1987’de Merhum Necmeddin Erbakan Merhum Bülent Ecevit‘in evine neden gitti?

1950’de Merhum Cumhurbaşkanı Celal Bayar CHP’li vekillerle mecliste neden buluştu?

***

Dünyada yaşam şartları ağırlaştı. Bunu kimisi savaşla kimisi kıtlıkla kimisi bulaşıcı hastalıklarla kimisi güçlülerin aleni zulmü ile…

Tabatıyla dünyadaki daralma ve krizlerden ülkemizin de etkilenmesi kaçınılmazdır.

Bildiğiniz gibi! Cennet vatanımız ülkemizde de hayat zorlaştı; geçim, çocuk büyütmek, yetiştirmek, eğitimini tamamlatmak, evlendirmek, iş bulmak…

Kira, elekrik, su, doğalgaz, mutfak beklenmeyen masraflar ve bir de şayet emekli iseniz emekli maaşı ortada…

Gene bildiğiniz gibi çoğumuzun evlerinde oğulları var iş bulamadığı, iş bulmuşsa da ev geçindiremem korkusu ile evlenmeyen; kızları var çeşitli endişelerle evlenemiyorlar… Haneye giren para yetmiyor.

Akşam sabah ne zaman televizyonu açsak çok sert açıklamalar, ithamlar gerginlikler…

Derdimiz yoksa da, evimize ekmeğimizi getiriyor olsak da artık dünya TV’ler ile evimizin içinde. Bölgemizdeki insanlık dışı vahşetler, Afrika’da susuzluk, açlık, yokluk…

Savaşlar, kavgalar, biyolojik savaşlar, gıda savaşları, ekonomik savaşlar, deprem korkusu…

Say say bitmez!!!

Gerçekten rica ediyorum.

Sükûnet ortamını sağlayınız. Sükûnet ortamının sağlanması, insan maneviyatı ve mutluluğu için çok önemlidir.

Siyasetçilerin birbirlerini Fetöcülükle suçlamaları daha da huzursuzluğa sebep olmaktadır.

Devleti yöneten, yönetmeye talip siyasetçilere “hain” benzetmesi yapıldığında “tuz kokmuş olur!”

Merhum Erbakan dışında siyaset önderlerinin nerede ise tamamına yakını "FETÖ"nün “CEMAAT” olarak endam ettiği zamanlarda pozisyonlarına uygun olarak iyi niyetle onlara yardımda bulunmaları kendilerince de konuşulan bir konudur.

Madem bir takım insanlar itham ediliyor ve edeceksiniz o hâlde meşhur Abant Toplantılarına bakınız!

Hani bir zamanlar davetin ayrıcalık olduğu toplantılar; ilim, bilim, sanatçı, gazeteci, siyasetçilerin katılmakla övünç duyduğu toplantılar… Mesela buradan başlayabilirsiniz. “AbantToplantıları” konusu ne hikmetse olmamış kabul ediliyor.

Muhatapları orada burada aramaktan önce Abant’ta aramaya ne dersiniz?

Merhum Turgut Özal‘ı, Süleyman Demirel‘i, Bülent Ecevit‘i, Tayyip Erdoğan‘ı Fetö ile suçlamak doğru değildir.

Ancak çok önemli bir husus; 15 Temmuz’dan sonra siyasetçi, bürokrat her ne görevde bulunuluyorsa ve hâlen Fetö ile ilişki -siyaset-ticaret her ne ise ÇIKARLARINA UYGUN bulanlar varsa bir şekilde saman altından su yürütülüyorsa; o zaman konumlarına bakılmaksızın devlet kurumları görevini yapmalıdır.

Yapacağını da düşünmekteyiz.

Delilsiz kimse zan altında bırakılmamalıdır.

Fetö’nün bazı partilere sızması iddialarına da muhatapları açıklık kazandırmalıdır.

Eğer 'müddei iddiasında müdellel' ise o zaman gereği yapılmalıdır.!

Delil var da saklıyorsa suç işliyordur, o da yargının işidir.

Gergin ortamdan ülkemizin düşmanları yararlanmaktadır.

Ayrıca bir ülkenin cumhurbaşkanı siyaset ve politik tartışmalarla yıpratılamaz, yıpratılmamalıdır.

Akşam televizyonları açmaya korkar olduk, adeta evimizin içinde bağırıyor gibiler ve siyasetçiler birbirleriyle çok gergin görüntü vermekteler. Mecliste kavgalar filan derken huzur ve umut hak getire!

Yorumcular kendi taraflarını öveceğiz diye kırk takla atıyorlar.

At izine … karıştığı gibi..

Bir de yorumcular TV programlarında yüksek sesle bağrışmalar vs. kimse de düşünmüyor, düşünemiyor veya önemsemiyor ama sayın konuşmacılar evlerimizin içinde kavga ediyorsunuz, çünkü televizyonlar sokakta değil evlerimizin içinde!

Lütfen siyasetçiler, lütfen liderler rica ediyoruz! Sizleri dinlerken geriliyor, korkuyor ve üzülüyoruz.

Geleceğimize dair endişeye kapılıyoruz.

Oysa sizleri dinlerken umut dolu olmak istiyoruz. Mutlu olmak istiyoruz.

