Türkler, Ergenekon’dan çıktıkları 21 Mart gününü, her yıl, YENİ GÜN (Nevruz) olarak kutlamaktadırlar. Destan ruhuna sahip bir millet olmamız hasebiyle Ergenekon’dan çıkışımız da destan motifleriyle süslenerek anlatılmıştır.

Kültür, bir milletin yaşama tarzıdır. Milletten millete farklı yaşama biçimi zamanla medeniyetle özdeşleşmektedir. Kültür, medeniyetten farklıdır. Kültür, MİLLETİN BEKASI, medeniyet ise MİLLETİN ZEKASI ile mümkün olmaktadır. BEKA ve ZEKA ilgisi için kültürün medeniyetle birlikte yaşanması gerekmektedir. Sözünüz özünüzü yansıtmalıdır. Dolayısıyla güçlü devlet ve büyük millet olmak için milli birlik, dayanışma, iri ve diri olma, el ve gönül birlikteliği, inanma ve güven verme gibi kavramlar önemlidir. Bugün, bu değerler sahip olma durumumuz sorgulanmalıdır.

Ergenekon’dan çıkıp dünyaya yayılan Türkler, büyük devletler kurmuşlar, muhteşem bir kültürün ve medeniyetin yaşanmasına vesile olmuşlardır.

18 Mart tarihli yazımda, "Çanakkale’yi Geçilmez ve Destan Yapan Olaylar"ı anlatmıştım. Tarihi olayları, destanlarımızı, milli ve manevi değerlerimizi anlatmalıyız ve yaşanmasını, yaşatılmasını sağlamalıyız.

Tarih, bir milletin resmi vesikasıdır, kimlik belgesidir.

Destanlar, bir milletin yaşama tarzıdır, kültür değerleridir.

Ergenekon’dan, Ötüken’den yola çıkan atalarımız, 1071 Malazgirt Zaferi ile bu topraklara ayak basmışlar, Anadolu’yu yurt edinmişler, üç kıtaya hükmetmişler, tarihin akışı içerisinde, 1900’lü yılların başında "var olma" mücadelesi vermek zorunda kalmışlardır.

Türk olarak muhteşem tarihimiz, olağanüstü olaylarla yazdığımız destanlarla doludur.

En eski Türk destanı olan Altay-Yakut Türklerinin Yaratılış Destanı’nda Türklerin yaradılışı anlatılmaktadır. Saka Türklerinin Alp Er Tunga Destanı, Şu Destanı, Hun destanlarından Oğuz Kağan Destanı, Atilla Destanı, Göktürk destanlarından Bozkurt ve Ergenekon Destanı, Uygur destanlarından Türeyiş ve Göç Destanı Türklerin hayatını, yaşadıkları olayları anlatmaktadır.

Destanlar, yaşanmış olaydan doğmuş olması sebebiyle masaldan farklıdır. Destanları, saz eşliğinde söyleyen ozanlar, olayları, hayal gücüyle olağanüstü ve efsaneleştirerek anlatmak suretiyle etkili olmasını amaçlamışlardır.

Mesela; kurttan türemek, kurdun hür ve asil olan özelliklerini aktarmak, benzerlik kurmak anlamında söylenmiştir.

Ergenekon Destanı’nda dağın eritilmesi, abartılmış gibi gelse de İstiklal Marşı’nda, "yırtarım dağları" sözü ile belirtildiği gibi, Türklerin engel tanımayacağı anlamındadır.

İşte destanlar ve destanlardaki bu motifler birer kültür unsurlarıdır. Çok önemli tarihi ve sosyal belgelerdir.

Yakın tarihimizdeki, Çanakkale Destanı, Türkler’in, "Biz bu imkansızlıklar içerisinde, bu savaşı nasıl kazandık?", istilacıların ise "Biz bu savaşı, bu şartlarda nasıl kaybettik?" dediği, sırrı hâlâ çözülememiş mucizevi bir olaydır.

Kurtuluş Savaşı destanımız, milletimizi yok etmek düşüncesiyle "tarihimizi", vatanımızı işgal ederek "coğrafyamızı" değiştirmek isteyen düşmanların bu niyetlerine imanımızla ve inancımızla "hayır...!" diye haykırdığımız, geldikleri gibi gittiklerini gördüğümüz zaferimizdir.

Bütün dünya milletlerinin kabul ettiği, yüzyılın en büyük devlet adamı, lideri, önderi, askeri, hatibi ve fikir adamı, Türk’ün atası, büyük Türk Atatürk’ü ve bu topraklar uğruna canlarını feda eden şehit atalarını unutmamalıdır. Sahiplenmesi gerektiğini bilmelidir.

Muhtaç olduğumuz kudretin damarlarımızdaki asil kanda mevcut olduğu, milli günlerimizde daha iyi anlaşılmaktadır.

Bilge Kağan’ın,

"Ey Türk!.. Üstte mavi gök çökmedikçe, altta yağız yer delinmedikçe, senin ilini (yurdunu) ve töreni (kültürünü) kim bozabilir? Titre ve kendine dön" demesi, yol ve yön göstermesi açısından son derece önemlidir.

Şu hususu da hatırlatmış olayım. Sizler, Osmanlı için "sömürgeci" diyenlere inanmayın. Nizam-ı Âlem davasının bayraktarlığını yapan Osmanlı, üç kıtaya hükmettiği yıllarda, gittiği yerleri yakıp yıkmamıştır. Eserler, külliyeler yapmıştır. "Adil olma" düzeni kurmak istemiştir. İddia ediyorum, denildiği gibi, Osmanlı sömürgeci olsaydı bugün dünyanın yarısı Müslüman olurdu ve Türkçe konuşurdu.

Türkler, 21 Mart günü; Baharın Gelişi, Yeni Gün, Ergenekon’dan Çıkış olarak kutlamaktadırlar. Ateş yakmak ve demir dövmek geleneksel kutlama motiflerimizdir.

Kökü mazide olan atinin bugünkü evlatları, istiklalimizin ve istikbalimizin teminatı olacaklardır. Tarih ve kültür değerlerini manevi ruhla ve milli şuurla sahipleneceklerdir Uyuyan destanımızı uyandıracaklardır... Atatürk’ün ifadesiyle, "Kudretsiz dimağların, zayıf gözlerin hakikati kolay göremeyeceği" unutulmamalıdır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.