
1 Şubat 1999’da vefat eden modern çağların ozanı Barış Manço’nun 27. vefat yıldönümü, geçtiğimiz pazar günüydü.
Bu vesileyle kendisiyle ilgili tekrar yazma gereği hissettim. Tekrar diyorum, çünkü ona ilişkin bir yazıma 2009’da yayımladığım “Yuva” adlı öykü-deneme kitabımda da yer vermiştim.
Tam bir gönül insanıydı Barış Manço...
Çocuklara ağız dolusu gülmeyi, gençlere "gönülden" sevmeyi, yaşlılara ise hayata bağlanmayı öğretti aslında çaktırmadan...
"Dağlar Dağlar"da ‘çocukluğumu’ hatırlıyorum.
"Hatırlasana"yı apansız gidiveren sevgililer için ben yazmışım gibi geliyor.
"Süper Babaanne"de anlatılan sevginin içinde buluyorum kendimi sanki…
“Gülpembe"yi duyunca çok sevdikleri insanları apansız kaybedenler geliyor aklıma… Onların bu şarkıda nasıl da ince bir üslupla anlatıldığını yıllar geçtikçe daha iyi fark edip anlıyorum.
Anlıyorum ve içim cız ediyor.
Her şarkısı, binlerce yıllık Türk kültüründen, Türk insanından, senden, benden, bizden izler taşıyordu. Sadece bizde değil, dünyanın dört bir yanında "bizi, bizimle anlatarak" uzak ülkelerde de izler bıraktı.
Yeri geldiği için bunu anlatmam gerek.
Rahmetli Yaşar Kemal ustamız bir röportajında anlatmıştı. ABD’de Arthur Miller’ın başkanlığını yaptığı bir konferansta Yaşar Kemal’e sorarlar:
“Siz ömrünüz boyunca Çukurova’yı mı yazacaksınız?”
Yaşar Kemal, kendinden gayet emin, ibretlik bir cevap verir:
“Kendi Çukurova’sını yazmayan hiçbir yazar yok… Sayayım mı? Tolstoy, Dostoyevski, Balzac, Stendhal, Dickens, Joyce, Kafka… Bunların hepsi kendi Çukurova’sını yazdı.”
Barış Manço da aslında kendi Çukurova’sını yazanlardandı.
Şarkılarıyla…
Orada var olan ne kadar "değer" varsa şarkılarında da o vardı.
Kendine özgü kişiliği ile kimimizin ağabeyi, kimimizin amcası, oğlu, torunuydu.
Nihayetinde Barış Manço, bizden biriydi.
Cenaze törenini bugün gibi hatırlıyorum. Mikrofon uzatılan herkes "Barış Ağabey... Barış Amca...” veya sadece “Barış" diye bahsetmişlerdi kendisinden.
Tıpkı yaptığı televizyon programının adı gibi 7’den 77’ye herkesin gönlünde bir yeri vardı.
Bununla birlikte temsil ettiği düşünülenlerin kuru kuruya borazancısı ya da istismarcısı olmamış, onları eserlerinde anıtlaştırmıştı.
Hadi onu herkese seslenen gür sesi ile duyabildik.
Ya fark edilmeyen ya da hak ettikleri yeri yeterince bulamadan bu dünyadan göçen değerlerimiz...
Besteleri ile gönül dünyamıza şekil veren Bir Bekir Sıtkı Sezgin’i, bir Alaeddin Yavaşça’yı kaçımız tanıyoruz? Küçük mutlulukların sade ama bir o kadar da derin şairi (ki ben kendisine “küçük zannedilen büyük mutlulukların şairi” diyorum) Ziya Osman Saba, günümüzde saf ve beklentisiz sevgisini anlatacak okur buluyor mu sizce? Ya ‘gönlünü Bingöl Çobanlarına yayla yapan’, ayrılık ve hasret şairi Kemalettin Kamu, nerede?
Ya biz neredeyiz?
Barış Manço, kısa ve vurucu sözlerin, onlara uyum sağlayan nağmelerle buluştuğu her şarkısında ne kadar çok şey anlatmıştır inceden inceye…
‘Unutma ki dünya fâni...’ diyerek bu dünyanın ‘fâni’ olduğunu hatırlatmıştır; ‘Allah’ın verdiği canı almak sana mı kaldı Osman?’ diyerek son nefese kadar hayata asılmak gerektiğini...
Sadece bu iki mısrada dahi dengenin, hayatımızdaki tartışmasız gerekliliği nasıl da net ifade edilmiştir değil mi?
O şarkılardan çok şey öğrendik; kuşak kuşak da öğrenmeye devam ediyoruz aslında...
Sadece o şarkılarda anlatılan “bizden” çok uzakta olanlar muktedir uzunca bir süredir…
Kurtalan Ekspres’in bas gitaristi Ahmet Güvenç’in Barış Manço’nun çocuklarla yaptığı “Adam Olacak Çocuk” programı ile ilgili anlattığı ve beni de en az onun kadar etkileyen hatırasını seninle de paylaşayım sevgili okurum.
Barış Manço, başlarda bu programı piyano eşliğinde yapmaktadır. Bir iki yılın ardından Ahmet Güvenç ve 2009’da yitirdiğimiz, grubun diğer gitaristi Bahadır Akkuzu’yu (kendisini de rahmetle anmak isterim) çağırır ve “Artık siz de katılın programa.” der.
Usta müzisyenler şaşırır hatta Ahmet Güvenç “Barış’çığım, ne yapacağız biz orada, koskoca Kurtalan Ekspres olarak mini mini bir kuş mu çalacağız?” diye itiraz eder.
Barış Manço’nun, Ahmet Güvenç’i fazlasıyla etkileyen cevabı çok şey anlatmaktadır.
“Ahmet’çiğim, öyle düşünme, şöyle düşün!” der ve devam eder:
“Biz çocuklara öyle saygı duyuyoruz ki, Ahmet Ağabeyleri, Bahadır Ağabeyleri onlara eşlik ediyor.”
Bundan fazlasını söylemeye gerek yok sanıyorum.
Ruhun şad olsun Barış Ağabey!
Haftanın Notu:
500 bin TL ile geçinemeyen vekil, o parayı emeklilere versin de biraz da emekliler “geçinemesin(!)”
6 Şubat 2023: Kara gün! Depremzedelerin, vatan toprağını arsa olarak görenlerin eline düşmüş olmaları bitmeyen kapkara bir gece…




