Öyle şeyler oluyor ki ülkemizde, şaka mı gerçek mi inanamıyor insan.

Çin’e tren yolluyoruz. İlk ihracat trenimiz bu. İki kıta, iki deniz ve beş ülke geçerek, Bakü-Tiflis-Kars demiryolu ve orta koridoru aşarak, 8693 kilometrelik yol yapıp Çin’e ulaşacak. Treni süsleyip püsleyerek, bayraklar ve flamalar asarak, kenarlarına da balonlar bağlayarak uğurlama töreni yapıyoruz. Ulaştırma Bakanı ve Demiryolları Genel Müdürü nutuklar atıyor ve alkışlar arasında içi beyaz eşya yüklü ve 42 konteynerden oluşan tren hareket ediyor.

Buraya kadar her şey güzel. Ama Çin’e gidecek olan bizim süslü tren, Maltepe İstasyonuna kadar gidebiliyor ve burada süsleri sökülerek Halkalı garına geri dönüyor. Niye dönüyor, neden dönüyor, gidemeyecekse onca tören neden yapılıp cilalı nutuklar atılıyor? Üzerinden 48 saat geçmesine rağmen bu nedenler açıklanmıyor. Malum bizim devlet, gizli kapaklı işleri seviyor, şeffaflıktan pek hoşlanmıyor. Şaka gibi bir yönetimin, şaka gibi bir anlayışı işte...

Hoş hangi işimiz şaka gibi değil. Devletin koca hazinesini sıfırlıyoruz, merkez bankasının yedek akçelerini bitiriyoruz, ayağımızı yorganımıza göre uzatacağımıza boyumuzu aşan yatırımlara harcıyoruz paralarımızı. 5 milyona yakın Suriye’liyi beslemek, Kırgızistan’da-Rusya’da- İngiltere’de- Kazakistan’da- Filipinler’de- Haiti’de- Belarus’ta- Cibuti’de- Arnavutluk’ta- Makedonya’da dünyanın pek çok ülkesinde milyonlarca dolar harcayarak 103’ten fazla cami yapmak, Afrika ülkelerinin İMF borçlarını ödemek, şaka gibi işler değil de nedir?

Ya peki, kelin merhemi kendine yetmezken başka ülkelere Korona ile mücadele malzemeleri göndermeye ne demeli? Kime ve niçin yapıyoruz bu gösterişleri? Güçlü devlet böyle gereksiz desteklerle, muhteşem saraylarla, çok lüks araçlarla, yoğun beton yatırım fotoğraflarıyla, koruma ordularıyla filan olmuyor. İnsanı yoksul değilse, çoğu açlık sınırında yaşamıyorsa, yönetimi herkesi eşit kucaklıyorsa, tüm kurumları yasalara uygun ve eksiksiz çalışıyorsa o devlet güçlüdür işte.

Anayasa Mahkemesi kararlarını bile tanımayan, sadakat yemini ettiği Anayasa’sını sürekli ihlal eden, dinle devlet işlerini iyice birbirine karıştıran bir yönetime şaka gibi yönetim denmez de ne denir? Yedi Bakanlıktan fazla bütçeye sahip olan Diyanet’le öteki dünyaya yatırım yapıp, bu dünyanın işlerini ikinci planda tutan bir anlayışa, şaka gözüyle bakılmaz mı günümüzde? Milli Eğitimi neredeyse dini eğitime çeviren, teknik ve modern eğitimi adeta eriten kararlar da, şaka gibi değil mi? Doktor sayımız 107 bin imam sayımız 275 bin, doktor açığı 105 bin imam fazlası 115 bin, hastane sayısı 1250 cami sayısı 89.000, her yıl 9000 doktor 60.000 imam mezun oluyor. Şaka olmalı herhalde bu rakamlar... Bir de Kocaeli’ndeki üstün zekalılar okulunu ekonomik gerekçelerle kapatmamız var ki, bu şakanın da ötesinde bir şey..

Tek sesli demokrasiye çağımızda şaka denmez de ne denir? Ben yaptım oldu sisteminin fotoğrafı bile, demokrasi duvarına asılabilir mi? Herkes kötü, ben iyi anlayışı dünyanın neresinde geçerli olabilir? Benim gibi düşünmeyenler haindir, hem de vatan hainidir. Bu şaka değil de nedir? Boşuna demiyorlar “dünyada en iyi mizah üreten iki ülkeden biri Türkiye’dir” diye. Diğeri de Rusya imiş.

Yahu Zafer Bayramını kutlamayan ülke olur mu hiç? Yağmur da yağsa, çamur da olsa, gökten taş da yağsa, tüm ülkeler büyük bir coşkuyla kutluyorlar Zafer bayramlarını. Biz ise hasret kaldık kutlamalara, Cumhuriyet Bayramındaki o muhteşem resmi geçitlere, o coşku ve heyecanlara. Devlet eliyle bitirilir mi böyle şeyler? Anadolu’yu düşmandan temizleyen, Türk devletini kuran, ebedi başkomutanımız ve önderimiz Atatürk unutturulmaya çalışılıyor; bazı yerlerde büstleri kaldırılıyor, bazı yerlerde heykelleri parçalanıyor. Anıtkabir’deki 10 Kasım töreninde subayların bir kısmı selam duruyor, bir kısmı durmuyor. Olacak iş mi, şaka gibi yönetiliyorsak oluyor işte... Savunma Bakanı Hulusi Akar’ı tanımıyorum, tanısam şaka yollu sorardım bunun hesabını.

