(30 Ağustosta Niçin Bayram Yapıyoruz?)

“Bayrak” şairimiz Arif Nihat Asya, “ONLAR” şiirinde, “Onlardan kaldı bu toprak.../ Biz gezip tozmayalım mı? / Yabanlar kıskanır diye / Destan da yazmayalım mı?..” diyor.

Yabancı bir ülkeye gittiğinizde, size, "kimsiniz?" diye sorarlarsa, "Türküm" dersiniz.

Her Türk, tarihini ve kendisinin kim olduğunu bilmek zorundadır. Kimlik ve kişilik, bir insan için gerekli olduğu kadar, bir millet için de önemlidir ve gereklidir.

Bugün 30 Ağustos...Türkün, "millet" ve "vatan" olarak adının ve soyadının tescillendiği gündür...

Sizler, bugün, koronavirüs sıkıntısı içerisinde olmakla birlikte, gündelik işlerinizin telaşı, endişesi, heyecanı içerisinde olacaksınız. Kiminiz doğum günü kutlayacaksınız. Kiminiz rızkınızın peşinde koşacaksınız. Kiminiz de kahvenizi yudumlayarak gazetenizi, kitabınızı okuyacaksınız.

Her biriniz yaşayışınıza dair bir koşuşturmaca içerisinde gündeminizdeki konularla meşgul olacaksınız.

Yaşama sevincinizle, sağlığınız için aldığınız nefese şükür duaları göndereceksiniz.

Kısacası, bütün bunları yaşamanızın ve bugünleri görmenizin milli bayramımız sayesinde olduğunu düşüneceksiniz. “Milli bayramımız olmasaydı, dini bayramlarımızı da yaşayamayacaktık” diyeceksiniz.

Bir milletin kurtuluşunun ve yeniden kuruluşunun, 1915 Çanakkale Destanıyla başladığını, 30 Ağustos 1922 Zafer Bayramı ile kesinleştiğini anlayacaksınız.

Bugün 30 Ağustos... "Niçin bayram yapıyoruz?" diye düşünmemiz ve sorgulamamız için bu günü, güzel bir fırsat olarak değerlendirmemiz gerekir.

Bu sorumun cevabında (anlamında ve amacında) endişesi olanlara şunları hatırlatmak isterim.

Siz, bundan 98 yıl önce bugün, sizler bu günleri yaşayasınız diye yaşamayı düşünmeyen insanların olduğunu biliyor musunuz? Kararlı kahramanlıklarını hatırlamayı, mucizevi destanlarını bilmeyi istemez misiniz?

Siz; azın çoğa, haklının haksıza, vatanseverlerin istilacılara, mağdurların mağrurlara, mazlumların zalimlere karşı verdikleri mücadeleyi duydunuz mu?

Siz; imkânsızlığın ve çaresizliğin güneşin doğuşu ile başladığını, batışı ile bitmediğini biliyor musunuz?

Siz; bir milleti yok etmek için tarihinin, vatanını ele geçirmek için coğrafyasının değiştirilmek istendiğini biliyor musunuz?

Siz; "Biz, bu imkânsızlıklar içerisinde, bu savaşı nasıl kazandık?", istilacıların ise, "Biz bu savaşı, bu şartlarda nasıl kaybettik?" dediğini, sırrı hâlâ çözülememiş bir mucizenin gerçekleşmiş olduğunu biliyor musunuz?

Siz; "Ben size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum" demenin azmi ve kararı ile, önündekilerin öldüğünü gören, kendisinin de az sonra şehit olacağını bilen ve bile bile dualarla ölüme giden Mehmetlerin destanını biliyor musunuz?

Siz; cephede açlıktan midelerinin sancısını dindirmek için, ayaklarındaki kurumuş deri çarığı, küçük parçalar halinde kesip yakınındaki birikmiş kirli suda yumuşatmak için ıslatarak yiyen çaresiz insanların çırpınışlarını biliyor musunuz?

Siz; cepheye giden öğrencileri dönmediği için mezun vermeyen okulların olduğunu, "Vatan için kurban olsun" diye kına yakılan kuzuların bulunduğunu, taşlı Tokat yollarında, gözü yaşlı anaların 15’li yavrularını askere yolladığı duygu dolu gönüllerdeki sevdaları biliyor musunuz?

Siz; kızgın güneşin kavurduğu çöllerden, düşman zırhlılarının ateşi altında cehenneme dönen Çanakkale’ye, Türk’ün ölüm kalım savaşı verdiği Sakarya’dan Dumlupınar’a kadar hayatını milletine adamış olan efsane kahramanların hayat hikâyelerini biliyor musunuz?

Siz; kurtuluş umudu taşıyan Bandırma vapurunun, Karadeniz’in azgın dalgalarını hiçe sayan, adeta dalga geçen umursamazlığındaki kararlılığını biliyor musunuz?

Siz; Oğuz Kağan, Ergenekon, Bozkurt gibi pek çok destanlarımızın olduğunu, Çanakkale Zaferi’nin, Kurtuluş Savaşı Destanı’nın yaşayışımızın belgesi, topraklarımızın tapusu, varlığımızın sebebi olduğunu biliyor musunuz?

Siz; şairin "Hadi artık uyuyan destanını uyandır. Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın" diye yazdığı şiirin sebebini biliyor musunuz?

Siz; dünyanın yakından tanıdığı, hayran olduğu, kıskandığı, yüzyılın en büyük devlet adamı olarak kabul ettiği; adına şiirler yazılan, türküler söylenen sarı saçlı, mavi gözlü gazinin, askerin, komutanın, hatibin, liderin, önderin kim olduğunu biliyor musunuz?

Siz; 30 Ağustos’un, 29 Ekim’in, 23 Nisan’ın, 19 Mayıs’ın niçin milli bayramımız olduğunu ve neden kutladığımızı biliyor musunuz?

Evet, çok doluyum, daha çok şeyler söylemek istiyorum. Sizlerin, "biliyorum" dediğinizi duyuyorum. Milli günleri, manevi ruhla yaşamanızı diliyorum.

Vicdan, ahlâk, duygu, düşünce, heyecan, anlayış, onur ve gurur sahibi olanlar, "ben insanım" diyenler, ne mutlu size...

Son Türk devletinin kurtuluş ve kuruluş günü ile bizlere bu bayram günlerini yaşatan başta Türkün atası büyük Türk Atatürk’ü ve şehit atalarımızı rahmetle yad ediyorum ve saygıyla anıyorum. Dualarımla minnet ve şükran duygularımı ifade ediyorum. "Anlamak" ve "aramak" düşüncesi içerisinde olmamız gerektiğinin bilinmesini istiyorum.

Bayramınız kutlu olsun, Türk milleti mutlu olsun, geleceğimiz umutlu olsun.

Özümüze Türklük gururu, ruhumuza İslam şuuru dolsun...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.