’tan başka ilah olmadığına şehadeti olmayanlar hem şehitlerimize olan borcunu ödeyememiş hem de Allah’ın rızasına erememiştir.

www.ozkangunal.com

[email protected]

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Samiye 1 yıl önce

Mübarek cuma saatinde okudum sağolun