Bir ihale kanunu devamlı değişir mi, bir maden kanunu sürekli değişir mi? Neyi kaça satıyoruz, hazine arazilerini ve ormanları, güzelim sahillerimizi, koylarımızı kimlere tahsis ediyoruz? Bunu ciddi bir devlette öğrenememek şaka sayılmaz mı? Parlamentosu öğrenemiyor, gerçek basını öğrenemiyor böyle şey olur mu? Sayıştay raporlarında pek çok usulsüzlük ve yolsuzluk yer alıyor da, bir şey yapılamıyor. Bu şaka değil de nedir?

Korona salgını zaten düzgün gitmeyen işlerimizi allak bullak etti. Sadece bizde değil, bütün dünyada da böyle oldu. Ekonomiler tepetaklak, çarklar dönmüyor, paraca güçlü olmayan ülkeler büyük sıkıntılar çekiyorlar. Ama bu durumda hiçbiri “ekonomimiz pik yaptı, şu kadar büyüdük” demiyor. Biz deyince şaka olmuyor mu?

Ayağımıza ateş etmenin, bindiğimiz dalı kesmenin şakası olur mu?

Kapadokya gibi dünyaca çok değerli bir turizm merkezine maden ruhsatı veriyoruz. Kazdağlarını Kanada’lılar altın bulacak diye mahvediyoruz, ormanlara ve yeşil örtümüze inanılmaz zararlar veriyoruz, sularına HES izni verdiğimiz ve doğayı korumak için çırpınan köylülerimiz ayakta, mahkeme kararlarına bile kulak asmayan güvenlik güçlerine direniyorlar. Şaka gibi yönetimimiz dönüp bakmıyor olanlara ve olaylara. Nerede bizim Turizm Bakanlığımız, nerede Çevre Bakanlığımız?

Tarımı da mahvettik; mazot-tohum ve gübrenin çok pahalı olması, devletin de tarım ve hayvancılığı yeterince desteklememesi yüzünden topraklarımızı da ekemiyoruz, hayvanımızı da besleyemiyoruz. Bir Tarım ülkesi olan Türkiye, yiyeceğinin çoğunu yurtdışından ithal ediyor. Elimizde bunca imkân varken, bunlardan yararlanmak yerine dışardan beslenmeye, şaka demeyeceğiz de neye diyeceğiz?

Saymakla bitecek gibi değil bu şakalar.

Milletin anası ağlıyor, biraz tebessüm etsin diye yapıyor olmayalım sakın. Bunun şakası bile kötü. Ama bilmek zorundayız ki, insanımızın bunca şakayı kaldıracak takati kalmadı. Şaka gibi yönetimimiz bari bunun farkına varsa...

...

OKUYUCULARIMA AÇIKLAMA:

Ne güzel,ne çarpıcı, ne kadar yerinde atasözlerimiz vardır.

Eskiler ne güzel söylemişler "özrü kabahatinden de büyük" diye...

Çin'e gidecek olup da Maltepe'den geri dönen süslü trenimiz için Devlet Demir Yolları, çok uzun bir süre sonra Tweeter üzerinden gayet yakışıksız ve inandırıcılıktan uzak bir açıklama yaparak, aklınca olayı yalanlamış. Buna yalanlamak değil, gerçeği daha da çarpıtmak, hatta "özrü kabahatinden de büyük" demek daha doğru olur. Efendim trenin yolundan döndüğü gibi (asılsız, kötü niyetli) haber ve paylaşımları üzülerek izlemişler. Çin'e gidecek tren, yük taşımacılığında rütin sayılan ve tamamlanması gereken gümrükleme işlemleriyle ilave talepler için Halkalı İstasyonuna geri gitmiş. Bir defa geri geri giden trene DDY tarihinde ilk defa rastlıyoruz. Ayrıca tüm işlemler zamanında bitirilmeden tören neye yapılır ki? Böyle bir açıklamaya kargalar bile gülmez mi? Hani teknik bir arıza çıktı deseler anlarım. Ama öyle değil, eksik işlemler ve ilave yükler için geri dönmüşler. Bakın şu işe.

Açıklamanın hele öyle bir bölümü var ki, üslup bakımından da, ifade bakımından da, terbiye bakımından da evlere şenlik.. Devlet Demir Yolları, ülkemizin menfaatleri gereği yaptıkları büyük ve başarılı işleri gölgelemek isteyen, kurgulanmış haince duygular taşıyan yaklaşımların olduğunu, geri giden tren haberlerine atıfta bulunarak belirtiyor ve halkımızın bunlara itibar etmeyeceğinden emin olduklarını açıklıyor. DDY sözcüsü her kimse ona bir çift lafım olacak; Yaptığınız başarılı işlere laf eden yok. Ama bunun arkasına sığınarak Çin treni skandalına kılıf uyduramaz, görevini büyük bir sorumluluk ve başarıyla yapan gazetecilere de dil uzatamazsınız. Hele "haince duygular taşımak" gibi ifadelerinizi o gazeteciler aynen size iade etmek isteseler de, buna terbiyeleri müsait olmadığı için ancak susuyorlar..

CAN PULAK

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.