Herkes sorumluluk kuşanmalı ve durumdan vazife çıkarmalıdır.

Vefasızlık ve tasfiyeler siyasi partilerin çoğunda, dernek ve sosyal alanlarda karşılaşılan konuşulan ve tartışılan konudur.

Son zamanlarda böyle konuşmalar oldukça artmış görünmektedir.

Gezi olayları ve 15 Temmuz ihanet hareketi siyasal ve sosyal sahada vaziyet alma, yol ve yön belirlemede tayin edici olmuştur.

“Reis” için de bana göre dönüm noktasıdır.

Devletimiz, aziz milletimiz ve Reis, hainler tarafından sırtından hançerlenmek istenmiştir.

GEZİ olaylarında başarılı olamayanlar sistemli bir şekilde kuşatmalarını sürdürmüştür.

15 Temmuz hain ihanet kalkışmasını bu aziz millet bağrından püskürtmüş, dünyada eşi benzeri olmayan idrak, fedakarlık, feraset, vatanperverlik örneği sergilemiş, dünya milletlerine hayran kaldıkları dersi vererek devletine sahip çıkmışlardır.

Türkiye de siyaset ve sosyal faaliyet yapan dernek ve vakıfların (STK) duruşlarını ve konumlarını Gezi olayları ve 15 Temmuz ihanet kalkışması öncesi ve sonrası olarak değerlendirmek gerekir.

Dünyada, bölgemizde ve ülkemizde çok çetin olaylar cereyan etmektedir, etmeye devam edeceği görülmektedir.

Böyle zaman ve ortamda siyaset kurumları başta olmak üzere bürokrasi ve yönetimin icra kurumlarına karşı ilgisiz durulamaz.

Madem vefasızlığa uğradığınızı veya tasfiye edildiğinizi düşünüyorsunuz davet beklemeyiniz.

Muhtemelen davet edilmeyeceksiniz!

Zaten ev sahibinin davet beklediği nerede görülmüş?

Efendim, “vefasızlık gördüm, tasfiye edildim” şeklindeki serzenişleri bir kenara bırakmak ve durumdan vazife çıkarmak gerekir.

“Görev istenmez, görev verilir” yaklaşımı doğru değildir.

Sorumluluk kuşanmak ihtiyari değil, zorunluluktur.

Kişi haksızlık karşısında susamaz, susmamalıdır.

Tecrübe, birikim ve emek sahipleri SİYASET ALANI’nı boş bırakamaz, bırakmamalıdır.

Emek verdiğinizi düşündüğünüz ve faydalı olacağınıza inandığımız siyasi parti tercihinizi yapmalısınız. Ayrıca bürokraside görev üstlenmenizi, birikimleriniz, tecrübeleriniz ve mensubiyetiniz belirleyecektir.

Dost meclislerinde sıklıkla duyarız “bugünlere kolay gelinmedi, çok emek verildi, isimsiz kahramanların emekleri, alın terleri var.”

Bu konuşmalar, anılmalar aslında içinde serzenişi barındırıyor.

Sonrasın da ise bir bir yaşanmışlıklar keyifle anlatılıyor.

Bu anlatılanlar, anlatanlar ve dinleyenler açısından gizliden bir memnuniyet ve haz duygusu yaşatıyor ve yaptıkları fedakarlıklar bazen sıkıntılar, onlar için, “davaya benim de katkım var” özgüveni ile emektarlığı övünç olarak gönüllerde yerini alıyor.

Peki bugünlere nasıl gelindiğini, bir yerlere gelenler biliyorlar mı?

“Mirasyedi, kerameti kendinden menkul” olarak düşündüğünüz kadrolar, siz eliniz böğrünüzde seyrettiğiniz müddetçe durumlarını ve konumlarını koruyacaklardır.

Bugün yaşı atmış üzeri olanların, gençlik çalışmalarında yaşadıkları maddi ve manevi yokluk içindeki fedekarlıkları, seçim çalışması yapmak için köy yollarına düşüldüğünde il ve ilçelerde bir elin parmağını geçmeyen ancak birkaç esnafta bulunan araçların yakıt masraflarını ceplerindeki belki son paralarını bir araya getirerek parti propaganda çalışmaları yaptıkları biliniyor mu?