Acaba diyorum, acaba mümkün müdür..!

Mesela bir partinin genel başkanı kalksa diğer muhalifi olduğu partinin başkanının evine eşi ile birlikte çay içmeye gitse.

Mesela parti yöneticileri diğer partilerin yöneticileri ile birbirlerine gitseler çay içseler!

Ne mi olur?

Toplum nefes alır, birbirlerinden korkmaz, endişe etmez. Birbirlerine kin ve nefret duymazlar.

Mutlu olur, gerginlik ortadan kalkar.

Mesela bir partinin genel başkanı kalksa Sayın Cumhurbaşkanı’nın evine akşam çay içmeye gitse.

Mesela Sayın Cumhurbaşkanı yarın parti başkanlarını davet etse hangi konuda serzenişte bulunuyorlar, diyelim tarım konusunda sayın liderlere tarım konusunda önerilerinizi lütfen bildiriniz, hatta önereceğiniz bir arkadaş varsa hükümette görev verelim dese bu ülke şaha kalkar şaha…

Mesela dese ki muhalefet liderleri ile ayda bir araya gelelim, harici ve dahili işleri istişare edelim deseler ne olur biliyor musunuz?

Ülke rahatlar, nefes alır nefes!

Bu temennilerden bile ne kadar mutlu oldunuz değil mi?

Ülkemizde kargaşa bekleyen hainler kudururlar ve ne yapacaklarını şaşırırlar.

Parti ve kurumlara hâlen sızmanın yollarını arayan hainler ne yapacaklarını şaşırırlar.

Hiç merak etmeyin böyle bir ortamda taraftarlarınız yerlerini değiştirmez! Partinizi terk etmez oyunuz azalmaz!

Bizim milletimizin feraseti kimin ne yaptığını, yapacağını, ülkeyi kimin daha iyi yöneteceği konusunda öngörüsü sayesinde tercihini yapacaktır ve en çok pozitif, olumlu davranan kârlı çıkacaktır.

Bu yazıyı okuyan siz değerli okurlarım belki: “Mümkün değil böyle bir şey nasıl olur? İmkansız.!” diyebilirsiniz.

Biz bu durumları yaşamamış insanlar değiliz, Erbakan‘ı, Demirel‘i, Ecevit‘i, merhumları hatırlayın birbirlerine ne kadar kibar hitap ediyorlardı.

***

Belki bugüne ders mahiyetinde bir başka tarihî olayı sizlerle paylaşmak isterim: 1987 seçimleri sonrasında Bülent Ecevit Demokratik Sol Parti (DSP) Genel Başkanlığından İstifaya kalkışıyor. Bunun üzerine Merhum Erbakan Ecevit’i istifasından vazgeçirmek için evine gidiyor ricada bulunuyor ve Ecevit’i ikna ediyor istifadan vazgeçiriyor!

İsterseniz daha geriye gidelim 1950’lere gidelim ve Rıfkı Salim Burçak‘ın hatıratından bir örnek anlatalım: 1950 seçimleri sonunda kendisi de Demokrat Partili olan Cumhurbaşkanı Celal Bayar hükümet kurma görevini merhum Adnan Menderes‘e veriyor. Menderes hükümeti kuruyor, bir süre sonra bakanlarından birisinden memnun kalmıyor ve istifasını istiyor. Bakan istafa etmeyeceğini, meclisin onayı ile bakan olduğunu ileri sürüyor; bunun üzerine Menderes yeni kabine kurmak için Başbakanlıktan istifa ediyor.

Sonra Cumhurbaşkanı Celal Bayar Meclis’e geliyor ve CHP’nin Grup Başkan vekil yardımcılarından iki CHP milletvekilini meclisteki odasına davet ediyor ve CHP vekillerine soruyor “Hükûmeti kurma görevini tekrar Menderes’e vermek istediğini fakat CHP’nin de fikrini almak istediğini" söylüyor. Bunun üzerine CHP grup başkan vekili yardımcısı iki vekil sayın Cumhurbaşkanı çoğunluk DP’de tabii ki 'tekrar görevi Menderes’e vereceksiniz, bize neden soruyorsunuz' diyorlar. Bunun üzerine Celal Bayar 'evet öyle ama mecliste uyum içinde çalışmanız için sizin de fikrinizi almak istedim' diyor! Şimdi neden olmasın!?

***

İhanet etmediği sürece vatanına milletine bağlı olduğu sürece bu ülkede herkes eşit yurttaştır. Aynı haklara sahiptir. Ayrılığa değil,

Bu gün birlik ve beraberliğe her zamankinden daha fazla ihtiyaç var. Milletin ihtiyacı var. Devletin ihtiyacı var. Hatta bölge ülkelerinin ihtiyacı var.

Birlik ve beraberlik içindeki güçlü Türkiye’ye bütün dünya mazlumlarının ihtiyacı var.

Birlik ve beraberliğe tarihte olmadığı kadar ihtiyacımız var desek abartmış olmayız.

Lütfen siyasetçilerimiz, lütfen sizden rica ediyoruz sesimizi duyunuz.

Benimki bir rüya hem de milletin rüyası…

Belki çıkar inşallah diye, rüya görmeye devam edeceğim.

Rüyamı lütfen hayra yorunuz…

Vesselam.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.