Mucize, akılla açıklanamayan, mantığa sığmayan, Cenab-ı Allah’ın, peygamberini doğrulamak ve desteklemek için yarattığı, insanların aynısını yapmakta aciz kaldığı olağanüstü olay olarak tanımlanır. Bu tanımla baktığımızda, insanlığın ilmiyle, iradesiyle, kudretiyle, aklıyla yapamayacağı ama var olan, eylem, nesne ve söz olan her şey mucizedir. İnsanlığın yapamadığı, yapamayacağı her şey olan mucize, insanın varlığı, dünyası, inancı, kitabı olarak genel başlıklarla çıkar karşımıza. Varlığı mucize olan insan her an, mucizelerle, mucizeler içinde bulunmaktadır aslında.

Bireyler, yaşam içinde hayatlarını devam ettirebilmek için ihtiyaç duyduklarını temin etme gayretiyle, her zaman daha iyisine sahip olma hırsıyla, insan olma özelliklerini eşya için harcamalarıyla, değer ve önem verme algılarını paraya, makama, mala, güce yöneltmeyle, egolarının esareti altında bulunurlar. Ego, bireyi kendi isteklerinden gayrısına köreltir, sağırlaştırır, fikirsiz kılar. Artık o birey sadece egosunun yönlendirmesiyle, egosunun taleplerini yerine getirme adına kendi insanlığına kör, sağır ve fikredemez halde kalır. Cenab-ı Allah bu hakikati, Bakara suresi 18. Ayeti kerimede,

Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler, bu yüzden doğru yola dönmezler.

diyerek bildirmektedir. Bireyin sağır olup duymaması, körleşip görmemesi, dilsizleşip zikredememesi doğru yoldan uzak, cehalet içinde karanlıklarda kalmasıdır. Doğru yol, Cenab-ı Allah’ın Kendisine yani tevhide davet ettiği yol olup, doğru yolda olanlar, her an Allah ile birliktelik içeren Allah’ın tanımladığı kullukta olanlardır. İşte, Allah’ın kulluğundan uzak olan ve egosuna kapılmış bir halde sadece dünyada kalıcılara yönelmiş olanlar, her şeyi kendileri yapıyormuş zannıyla küfür ehli olurlar ki onlar mucizeyi görmezler, gözlerinin önüne serilse ideolojileri inkâr ettirir. Bir diğer zihniyet olan, hiçbir şey elinde değilmiş zannıyla bulunanlar da pek farklı değillerdir. İnsan ne her şey elinde olan ne de hiçbir şey elinde olmayan değildir çünkü insan bilinçli bir varlık olarak yaratılandır ve sınırları vardır.

İnsanın varlığı tüm mevcudiyetiyle üstün bilinçli bir varlık tarafından yaratma gayesi doğrultusunda özelliklerle yaratılmıştır. İnsan kendisini kendisi var etmemiştir, edemez de. Bir damla sudan et, kemik ve damarlar, damarlarda akan kan, beyin ve işlevselliği, insanın kendisini yaratışıyla mı oluyor yoksa hazır mı buldu? Varlığımız mucize değil mi? Kontrolü bizde olmayan, olursa yaşamsallığımızı sürdüremeyeceğimiz beynin fonksiyonları mucize değil mi? Kalbin her an işlevsel olması, ciğerlerin nefes alması, böbreklerimizin çalışması, midenin öğütmesi gibi kontrolü elimizde olmadan her an görevlerini yerine getiriyor oluşları mucize değil mi? Diriliğinin, bilmenin, iradenin, kudretinin, görme, işitme ve konuşabilmenin ve bunlarla işlevsel olup iş yapabilmenin hangisi mucize değil? Mümin suresi 67. Ayeti kerimede,

O öyle bir Allah'tır ki, sizi topraktan, sonra spermden, sonra kan pıhtısından yaratmıştır, sonra sizi çocuk olarak dünyaya çıkarmıştır, sonra güçlülük çağına erişmeniz ve ihtiyar olmanız için sizi yaşatır. İçinizden kimi de daha ergenlik ve ihtiyarlık çağına ermeden önce öldürülür ve kiminiz de belli bir zamana kadar yaşar gider. Ola ki, aklınızı kullanmayı öğrenir de Allah'ın gücü ve kudreti karşısında O'na teslim olursunuz.