Biliniyorsa, hatırlanıyor mu?

Konuya dair tebessümle hatırladığım bir olayı sizlerle paylaşmak isterim;

‘1984 yılında Tokat’ta o sırada Refah Partisi il Başkanı olan ve 1994 yerel seçimleri sonucu RP’den Tokat Belediye Başkanlığı yapmış olan Nizamettin Aydın ve daha sonra RP ve AKP’den milletvekiliği yapmış olan Ergun Dağcıoğlu ile birlikte köy çalışması yapmak için aracımıza yakıt almak üzere istasyona geldik. Nizamettin beyin cebinden on lira gibi bir para, bir o kadar da Ergun beyin cebinden çıkan para ile araca yakıt aldık.

Tabi ben Mamak ceza ve tutuk evinden yeni çıkmış olduğum için cep boş cepken boş…

Benim durumumda olanları arayan yok, soran yok sen ne yer ne içersin diyen yok!..’

Bu hikaye yürek burkan hikaye….

İşte böyle!

Böyle örneklere hem Tokat‘ta hem de diğer illerimizde onlarcasına rastlarsınız.

İstanbul Bayrampaşa ilçesi’nde emektarından Muzaffer bey anlatmıştı; “Abi toplantımız gece saat birde bitti o tarihte minibüs yok gibiydi bir kış gecesi yaya olarak evime bir buçuk saatte gittiğimi unutamam.”

Bu ve buna benzer hikayelere MHP de BBP ve diğer partilerde de rastlamanız mümkündür.

Partilerde iktidara gelene kadar fedakarlar ön planda olur, iktidar döneminde ise fedakarlar tevazularından kenara çekilirler.

Konunun başka bir yanı emektarlar gördükleri yanlışlıkları ve kendilerine karşı ilgisizlikleri ise, “aman zarar görmeyelim, aman yıpranmasınlar, bu günlere kolay gelmedik” diyerek sineye çekme alicenaplığını göstermeleridir.

Gerçekten yokluk, yetersizlik ve itilmişliklerle bugünlere gelindi.

Bugün geçmişte emektarlar için minnet ve şükran duymayı bırakın geçmişi anlamak, anmak dahi istemeyen kerametleri kendilerinden menkul, mirasyedi bir kısım siyasetçi, bürokrat, milletvekili, belediye başkanı hasılı kelam eline güç geçiren ve elindeki gücü kendi gücü sananlar olabilir.

Önemine binaen ifade etmeden geçmeyeceğim.

Tecrübe kolay kazanılmıyor, tecrübenin gerçekten bedeli var.

O halde tecrübe yaşamış emektarların durumdan vazife çıkarmalarının zamanı geldi hatta geçmektedir.

Durumdan vazife çıkarmak ise zaten kendiliğinden zuhur eden zorunluluktur.

Dolayısı ile “efendim kendisi için birşey istiyor zannederler” geçerli bir mazeret değildir.

Ayrıca bizim gibi ülkelerde siyaset yapmak isteyenler için,

“Genç olmak gerektiği" algısını yerleştirdiler.

Çünkü genç tecrübe yaşamamıştır.

Evet dinamiktir, enerjiktir ama ne var ki TECRÜBE çok ama çok önemlidir.

Batılı ülkelerin meclislerinde gençlik ve tecrübe mezcedilmiştir.

Doğrusu da budur.

Amerika‘nın meclisine bakınız yaş ortalamaları 70 yaşın üzerindedir.

Çünkü devlet yönetmek birikim ister, tecrübe ister.

Kaldı ki dünyada ve ülkemizde yaşanılan gelişmeler bunu mecbur kılmaktadır.

Parti ayırt etmeksizin söylüyorum davet beklemeyin!

Şimdi görev zamanı!

Haydin göreve ihtiyar delikanlılar

Vira bismillah.

Vesselam.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.