buyrularak bu gerçek beyan edilir. Bizim elimizde mi güneşi her sabah doğurmak, akşam batırmak, geceyi getirmek, günü var etmek? Ayın varlığının insan üzerindeki etkisi varlığının devamlılığı için gereklidir ve biz mi var ettik ayı? Araf suresi 54. Ayeti kerimede,

Şüphesiz Rabbiniz Allah, gökleri ve yeri altı günde yarattı, sonra Arş üzerine hükümran oldu. O, geceyi durmadan onu kovalayan gündüze bürüyüp örter, güneş, ay ve yıldızlar emrine âmâdedir. İyi biliniz ki yaratma ve emir O'nundur. Âlemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir.

denilerek bu gerçeklik vurgulanmaktadır. Dünya yaşamsallığımızın devamlılığına ne lazımsa onlarla dopdolu. Yağmurun yağması, toprağın varlığı, denizlerin varlığı, toprak ve denizlerden istifade edebiliyor oluşumuz mucize değil mi? Elindeki tohum içinde aslını taşır da zahire getirir ekilince. Tohum mucize değil mi? Cemadatın, nebadatın, mahlûkatın hangisini biz var ediyoruz? Zumer suresi 21. Ayeti kerimede,

Görmüyor musun; gerçekten Allah, gökyüzünden su indirdi de onu yerin içindeki kaynaklara yürütüp geçirdi. Sonra onunla çeşitli renklerde ekinler çıkarıyor. Sonra kurumaya başlar, böylece onu sararmış görürsün. Sonra da onu kurumuş kırıntılar kılıyor. Şüphesiz bunda, temiz akıl sahipleri için gerçekten öğüt alınacak bir ders vardır.

buyurarak bu gerçeği bildirmektedir. Biraz düşünen görecektir ki bizim dışımızda yaratılan her şey bizim varlığımıza hizmet etmekte. Bu o kadar ki bizler yaratılmış olanın kendisinde bulunan bilinçten başka bir şey değiliz. Bu sebeple, mucize içinde mucizelerle birlikteyiz her an. Kendimiz mucize, yaşam mucize, dünya ve içindekiyle dışındaki her şey mucizedir. İnsan, Cenab-ı Allah’ın Ali İmran suresi 14. Ayeti kerimesinde,

Kadınlara, oğullara, kantar kantar yığılmış altın ve gümüşe, salma güzel atlara, hayvanlara ve ekinlere duyulan tutkulu şehvet insanlara süslü ve çekici kılındı. Bunlar, dünya hayatının metaıdır. Asıl varılacak güzel yer Allah katında olandır.

buyurarak idrakimize sunduğu gibi egosu altında bencilce yaşarken dünyanın gelip geçici süsüne ve zenginliğine aldanıp, Allah’ın insandan yasakladığı her türlü zulmanî vasıflar içinde bulunup kendisini bu gerçeğe yani mucize oluşuna, Allah’ın mucizelerle Kendisini insana bildirişine kör, sağır ve dilsiz olur da şikayet, küfür, sitem içinde isyankâr hale bürünür. Bu haldeyken yapılan ibadet dahi şirktir. Oysa insan mucize varlığından Allah’a hayran kalıp Allah ve kendisi birlikteliğini kurabilmelidir çünkü bu gaye için bunu yapacak özelliklerde yaratılmıştır. İnsanın, mucizeler karşısında Tekbir getirmesi, inancının ve inancını kalbinde hissetmesinin getirisi olarak hayranlık ifadesidir. İnsanın mucizeler içinde yaşamsal oluşuna karşı bunca mucizeye şükretmesi kulluğunun gereğidir lakin bu şükür içi boş bir sözden ibaret kalmamalıdır. Şükür yalnız Allah’a kulluk olan egodan, bencillikten arınmayla zulmanî vasıflardan kurtulmuş bir halde kalbin imanla dolmasıyla gerçekleşen kulluktur.

Cenab-ı Allah, bunca mucizesine karşın bizlerden Tevhit olan İslam ümmeti, kendisine kul yani kendimizde ve her yüzde dünyada yaşarken Kendisinden başka ilah olmadığına şehadet edip bu şehadetle yaşamamızı istemektedir. Allah’ın mucizelerine kör olmaktan kurtulup bu mucizelerle şehadet edenler şükretmiş, henüz mucizelere kör kalıp şehadete eremeyenler şükretmemişlerdir.

www.ozkangunal.com

[email protected]

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.